HDP’nin başarısıyla birlikte, tekçi ulus-devlet yerine bütün etnik grupların ve inanç topluluklarının birbirini anladığı, özgür ve demokratik yaşadığı, birliği güçlü hale getirdiği bir demokratik ulusun ortaya çıkması gerçeği vardır. Bu, halkların 100 yıllık mücadelesinin başarıyla taçlanmasıdır.
AKP’nin yaklaşımları, DAİŞ gibi çetelerle ilişkisi, mezhepçilik, Ortadoğu’da farklı kimliklere yönelik katliam risklerini daha da arttırmıştır. Alevilerin katliamlardan kurtulması için özgün örgütlenmeleri yetmez; mutlaka bir demokrasi ve özgürlük ittifakının içinde yer almaları, iki mücadeleyi birleştirmeleri gerekiyor.


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Alevilerin HDP içinde özgün örgütlülükleriyle temsil edilmesinin dönüm noktası niteliğinde olduğuna dikkat çekerek, “Şimdi, tekçi ulus-devlet yerine bütün etnik ve inanç topluluklarının birbirini anladığı, özgür ve demokratik yaşadığı, bu temelde de birliği güçlü hale getirdiği bir demokratik ulusun ortaya çıkması gerçeği vardır. Devletçi ulusa alternatif olarak demokratik ulus gerçeği ortaya çıkmıştır. Bu büyük bir başarıdır. Bu, Türkiye halklarının Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca verdiği demokrasi mücadelesinin başarıyla taçlanmasıdır” dedi.
AKP’nin genel politik hattının ve DAİŞ’le ilişkilerinin Alevileri hedef alan yeni katliamlar yapılması riskini güçlendirdiğini de belirten Karasu, bu tür katliamların engellenmesi için ayrı kimliksel örgütlenmenin yetmeyeceğini, ortak bir cepheyle Türkiye’nin demokratikleştirilmesi gerektiğini kaydetti.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu’yla söyleşimizin ikinci ve son bölümünde, HDP’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin Alevilerle ilişkisini ve AKP/DAİŞ tehdidi altında ne yapılması gerektiğini konuştuk.

7 Haziran seçimlerinde Alevilerin HDP’ye büyük bir ilgisi oldu. Ayrıca Aleviler, HDP’de kendi örgütlülükleriyle temsil ediliyorlar. Sivas Katliamı’nın hedeflerini boşa çıkaran gelişmeler olarak görülebilir mi bunlar?

