1933 yılında ABD’de tuhaf bir cinayet vakası yaşandı. Üzerinden geçen o kadar yıla rağmen halen bu hikaye ve ardındaki ‘zihniyet’ birçok kitaba, belki de film veya diziye konu olmaktadır. Aslında günümüzde Rojava’da yaşananlarda birçok yönüyle bu tuhaf cinayet vakasıyla benzerlikler taşımaktadır.

ABD’de 1933 yılında ciddi bir ekonomik çalkantı devam ediyor ve içki yasağı halen ülkede devam ediyorken, bugünün New York’unda Tony Marino adlı bir adam yasadışı içki satıyordu. Fakat hem Marino’nun, hem de yakın arkadaşı Pasqua’nın ciddi anlamda nakit paraya ihtiyacı da vardı. Bu iki kafadar bu nakit para ihtiyaçlarına bir çözüm bulmuşlardı; herhangi biri adına sigorta yaptırıp, sonrasında bu sigortalıyı ortadan kaldırarak sigortadan gelecek parayla sorunlarını çözeceklerdi. Bu tuhaf hikayenin burasında bu kafadarlar kendilerine uygun bir maktul bulmuşlardı; Michael Malloy! Bu ekibin tasarısına göre sürekli Tony’nin yerine gelip içen ve ciddi bir alkolik olan bu adamı öldürmeleri halinde çok da fazla gürültünün çıkacağını ya da olayın peşine düşenlerin olacağını tahmin etmiyorlardı. Hedefi belirlemişlerdi; Malloy’u önce sigortalacaklar, ardından da ondan bir şekilde kurtulacaklardı.
Planı uygulamaya koyulduklarında Malloy’a üç ayrı sigorta poliçesi çıkartmışlar, her bir poliçede de kaza halinde iki katı tazminat alma maddesini ekletmişlerdi.
Bundan sonrası malum onu öldürme planları devreye konuldu; fakat uzun yıllar boyunca ne yaptılarsa Malloy’u hiçbir şekilde öldüremediler! İki kafadarla başlayan bu olay daha sonra üç ayrı kişinin de katılmasıyla sayı beşe çıkmıştı, fakat Malloy’u bir türlü öldüremediler. En sonunda ekibe altıncı kişiyi de aldılar! Ekibe dahil olan son kişi kiralık bir katildi… Hatta bu işe girmek için elli dolara ekiple anlaştığı rivayet edilmektedir.
Bu katil, fail ve ahmaklar topluluğu sürekli uğraşmalarına, gün aşırı plan yapmalarına ve Malloy’u öldürmek için antifiriz’den tutun da fare zehrine, motoryağından tutun da taksiyle ezmeye, bozuk sardalyeden tutun da kışın ortasında dondurmaya kadar aklınıza gelebilecek her türlü yolu denemelerine rağmen istediklerini bir türlü gerçekleştiremediler!
Bundan yaklaşık 81 yıl önce gerçekleşen bu olayın Rojava konusuyla benzerliğine gelince;
Yaklaşık 3 yıldır burada Kürt halkının ortaya koyduğu mücadeleye yönelik, Türkiye-Selefiler-DAİŞ ya da El Nusra gibi örgütler, KDP ve nihayetinde İsrail sürekli plan geliştirmekte, komplo üretmekte ve her fırsatta Kürtleri öldürmeye çalışmaktadır.
Tıpkı Malloy olayında olduğu gibi Kürtlerin kazanımlarını bir türlü ortadan kaldıramayan bu katiller-failler ve ahmaklar topluluğunun denemediği yöntem, uygulamadığı vahşet ve yürütmediği siyaset kalmadı.
Günümüzde dahi tüm dünyanın bildiği ve gördüğü haliyle; bu topluluk kendilerince “sigortanın poliçesini” alabilmek için daha çok plan yapmaya, her türlü imkanlarını kullanmaya ve bulabildikleri kiralık katillerle bu olayı çözmeye çalışmaktadırlar.
Her gün bu ekibin yaptıklarına ilişkin çeşitli bilgiler ve belgeler kamuoyuna yansımasına rağmen, bu taraflar olayla ilgisi olmadığını ve her şeyin Malloy olayında olduğu gibi görünürde bir “kaza” gibi gözükmesine büyük özen göstermeye çalışmaktadırlar…
Hatırlarsanız; F-4 uçağının düşürülmesi, düşen havan topları, Şah Süleyman Türbesi, sınırlara duvarların yapılması-hendek kazılması, Musul’un oldu bitti bir tarzla taraf değiştirmesi, Heron’ların Rojava’da sınır kontrolü adı altında YPG mevzilerini keşif etmeye çalışması, nihayetinde geçtiğimiz günlerde TSK’nın yaptığı açıklamayla sınırda öldürülen askerlerin “PYD tarafından öldürüldü” denilmesi…
İşte bugün Rojava’da yaşananlar-siyasetin oluşturduğu entrikalar birçok yönüyle Malloy olayına benzemektedir…
Hazır Malloy olayı demişken; Malloy’u öldürmeye çalışanlar amaçlarına ulaşamadılar… Her yerde boşboğazlık yaparak-sonuçlandıramadıkları bu cinayet planları ve teşebbüsleri dilden dile dolaşmaya başladıktan bir süre sonra polis tarafından hepsi sorguya tabi tutuldu. Ve bundan sonrasında her şey gün yüzüne çıkmaya başladı! Uzun süren davalar sonucunda bu altı katil-fail ve ahmaktan; biri vurularak, diğer dördü ise elektrikli sandalye de idam edilerek öldü… Bir tanesi ise uzun yıllar cezaevinde kaldıktan sonra, ölüme iyice yakınlaştığı bir anda serbest bırakıldı ve dışarı çıkar çıkmaz öldü!
Öyle görünüyor ki; Rojava’yla benzerlikler taşıyan bu hikayenin sonucuna benzer bir son da, Rojava’da ve Kürtler nazarında tekrardan bu katiller-failler ve ahmaklar topluluğuna yaşatılacak…