Kürtler ve ana yurtları Kürdistan sözkonusu ise eğer, Kemalisti, kendine solcu diyeni, din, iman püsküllü ahiret pazarlayıcı siyaset taciri, aç yaşayan işsizleri, "be mırtıl pexas" berdüşleri, avare aylakıyla ayak takımı, hırsızı, katili, soyguncusuyla tekmil karşı taraf, düşmanlıkta bir ve beraber oluyor, saldırı vaziyeti alıyordu.
Yüz yıldan beri, bu böyledir.
Sebep ise basittir: Kürtler, Faşizmin "tek millet" komutuna uyup kendini inkar etmiyordu. Tek kültür, tek dil dayatmasına direniyor, bayrağını, ülkesinin yönetimini istiyordu.
El konulmuş insanlıklarını istiyorlardı. Bu yüzden cezalandırılıyor, esir, köle ötesi muamele görüyorlardı. Esir ve köleden öte çünkü, köle ve esirlerin en azından dillerini kullanma özgürlükleri vardı. Kimlikleri inkar, yurtlarının adı yasak değildi.
Yasak ve inkar soykırımın adıydı.
Amerika kıtasını istila eden Avrupalıların dehşetini, Nazilerin vahşeti ve savaş alanlarının korku ve figanını anlatan romanlar, röportajlar, anı kitaplarını okumuş, filmler seyretmişsinizdir. Bütün kitap ve filmlerde, katillerin, hırsızlar, ölü soyucularının yanında, mutlaka bir "iyi oğlan" tipine de rastlarsınız. İnsanın vicdanıyla öne çıkıp vahşetin boyutlarını önleyen iyi oğlan, bazan bir generaldir, bazan herhangi bir subay, çavuş, onbaşı, sıradan bir asker, bazen de sivil bir görevlidir.
Gelin görün ki, TC tarihinde, vicdan hep ölüydü.
Boşuna aramayın, izini bile bulamazsınız. Kıyım, kırım ve yangınlar cangılında, bebek katilleri, tecavüzcüler, ölü soyucu ve ekmek hırsızları vicdanı hiç bilmediler. Hiç bir vicdanlı çıkmadı. Bu yüzden, vicdanı adına, insanklık uğruna başı belaya girmiş, bir tek "iyi oğlan" karekteri bulamazsınız. İlaç niyetine biri çıkmışsa bile, söylemlere geçmemiş, adı tarihe yazılmamıştır.
Onun için, dünya tarihinin "iyi oğlan" tiplemesi olan, vicdanın sedasından yoksundur, bu topraklar. İnsanlıktan çıplak…
Ancak, katilliğiyle övünenler, eserlerini gururla anlatanlar, sıram sıramdır. Tarihe geçmiş pek çok anlı, şanlı, eli kanlı General vardır. Kirlilik tarihi, bu tiplerle doludur.
Misal, Türk Genelkurmay Başkanlığınca yazılan "Kürtlere karşı kazanılmış zaferler"in resmi tarihinde, yakılan evlerin içinden fırlayan genç kadınların, askerlerle yüz yüze gelince, dönüp gerisin geri, alevlerin içine dalması, Türk askerinin çelikleşmiş yiğitlik ve mertliği olarak övülmektedir.
Dünya tarihinde, her şey var, ama benzeri övünme yoktur. Düşmanı, benzer şekilde korku delisi olarak aşağılamaya kalkışmak da…
İnsanlar diri diri yakıldı, topluca kırıldı, dereler ölülerle dolduruldu, ama DP iktidarının İsmet Paşa'yı kıstırmak için, Van-Özalp köylülerinin katili General Mustafa Muğlalı’yı kuyruğundan yakalayıp, hapse atmasından başka, hiç bir insanlık suçlusu ceza almamıştır.
AKP iktidarı, orduyu teslim almak için, önce güç yetirdiği generalleri, betonun ardına kilitleyerek süründürmüş, sonra "kandırıldım" deyip hepsini salıvermiş, Recep Erdoğan böylece "iyilik eden abi" olarak onları kucaklanmış, "sıkı ve sedakatli dostluk ittifakı" ardından gelmişti.
Dostların birbirini yalama dönemi ve dünün katı görünüşlü Kemalist Generalleri, yeni şekilleriyle halim-selim, yumuşak başlı, emre ittaatkar birer neferdi.
Jilet keskinliğinde ütülü pantolonları, namaz kılmaktan boru paçalıydı. Cami avlularında tabutların başında, Kemalist ruhla selam çakma yerine, Erdoğan'ın yanında avuçları göğe açık duaya duruyorlardı.
Kürdistan'da, 1990’larda Mafyalaşma dosyaları, ordunun fiyakasını bozuyordu. Çünkü herkesin savaşta bildiği kimi subaylar cinayetten, hırsızlıktan, soygun, tecavüzden sanıktı. Türk ordusunun subayları, kurbanlarını eşkıya yöntemiyle kuyulara atmak, taşların, kayaların altına gömmekle suçlanıyor, onca tanık varken dosyaları da kapanmıyordu.
Mafyatik kiri yıkamak, AKP iktidarına düşüyordu. Önce, Şükran Aydın adındaki genç kadına tecavüz ve 13 köylüyü katletmekten sanık Musa Çitil adındaki Albay paklandı. Beraat etmekle de kalmadı, başarılarının ödüllendirilerek generalliğe terfi ettirildi. Sonra Diyarbakır’a komutan atandı.
Silopi'de, 6 köylüyü izleri bulunmamak üzere kaybetmekle suçlanan General Mete Sayar da temize çıkarıldıktan sonra, Cizre’de 21 kişinin katlinden sorumlu Albay Cemal Temizöz’ün dosyası da raftan indirildi. Cinayetlere tanıklık edenlerin anlatımlarına rağmen Temizöz ve adamları Türk adaleti tarafından suçsuz, tertemiz "insan" ilan edildi.
Aynı akşam, Temizöz ve ekibinin beraatini haber veren bir televizyon kanalı, HDP’nin yönetim kadrosundan birini ekrana çıkarıyordu. Adam, Kürt oylarıyla Altan Tan ve Ertuğrul Kürkçü gibileri parlamentoya taşınınca Kürdistan sonu çözüme bağlanmış gibi "biz Türkiyenin partisiyiz" diyordu.
Oysa Kürtler hukuk arıyor, adalet arayışıyla yüz yıldan beri, başkaldırıyırdu.
Çabaları nafile kalıyor, katiller ödüllendiriliyordu, bu rejim tarafından. Her taraf katillerle doluydu. Sivili, üniformalısı…
Daha geçenlerde (7-8 Eylül'de), "Allahu ekber" diye bağıra bağıra Türk şehirlerindeki Kürtler, sivil giyimlilerin saldırısına uğramışlardı. Barbarlar, insan katlettiler, mallarını çaldılar, talan ettiler, götüremediklerini yaktılar. Eziyet gören, barınaksız kalan hayvanların yasını tutan Türk halkı, kör baktı, lal durdu. Eşiyle ileri geri sallanarak Filistinliler için ağlayan, Budistlerle çatışan Burma (Myanmara) Müslümanlarına bakınca yüreğinin yandığını söyleyen, kızdığı herkese alçak diye bağıran Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Kürtlere saldıran barbarlara bir "alçak lafı" bile etmedi. Çünkü, dünyanın gördüğünü o görmedi.
Katilleri görmezlikten gelen, onları ödüllendirenle yurttaş olmak da zulümdür. İnsani insan yapan değerlere hakaret…
Kürtler, bu hakarete karşı başkaldırı halindedir…