Biz, katilleri iyi tanırız. Onları tanımakta, dünyada uzmanız. Önce katliam, sonra ucu, bucağı birbirini tutmayan, binbir yalan dolambacında sebep, sonuç uydurmak onların işi…

Beyni gelişmediği için, kaslarıyla konuşanların yalanları, son Gever katliamında görüldüğü gibi nafile. Kimi yalanları üç gün, kimileri yıllar sonra, insanlık vicdanının kavi, kallavi tükrüğü gibi yüzlerine yapışıyor.
Kürdistan’da giriştikleri soykırımı, yıllar yılı, "isyan bastırma"  yalanına doladılar. Zilanlı, Bacer, Dersimli bebekler, isyancıydı. Bağlı tutulması gerekirken vahşinin, yeni doğmuş bebekleri süngü ucunda top gibi havada döndürmesi, "isyan bastırma"ydı.  
Böylesi onursuzluğu Hitler rejimi de, Güney Afrikalı beyaz ırkçılar da yapmadı.
İlk defa, "isyan yok, Kürt soykırımı var" gerçeğini yazdım diye hapse atmak için, dava açıp, peşime düştüler. Beni ele geçiremeyince, davayı derin dondurup, uygun anı beklediler. Recep Erdoğan’ın kişisel düşmanlarından intikam sözü olan "Dersim’de katliam yapıldı" açıklaması sonra geldi. Ama beni yaralayan, onların dava açması değildi. Beni tarihsel bilinci uçuk ve üstelik "solculuk" adına, "TC’yi de kurtarmaya aday" olan, tırnak içinde kimi Tuncelilerin "isyan yok, Kürt soykırımı var" tesbitim üzerine, bana karşı giriştikleri küfür salvosuydu.  
O küfürler, hala internette asıldır. Ulu Şeyhim, onurun çelik çekirdeği Şeyh Said’e hakaretler de…
Demem o ki, yara bere içindeki kimi Kürtler de yalanlarına ortak oldular. Tabiidir, bu. Dünyanın her yerinde çarpıtılmış kafaların örneği vardır. Ama gün oldu, harmanlar savruldu, altından ben haklı çıktım.
Bu kertede, ben susayım. Günün olayları hakkında, daha çok Yüksekova Haber’in yazarı M. Latif Yıldız konuşsun. Yıldız, 8 Aralık 2013 gününü yayımlanan ve tarihi bilinci uyandırmaya çalıştığı "Bomba, kurşun, kan ve oy" başlıklı yazısında şöyle diyordu:
"Cumhuriyet’in ve rejimin sicili kirlidir. 1920 – 1939 yılları arasında canlarına tak ettiği için isyan eden suçsuz, günahsız, çoluk, çocuk, yaşlı, kadın, erkek Kürtlere karşı toplu katliam olayları ile sınırlı kalmadı…"
Yıldız, devamında kurşuna dizilenlerin hikayesinden bahsediyordu. O dönem de, para, mevki makam karşılığında, katile yandaşlık edenler vardı. Kimileri ücret olarak milletvekili, kimileri belediye başkanı...
Onların soy devamı, bugün kirli, kanlı sistemin temsilcileri olarak belediye başkanı, milletvekilli, TRT şeş personeli...
AKP ise günümüzde yaşayan rejimin iktidar gücü. Üstelik, utanmazlık pazarında, halkı soykırımdan geçmiş, bebekleri süngü ucunda hoplatılmış, en son örneği Muş’un Azabkur’unda (Korkut) görüldüğü üzere gibi diri diri yakılmış Küristan halkından destek oyu isteyebiliyor.  
Bu utanmazlık, Kürtleri katiline aşık avanak, ahmak, geri zekalı yerine koymak, aşağılamak, Kürdün onurunu yerde sürüklemektir. Kaç kişi çıkar belimiyorum.
M. Latif Yıldız yazıyor:
"Hafıza kaybına uğrayanlara hatırlatmalar yapacağım. İki yıl önce 28 Aralık 2011 saat 21.30'da Roboskî’de (Uludere, Ortaköy) 34 Kürt çocuk F-16’ların saldırısı sonucu katledildi. Kürtlere sahip çıktığını söyleyen ve bu coğrafyada Kürtlerden oy talep eden AKP’nin iktidarında (...) bu güne kadar elle tutulan bir adım atılmamış, aksine ölenlerin yakınlarına cezalar verilmiş, kardeşleri hapse atılmıştı."  
Yüksekovalı M. Latif Yıldız "devlette zulüm devamlılığı" kuralını yazıyordu:
"6 Aralık 2013 bu satırları yazmaya oturduğum gün, Yüksekova’da (Gever) Orman mahallesinde 8 gerillanın mezarı saldırıya uğradı. Bunun üzerine MEYADER basın açıklaması yaptı. Polis akrep ve panzerler eşliğinde toplantıya gaz, bomba, plastik ve iddiaya göre mermilerle müdahale edince çıkan olaylarda esnaf Mehmet Reşit İşbilir (35) (amca) 6 kurşun, motor ustası yeğeni Veysel İşbilir (34) 3 kurşun ile katledildiler. (...) Devlet cinayetlerini bastırmak için, geçen yılın görüntülerini medyaya servis ettiği iddia edildi. Bu görüntüler üzerinden yandaş medya, (1990’ların görev aşkıyla A. K.) "PKK uzun namlulu silahlarla olaya müdahil oldu" dedi. Amca yeğenin esnaf olduklarını bildikleri halde, HPG’li olarak yansıttı. Kaymakam suskun, Valilik ve Emniyet amca yeğeni çatışmada öldürülen terörist gibi gösterdi. Kürde düşen ölüm; yönetici ve yandaş medya düşen savcı, hakim görevini üstlenerek bir katliamı daha polisin "görev tanımı" içinde göstermekti. Gever (Yüksekova) Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı İrfan Sarı’nın dediği gibi esnaf olan Reşit ve Veysel’in verdikleri vergilerin karşılığı onlara kurşun ve ölüm olarak geri döndü."
Mehmet Reşit ve Veysel İşbilir, iş yerinden çıkmış, evlerine giderken avlandılar. Onların kişiliğinde katiller sürüsü arttı.
Recep Erdoğan, kendi halkına ateş açan Şam ve Kahire rejimlerini, meydanlarda katil terörist ilan ediyordu. Ama TC rejiminin katilleri mükafat hak eden "vatansever"di. Roboskî katilleri kaçırılarak himayeye alınıyor, Uğur Kaymaz’ın katilleri ödüllendiriliyordu.
 Gever katillerinin ödülü, henüz açıklanmadı, ama katledilenler çoktan suçlu ilan edildi. Haberin var mı Kürt, katiller, Türk adaleti adına (cezayı uygulayan) infazcıymış...