
Almanya’dan 1 Kasım notları -6-
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki 1 Kasım Seçimleri için yurtdışındaki oy kullanma süreci devam ediyor. HDP gönüllüleri de halen, Avrupa’nın dört bir yanında çalışmalarını sürdürüyor.
Hiçbir yanıyla “normal” bir seçim değil bu. Dosyamızın dünkü bölümünde HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker’in de söylediği gibi, “Türkiye tarihinin en kanlı seçimi.” 7 Haziran öncesinden başlayan ve devam ettirilen “Saray merkezli” rejimi koruma savaşına yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Ankara Katliamı ise, adeta bir dönüm noktası oldu.
Avrupa’daki HDP gönüllüleri için bu sürecin özel bir zorluğu var. Evet, açıkça söylemek gerekiyor ki, bunca katliamın ortasında seçimlerden bahsetmek, sandık başlarında müşahitlik çalışması yürütmek, seçmene ulaşıp oy istemek, bir kat daha zorlaşıyor. Demokratik değerlerin hakim olduğu bir ortamda, demokrasiden bahsedilebilir; faşizm koşullarında ise demokratik teamüller, inandırıcılığını gün geçtikçe daha fazla yitiriyor. Fakat bir gerçek daha var: Bütün vahşetin bir amacı da HDP çalışmalarını demoralize etmek, seçimi sonuçlarıyla birlikte tartışmalı hale getirmek, gereğinde iptal edilebilmesini sağlamak ve HDP’yi bu sürecin dışına ittirmek... Katliamlar ardından yapılan açıklamalar da, yandaş medyanın algı operasyonu da bunu ortaya koyuyor.
O halde önemli sorumluluğumuz, kan revanın içinde zafer işaretiyle duruyor karşımızda: HDP’nin seçim sloganında söylendiği gibi, inadına, inadına barış için, HDP için çalışmak; inadına oyları artırmak; inadına sandıkları korumak gerekiyor. 7 Haziran öncesinde güler yüzle, coşkuyla yaptığımız işi, şimdi öfkeyle ve daha büyük bir sahiplenme hissiyle başarmak zorundayız.
‘Öfkemizden dolayı...’
NAV-DEM Eşbaşkanı Fatoş Göksungur, bunu anlatıyor: “Oy kullanma işlemi bir yandan devam ediyor; diğer yandan katliamdan bu yana bütün Kürt Toplum Merkezleri’ni harekete geçirerek sokaklara çıktık. Katliamı protesto ediyoruz. Eylemlerimiz devam edecek. Fakat unutmamak zorundayız ki, öfkemizi sandığa yansıtmamız gerekiyor. Evet, öfkeliyiz, acılıyız; tam da bundan dolayı sandığa gitmek gerektiğini söylüyoruz.”
Zamanın azaldığına dikkat çeken Göksungur, ısrarla tekrar ediyor: “Avrupa’da yapacağımız en önemli şey, tepkimizi sandığa taşımak. Ancak oyumuzu kullanarak öfkemizin hakkını tam olarak verebiliriz. NAV-DEM olarak bunu sağlamak için çalışıyoruz. Konvoylar yapacağız, halk toplantıları yapacağız. Elimizden gelen her yöntemle çalışmaları sürdüreceğiz.”
NAV-DEM Eşbaşkanı Yüksel Koç ise, Ankara Katliamı’na ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyor: “Bu katliamı, Amed’deki, Pirsus’taki katliamları kim yaptıysa, Cizre’yi, Varto’yu kim ablukaya aldıysa, işte onlar yaptı. Emrini veren açıktır, nettir. Bütün oklar devleti gösteriyor.”
Dönemin sorumluluğu
Avrupa’da oy kullanma sürecinin devam ettiğine Koç da dikkat çekiyor ve altını çize çize anlatıyor: “Erdoğan bu kirli savaş yöntemiyle, bombalarla HDP’yi baraj altında bırakmak istiyor. HDP’li seçmenin sandığa gitmesini engellemek istiyor. ‘Böyle çatışmalı bir ortamda neden sandığa gidelim’ ruh halini yaratmak istiyorlar. HDP’ye oy veren bütün kesimler öfkeli. Bu öfkelerini de sandığa yansıtacaklar. Her dönemde devrimci, demokrat olmanın kriterleri vardır. Bu dönemin ölçülerinden biri de inadına sandığa gidip HDP’ye oy vermek.”