Kuşkusuz 7 Haziran seçimleri, Alevilerin tarihi açısından bir dönüm noktası olacaktır. Aleviler tarih boyunca kendi kimlikleri, kültür ve inançlarıyla kabul edilmemiştir. Hele siyasal alanda kendi kimlikleriyle kabul edilmeleri yoktur. Aksine iktidarcı siyasetin zirveleşmesi olan devletler, tamamen egemen din ve mezheplerin temsilcileri olmuşlar; diğer din ve mezhepleri yok etmeye çalışmışlar ve onlar üzerinde baskı kurmuşlardır. Tarih boyunca Aleviler bunu hep yaşamıştır. Devlete bulaşmamışlar, devletten uzak durmuşlar, komünal demokratik yaşamlarını kendi kanaat önderleri olan mürşitler, pirler, rayberler, seyitler ve dedelerle sürdürmüşlerdir. Böylece kendi özelliklerini korumuşlardır.
Aleviler ve Alevileri temsil eden inanç önderleri devletten uzak bu yaşamlarını sürdürürken hiçbir zaman kendi kimliklerini iktidarcı devletçi sistem karşısında açık savunamamışlardır. Ya da egemen din ve mezhep karşısında açıkça ortaya koyamamışlardır. Özellikle cumhuriyet tarihiyle birlikte kıra dayalı eski toplumsal yaşamın çözülmesi, daha doğrusu merkeziyetçi ulus-devletçi anlayışın ortaya çıkmasıyla birlikte Aleviler daha büyük sıkıntı yaşamıştır… Merkezileşen ulus-devlet, tüm köylere kadar nüfuz etme eğilimindedir. Cumhuriyet böyle bir eğilim ve örgütlenmeyle bütün her yere nüfuz ederken farklı kimlikleri kabul eden bir yaklaşım içinde olmamıştır… Ulus devletçi anlayış Türkiye Cumhuriyeti’ne hakim olunca Kürtler için de, Aleviler için de, Êzîdîler için de, Süryaniler, Gürcüler, Çerkesler, diğer etnik ve inançsal topluluklar için de gerçekten bir eziyet, bir eza dönemi başlamıştır.
Kürt halkının özgürlük mücadelesi ise sadece Kürt halkının özgürlük mücadelesi olmamıştır. Türkiye devletinin tekçi ulus devlet anlayışına karşı tek kimlikli toplumsal ve siyasal anlayışa karşı da bir mücadele olmuştur. Bu yönüyle ulus devletçi zihniyeti kıran, farklı etnik ve dinsel toplulukların da var olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkaran bir mücadele olmuştur. Bu mücadelenin zaferi de 7 Haziran’da başarıyla taçlanmıştır. Kuşkusuz bu sadece Kürtlerin başarısı ve zaferi değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler dışındaki farklı etnik ve inanç toplulukları da bu tekçi ulus devlete karşı mücadele vermiştir. Bu tekçi ulus devletin uygulamaları ve politikaları karşısında rahatsızlıklarını, reflekslerini şu veya bu biçimde ortaya koymuşlardır. Ancak şu da takdir edilir ki Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ulus-devletçi zihniyete karşı en büyük mücadeleyi Kürtler vermişlerdir. Yine Cumhuriyet tarihindeki büyük dört direnişten ikisi Alevi Kürt direnişidir. Kürtler hem etnik olarak hem de inançsal olarak ulus-devlete karşı direnmişlerdir.
Şimdi, tekçi ulus-devlet yerine bütün etnik ve inanç topluluklarının birbirini anladığı, özgür ve demokratik yaşadığı, bu temelde de birliği güçlü hale getirdiği bir demokratik ulusun ortaya çıkması gerçeği vardır. Devletçi ulusa alternatif olarak demokratik ulus gerçeği ortaya çıkmıştır. Bu büyük bir başarıdır. Bu, Türkiye halklarının Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca verdiği demokrasi mücadelesinin başarıyla taçlanmasıdır.
