Erdoğan’ın defalarca kadın ve çocukları tehdit ederek, hedef alarak yaptığı konuşmalar toplum hafızasına çoktandır kazınmış durumda. Bir sistemin başbakanından bahsediyoruz. Herkese haddini bildiren bir erkek kafası konuşuyor hiç susmadan. Kadının yaşamındaki erkeklere sesleniyor aslında. Algı yaratıyor. Kadın, erkek sisteminin bir hükümlüsü olarak görülüyor. Bir mahkumiyet edebiyatı bilinçli ve çok sistematik yapılmakta. Toplumun en güçsüzleri ilan edilen kadınlar ya da çocukların, yani ‘başka gidecek yerleri olmayanların’ müebbetliği, yazısız, gerçek anlamda kanun dışılıkların figüran hayatları, kader olarak zikrediliyor beyinlere.
Kadına yönelik şiddet olgusu, şimdiye kadar birçok boyutlarıyla ele alınmış bir konu. Belli düzeyde kazanımları olan bir mücadele gerçekliği de var.
Şu bilinmektedir ki, kadın kırımı, sadece kadına karşı değil, topluma ve bütün toplumsallıklara karşı yapılan bir saldırıdır. Kadının katleden baba, eş, kardeş vb. kategorik tipler aslında, dünyadaki en kirli ve haksız savaşın en kanlı tetikçileridirler. Kapitalist sistemin doğal tetikçileri olmuşlardır. Kadın yaşamlarının bu kadar birbirine benzemesi, haber ve satır aralarında - ya da manşetten verilsin fark etmez- kahredici bir tarzda normalleştirilmesi, kadınları artık çok daha fazla rahatsız ediyor. Toplumsal bir hareketlilik ve eylemlilik süreciyle, sıradanlaştırılarak meşru hale getirilen kadın katliamlarına bir kez daha dikkat çekmek istiyorlar. Aralarında HDK Kadın Meclisi ve feminist örgütlerin de olduğu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na bağlı kadınlar bir süredir eylemde. Seslerini her yerde duyurmaya çalışıyorlar. Kadınlar hiçbir biçim, hiçbir dil, hiçbir mekan, zaman ve sessizlikte ölmesinler, katledilmesinler diye.
Kendisini nasıl olmuşsa, meşru kılarak ömrünü bu zamana kadar devam ettirmiş olan devletçi, egemen, sömürgeci sistemleri, kadın yaşamlarına bakarak en çıplak halleriyle tanıyabilirsin. Ama o kadın hala yaşıyorsa. Yaşamadığı, yaşayamadığı için, kadının yaşam hakkı elinden alı verildiği için, kadınlar pat diye öldüğü için; bu sistemi tanımak ve nefret etmek için sadece kadın olarak doğmak bile yeterlidir.
Halbuki kadınlar, kaderlerine ya da bu sisteme mahkum olmadıklarını sayısız örneklerle göstermişlerdir. Bu defalarca kanıtlanmış bir gerçekliktir. Özgürlük mücadelesinde, cezaevlerinde, anaların mücadelesinde, bugün Rojava’da en parlak örnekleriyle gözler önünde. Kadının diriliş mücadelesi, biz kadınlara ve insanlığa ilham kaynağı olarak kendi tarihselliğinden aldığı güçle büyümeye devam ediyor.
O nedenle toplumsal şiddet sarmalının en can alıcı halkasında can çekişen kadınları kurtarmak ve yaşatmak için ‘kadın katliamı var’ eylemleri önemlidir. Bu eylemler toplumsal zeminde acılarla buluşarak kadınlarda sokağa dökme refleksi uyandırabilir. Kimliksiz, sessiz, başkalarının belirlediği hayatları yaşamak zorunda olmadıklarına kadınlar daha fazla ikna edilmeli.
Kadının pozitif, toplumu dönüştüren gücü birçok şeyi değiştirebilir. Bir toplumu baştan aşağı yeniden yaratabilir. Ama şimdilik acil olan ve bizi bekleyen en önemli işimiz ‘katliam var!’ diyerek bağırmaktır. Belki yasal düzenlemelerle küçük bir eşik aşılacak; ama kesinlikle bununla sınırlı kalamayacak kadar köklü bir soruna karşı, ortak, süreklileşen, kendi içinde dönüşme ve dönüştürme gücüne sahip öz savunmaya dayalı bir kadın mücadelesi gerekiyor.
Kadın katliamı var! Şarkı söyleyemez ölü kadınlar…
AVAŞÎN ADAR
Katliam var!