Mevsim normallerine uymuyor hayatın nabzı. Yine kara bulutlar kapladı her yeri. Şimdi sonbahar ve yine katliam mevsimi.

Her şey o kadar dokunaklı ki, hüzün kokuyor her yer. Gördüğün, duyduğun her ne varsa hepsi acıya kurmuş kendini.

Yüreğimizin resmi ve gizli tarihinde bize kahramanlar ve soytarılar bahşeden hayat, yeni dekorlarla değiştiriyor sahnesini. Yeni oyunlar sahneleniyor. Yeni roller biçiliyor can evimizde.

Yalanların sonsuzunu oluşturan sesleri duyuyor musunuz? Zulmü reva görenleri görüp kedere boğuluyor musunuz? Hüznümüzü bile kirletmeye çalışan görüntüleri görüyor, demeçleri duyuyor musunuz? İçiniz acıyor mu?

***

Provasız oynanan bir oyun gibi,yine tepeden tırnağa hüzün sarmış varoşlarımı, acı ata yadigarıdır sanki. Utanca karşı zırhla kaplanmış bir sinsi zaman. Eski bir alışkanlıktır burda, acılar emziriyor gecelerimi. Diyarı gurbetteyim sanki, sürgünde sanıyorum kendimi.

Anılar uykusuzluğun içinden süzülür gelir... Sararmış bir fotoğraf gibidir, donmuş bir surettir hayatın her karesi. Bulaşıcı bir hastalık gibidir, her mevsim yürürlüktedir. Nereden vuracağını kestiremezsin. Şakakların zonklar, sıgaran zehir zemberek, gözlerinde gel-gitler, yüreğin dilim dilim.

Bulaşıcı bir hastalık gibidir, alışmak kötü şeydir. Anılar süzülür gelir gecenin karanlığından. Tazelenir sargılar, yaralar alevlenir. Gelir oturur yangının orta yerine, yerleşik bir acı olur, geceye siner vurulmuş bir çocuğun açık kalmış gözleri.

Kalbimizin atışlarıyla hayatın ritmi arasındaki uyumun sağlandığı anlar seyrektir burda. Bazen herşey ağır gelir, dibe vurmaktan yorulur insan. Yokuşlara vurur kendini, çıkmazlara girer, şarkısını yitirmiş gibi olur.

Bir çığlığı emzirir bütün sözcükler, bir tortu olur yüreğimizde oturur. Bazen hayata karşı bir susuşu oynar zaman. Bizi can evimizden vuran kayıplar, yaşanan büyük acılar.

***

Zamanın içinde savrulmuş mekansız düşler gibi hep kaçak bir yerlerden, hep sürgün bir yerlere. Sılasız ve yurtsuz. Söylenecek hiçbir sözün adrese teslim edilemediği bir yerdeyiz. Şimdi her sözcük kendi dar anlamını aşan bir yoğunluk içinde. Nice kalem yazmaz acıya yankı olur bir özne, düşer yollara sesi... Ol demeyle olmuyor, dur demeyle durulmuyor. Zarf tümleci, belirtisiz nesne, emir kipleri ve yüklem. Cümlelerin ardından eksik olmuyor hüzün. Bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah bir nokta konur cümlelerin sonuna... Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar. Her biri kanlı bir mevsimde, ağıtlarla sarmalanmış ömürlerin öyküleridir.

Derinlere inceden sızıyorken kan, dökülen yapraklar gibi toprağa düşenlerin ardından, yüreklerde kocaman yaralar açan anaların feryadı oluyor zaman.

Bütün iyi günlerin şarkıları siz söyleyin. Bunca zulüm reva görülür mü bu hayata? Şiirin dediği gibi içiniz acıyor mu? '...Eylül toplanıp gitti işte. -Ekim filan da gider bu gidişle, -Tarihe gömülen koca atlar gibi-Kimi sevsem, kim beni sevse,-İçim acıyor.'