 Bu çerçevede Alevilerin ilk defa Alevi kimlikleriyle, hatta sadece Alevi kimlikleriyle değil Alevi örgütlerin temsilcisi olarak Meclise girmeleri, tarihi önemde bir olaydır. Eksiği, yetersizliği olabilir ama en azından 4 Alevi vekil Alevi örgütlenmelerinin temsilcileri olarak Meclis’te yer almıştır. Bundan daha büyük gelişme olabilir mi? Kuşkusuz önceden de Türkiye meclisinde Aleviler vardı, ama ilk defa Alevi birey olarak değil, Alevi örgütlerinin temsilcileri, hatta sorumluları, yetkilileri olarak Meclis’e girmiştir.

Hareketinizin Alevilerle kurduğu ilişkinin bu düzeyin oluşmasında etkisi nedir?
Kürt Özgürlük Hareketi başından beri Aleviliğe ve Alevilerin sorunlarına doğru yaklaşmıştır. Alevileri bir kimlik olarak ve baskı gören ve ezilen bir inanç olarak kabul etmiştir. Bu nedenle de Alevilerin ayrı örgütlenebileceği düşüncesini 1990 yılında açıkça ortaya koymuştur. İnsanların, toplulukların sadece tek kimlikli olmayacağı, farklı kimlikler temelinde de örgütlenebileceğini kabul etmiştir. Alevi Kürtler, hem Kürtlükleri temelinde özgürlük ve demokrasi mücadelesi verebilirler hem de Alevi kimlikleri temelinde inanç sorunlarını örgütleyebilir ve gündeme getirebilirler. Bunlar birbirlerinin karşısına konulacak olgular değildir, aksine birbirini güçlendirecek olgulardır. Bir Kürt, Alevi’nin sorununu savunmadan kendi özgürlük ve demokrasi mücadelesinde samimi olabilir mi? Ya da bir Alevi, Kürtlerin hakları ve özgürlüklerini savunmadan kendi özgürlük ve hak mücadelesinde samimi olabilir mi? Olamaz.
Önder Apo’nun Aleviler konusunda çok önemli değerlendirmeleri bulunmaktadır. Bu yönüyle bu gelişmelerin ortaya çıkmasında Önder Apo’nun bütün farklı kimliklere, etnik ve dinsel kimliklere yaklaşımının rolü belirleyicidir. Eğer bugün Kürdistan ve Türkiye’de farklı etnik ve dinsel kimlikler kendilerini korumuşsa, kendi örgütlenmeleriyle var olmuşsa, bunda Önder Apo’nun öncülüğündeki Özgürlük Hareketi’nin rolü belirleyicidir. Bunu hiç kimse inkar edemez. Önder Apo’nun deyimiyle, bu anlamda yapılanları mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez.
Aleviler de haksızlık ve zulüm görmüş bir topluluk olarak her zaman haktan, adaletten ve eşitlikten yana bir topluluk olarak tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi’nin de, HDP’nin de hakkını takdir edeceklerdir. Bundan sonra HDP’nin gerçek bileşeni ve sahibi olarak bu demokratik ulus partisi içinde yer alacaklardır. Bu çerçevede devletin Alevi politikası artık boşa çıktı diyebiliriz. Bu bir başlangıçtır. Bu seçimden sonra Alevilerin HDP’ye kaymaları daha da fazla gerçekleşecektir. Artık bilinçli Alevileri devlete yedeklemek mümkün değildir.
Aleviler içinde en politik, en bilinçli toplum kesimlerinin başında Dêrsim gelmektedir. Dêrsim’in tercihi de ortaya çıkmıştır. Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olmasına rağmen 2 milletvekilinin HDP tarafından alınması Dêrsim şahsında Alevilerin tercihinin ne olduğunu, bundan sonra devlete nasıl yaklaşacaklarını ortaya koymuştur. Bu vesileyle 7 Haziran seçimlerinde Dêrsim’in tutumuyla birlikte 1938 katliamındaki travma da aşılmıştır. Artık kendi kimliğine ve kültürüne sahip çıkan Dêrsim, 1938 soykırımını da, bu soykırımın amaçlarını da boşa çıkararak yeni bir Dêrsim tarihi başlatmıştır.

Bugün en çok tartışılan konuların başında DAİŞ geliyor. Hareketiniz ve basın, AKP’nin DAİŞ’le ilişkilerini birçok kez belgelerle ortaya koydu. Bu gerçeklik, Türkiye ve Kürdistan’daki Aleviler için yeni katliamlar riski yaratıyor mu?

AKP’nin politikaları Sivas, Maraş ve başka katliamlar gibi katliamları her zaman gündeme getirebilir. Çünkü mezhepçiliği daha da derinleştiren bir politika izliyor; politikasını mezhepçilik üzerine kuruyor. Hele bugün Ortadoğu’da mezhepçilik ve etnik milliyetçilik üzerine kurulan politikaların nasıl canavarca katliamlar açığa çıkardığı ortadadır. En son Kobanê’de siviller vahşice katledilmedi mi? Camileri bile farklı mezheplere ait olduğu için bombalayan bir zihniyet Ortadoğu’da yok mu? Yani artık kendisinden olmayan herkesi yok eden bir zihniyet, Ortadoğu’da heyula gibi dolaşıyor. Şengal’de de bu durumu gördük.
Bu DAİŞ’le kim ilişkili? AKP Hükümeti. Hatta bizzat devlet, DAİŞ’le ilişkili. AKP Hükümeti ile DAİŞ ilişkisinin gizlenecek bir yönü kalmamıştır. Erdoğan istediği kadar “yok” desin. Söylemleriyle ve tutumuyla DAİŞ‘le ilişkili olduğu ortadadır. Kimse AKP’ye iftira etmiyor. Kendisi bir tercih yaparak DAİŞ’le ilişki kurmuştur.
AKP Hükümeti’nin DAİŞ’le sıkı ilişki içinde olması Türkiye’de de DAİŞ zihniyetinin gelişmesine neden olmuştur. Çünkü mezhepçi yaklaşım bu tür insanlık dışı örgütlere gelişme zemini sunar. Ortadoğu’da zaten mezhep düşmanlığı almış başını yürümüş durumda. Bu ortamda tabii ki Aleviler üzerinde tehlikeler artmıştır. Mezhepçiliğin geliştiği bir Ortadoğu’da nüfusu diğer mezhep ve inançlara göre az olan bir topluluk, tabii ki tehlike altındadır.
Bakurê Kurdistan ve Türkiye’de Alevilerin bulunduğu coğrafya, aynı zamanda mezhepçiliğin her zaman için kışkırtılabileceği bir coğrafyadır. Türkiye’deki siyasi durum, AKP’nin yaklaşımları; dinci mezhepçi zihniyeti Türkiye’de geliştirmesi, Ortadoğu’da DAİŞ gibi çetelerle ilişkisi, Sünni-Şia mezhebine dayalı mezhepçilik, yine DAİŞ’in ve Sünniliği esas alan örgütlerin farklılıklara tahammül etmemesi bu tehlikeyi daha da arttırmış bulunmaktadır. “Böyle bir tehlike yok”, “Ortadoğu’da oluyor ama Türkiye’de olmaz” dersek büyük bir gaflet içine girmiş oluruz. Çünkü AKP’nin politikaları, bu tür mezhepçi, farklı etnik ve inanç guruplarına düşman olan bir kuşak şekillendirmiştir. Böyle bir kuşağın ortaya çıkmasına AKP öncülük etmiştir. Esnafları ulus-devletin tekçi zihniyetini sahiplenen “Alperenler” olarak değerlendirmiştir. Böylece farklı etnik ve inançsal topluluklara, farklı siyasi görüşten olanlara karşı bir kışkırtma yapmıştır. İmam Hatip mezunlarını diğer ortaöğretim okullarından mezun olanlara göre üstün tutan bir yaklaşım içinde olmuştur. Bütün bunlar tabii ki Aleviler dahil tüm farklı etnik ve inanç toplulukları için her türlü tehlikeyi ortaya çıkarır.
Tehlikeleri önlemenin tek yolu, demokratik ulusa dayanan, yani farklı etnik ve inanç topluluklarının özgür ve demokratik yaşamını kabul eden bir zihniyetin ve siyasi sistemin ortaya çıkmasıdır. Demokratik ulusa dayalı bir zihniyet ve siyasi sistem ortaya çıkmadığı müddetçe Aleviler başta olmak üzere tüm farklı inanç gruplarının ve etnik toplulukların her zaman katliamlarla karşılaşma tehlikesi bulunmaktadır.


Ülke demokratikleştirilmeden kimse güvencede olmaz

Peki Alevilerin mevcut örgütlülük ve bilinç düzeyleri katliamları engellemek için yeterli mi?
Yeterli olduğu söylenemez ama önemli bir gelişme sağlanmıştır. Alevi örgütlenmeleri gelişiyor. Alevi toplumu ancak örgütlü olarak kendini var edebileceğini, kendini geleceğe taşıyabileceğini görüyor. Bu yönüyle başka kimliklerin yanında Alevi kimliği temelinde örgütlenme ve bu yönlü taleplerini dile getirme konusunda gelişme yaşanmaktadır. Ancak şu açıktır ki, Aleviler sadece kendileri örgütlenerek, Alevi örgütlenmeleri yaparak katliamları ve soykırımları önleyemez, tehlikeleri bertaraf edemez. Hem kendi örgütlülüklerini oluşturacaklar hem de Kürdistan ve Türkiye’deki demokrasi güçleriyle ortak hareket edeceklerdir.
Bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi ittifakının içinde olmadan, bu ittifakın güçlü bir parçası olmadan, hatta güçlü bir demokrasi ittifakının oluşmasına öncülük etmeden tehlikeleri bertaraf etmek mümkün değildir. Güçlü demokratik ittifak anlayışını, bütün demokrasi güçlerinin ittifak içinde olmalarını en fazla da Aleviler istemelidir; Süryaniler, Êzîdîler gibi topluluklar istemelidir. Yani katliamlarla, soykırımlarla karşı karşıya olan topluluklar kesinlikle demokrasi mücadelesinin parçası olmalı ve demokratik mücadelenin ortak yürütülmesini sağlayacak oluşumların, örgütlenmelerin, ittifakların hem parçası hem de aktif sağlayıcısı olmalıdır. Böyle olursa doğru bir örgütlülük ve siyasal mücadele içinde olurlar.
Kuşkusuz Aleviler farklı partiler ve örgütlenmeler içinde yer alabilirler. Çünkü tek kimlikleri yoktur. Bir siyasi parti içinde yer alabilirler ama Alevi örgütlenmeleri herhangi bir siyasi parti ve siyasi örgütün yerine geçmez. Bu açıdan örneğin Kürdistan’da Alevi Kürtler, hem Kürt Özgürlük Hareketi içinde yer alırlar hem de kendi Alevi örgütlülüklerini kurabilirler. Bu ikisi de gereklidir. Hem kendi inanç örgütlenmesini yaparak kültürel özerkliğini elde etmek, Alevilikle ilgili kendi karar verme gücüne ulaşmak hem de Aleviler olarak varlığını güvenceye almak için demokrasi mücadelesi ve siyasal mücadele içerisinde aktif yer almak… Aleviler bu ihtiyacı görmelidir. Demokratik siyasal mücadele olmadan, bu mücadele güçlü yürütülmeden Alevilerin kendi özgür ve demokratik yaşamlarını kazanmaları mümkün değildir.
Aleviler bu bilinçle geçmişte sol örgütlerin, sosyalist örgütlerin, en başta da Hareketimizin içinde yer aldılar. Hala da mücadelemiz içinde yoğun olarak yer almaktadırlar. Çünkü özgürlük mücadelesi içinde yer almadan, özgürlük ve demokrasi mücadelesi gelişmeden, sadece özgün Alevi örgütlenmeleriyle özgür ve demokratik yaşamı kazanmak mümkün değildir. Ama Aleviler kendi örgütlülüğüne kavuşmadan da bu özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde kendini var etmede eksiklikler yaşayacaklardır. Bu yönüyle demokrasi mücadelesi içinde örgütlü topluluk olarak, kendilerini örgütlemiş olarak yer almaları, hem demokrasi mücadelesini güçlendirecektir hem de bu demokrasi ve özgürlük mücadelesinin sonucunda Aleviler, kendi varlıklarını gerçek anlamda sürdürecek bir özgür ve demokratik yaşama kavuşacaklardır.
Alevi örgütlerinde tabii ki bilinç yetersizliği var. Bir kere şu açıktır. Alevilerin örgütlenmeleri yeni olduğu için birçok konuda yetersiz zihniyet ve bilinçler var. Yine örgütlülük konusunda yanlışlıklar yapılmaktadır. Çok parçalı bir Alevi örgütlenmesi vardır. Çok parçalı bir Alevi örgütlenmesi olduğu gibi, Alevilerin kendilerine, farklı kimliklere, siyasal mücadeleye, demokrasiye, devlete birçok konuda yaklaşımda yetersizlikler bulunmaktadır. Bunlarla birlikte en önemlisi de özgürlük ve demokrasi mücadelesine yaklaşımdaki ve katılımdaki yetersizlikler de tabii ki Alevilere yönelik katliamları önlemede zaaflar olarak görülmelidir.
Demokrasi ve özgürlük mücadelesi gelişmeden, Türkiye demokratikleşmeden Aleviler kendi yaşamlarını güvenceye alamazlar. Farklı etnik ve dinsel toplulukların güvencesi, şu veya bu gücün desteği değildir. Şu veya bu güce dayanarak Aleviler kendilerini güvenceye alamazlar. Bugün şu devletin, şu siyasi gücün desteğiyle biraz yürüyebilirler ama yarın şu devletin şu siyasi gücün desteği kesilebilir. Ama bir ülke demokratikleşirse, etnik ve dinsel varlıklarını güvenceye alabilirler. Demokratikleşen ülke demek, farklı etnik ve dinsel kimlikleri kabul eden ülke demektir. Demokratikleşmek demek, geriye dönüşü olmayan demokratik ve özgürlükçü bir toplumsal ve siyasal yaşama adım atmak demektir.

Türkiye’nin demokratikleşmesini güvence olarak görürken de sadece kendi haklarını düşünmemeliler. Başta Kürtler olmak üzere bütün farklı etnik ve inanç topluluklarının hakları tanındığında demokrasinin olacağının bilinmesi gerekir. İşte o zaman demokratikleşme, Aleviler için gerçek bir güvence haline gelir. Yoksa farklı kimliklerin, inançların varlığının güvencede olmadığı bir ortamda Alevilerin de varlığı güvencede olamaz. Farklı etnik ve inanç topluluklarının varlığı ve özgürlüğünün güvencesi olmadığında Kürtlerin de varlığı ve özgürlüğünün güvencesi olamaz. Yoksa birileri özgür olacak, birileri diktatörlük altında kalacak, böyle bir şey olamaz. Başka kimlikler üzerinde diktatörlük yapan, Aleviler ve Kürtler üzerinde de diktatörlük yapar. Bu açıdan demokrasi ve özgürleşmeyi bütünsel olarak ele almak gerekir. Aleviler de bir bütün olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve tüm Türkiye’deki demokratikleşme sorunlarının çözülmesi için hem kendi örgütlenmelerini güçlendirmelidir hem de demokratik, siyasal mücadele içerisinde yer alarak özgürlük ve demokrasi mücadelesinin aktif gücü haline gelmelidir. Ancak böyle yaklaştıklarında katliam tehlikesi ortadan kaldırılabilir.

BÊRÎTAN SARYA
BEHDÎNAN