Yoğunlaşma öfkeden
Katliamların, baskıların sandığa daha fazla sahip çıkmayı ortaya çıkarması gerektiğini kaydeden Koç, devam ediyor: “Bütün bu katliam ve operasyonlar, hep HDP’yi baraj altında bırakmak için. O yüzden de mutlaka herkes sandığa giderek oyunu kullanmalı. Bu diktatöre inat, HDP’ye daha fazla oy çıkarmak gerekiyor. HDP barışın, özgürlüğün savunucusudur. Diyoruz ki, her HDP’li yeni bir HDP’li seçmen kazanarak bu katliama cevap vermelidir. İnsanlarımızı sandığa götürmek, katliama karşı temel görevimizdir. Arkadaşlarımız da bu yönlü çalışıyor. Dünden itibaren HDP’li seçmenin sandığa yönelişi de bu nedenledir.”
Pforzheim’de HDP, şehitlerin izinde
Pforzheim, Baden Württemberg Eyaleti’nde bir kent. Burası da Kürdistanlıların önemli bir merkezi. HDP çalışmaları da büyük oranda, Pforzheim Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin öncülüğünde gerçekleştiriliyor.
DKTM binası, üç katlı bir yapı. En alt katında Selahaddin Eyyübi Camisi bulunuyor. İkinci katta DKTM, üçüncü katta ise gençlik çalışmaları yürütülüyor. Fakat ne yazık ki, binada tam bir “toplum merkezi” görüntüsünün olduğunu söylemek zor. Keza ziyaretimiz sırasında toplumun öncü gücü ve toplumsallığın “sağaltan unsuru” olan kadınların, ne HDP çalışmalarında ne de DKTM’de belirleyici bir etkisinin olmadığını gördük.
Şehitlerin mirası
96 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren DKTM’de göze çarpan ilk şey, şehitlerin özenle çerçevelenmiş, çevresi süslenmiş fotoğrafları... Zira dernek çalışmalarına emek veren birçok kişi, daha sonra Özgürlük Mücadelesi’nde şehit düşmüş. HDP Seçim Komisyonu üyesi Abdullah Mutlu, onları anlatıyor: “Fotoğrafta gördüklerinizin çoğu, buradaki derneğin kuruluşuna katıldıktan sonra şehit düşen arkadaşlar... Onların mirasıdır tüm bunlar. O miras sayesinde bugün HDP çalışmalarını böyle yapabiliyoruz. O miras sayesinde, ülkemizden ne kadar uzak da olsak çalışıyoruz. Şehitlerimizin mirasını sürdürmek bizim görevimizdir.”
Mutlu, HDP’ye yönelik saldırıları, tehditleri hatırlattığımızda da aynı şeye vurgu yapıyor: “Bir şeyi unutuyorlar: Halk HDP’yi doğurdu, HDP halkı doğurmadı. Dolayısıyla, HDP baraj altında da kalsa, hatta HDP’yi kapatsalar da bir şey olmaz. Halk yine mücadelesini sürdürür.”
Pforzheim DKTM’nin Eşbaşkanı, Mehmet Sıddık Özkurt. Özkurt ayrıca, kentteki seçmenlerin oy kullandığı Karlsruhe’deki sandıklarda da HDP’nin itiraza yetkili parti temsilcisi olarak oy kullanma işlemi boyunca görev alıyor. Şimdiye kadarki çalışmalarını şöyle özetliyor: “Pforzheim, Mühlacker, Bruchsal, Karlsruhe, Baden-Baden ve çevresinde yüzlerce yeni seçmen tespit edildi. 7 Haziran öncesindeki komiteleri daha da güçlendirdik. Herkes bir yandan da kendi hemşerileriyle ilgileniyor. Daha da güçleniyoruz çünkü haklıyız.”
Karlsruhe sandığında görev yapacak müşahitlerin belirlendiğini söyleyen Özkurt, ülkeye gidecek müşahitleri sorduğumuzda ise, heralde ancak Kürtler söz konusu olduğunda yaşanabilecek bir durumdan bahsediyor: “Oylarla birlikte ülkeye göndermek üzere şu ana kadar üç kişiyi tespit ettik. Bu sayı artabilir. Fakat tabii bazı sorunlar var. İnsanlar yeni izinden döndüler; birçoğunun izin yapma olanağı yok. Bazılarının parası yok; biz, ‘Biletinizi karşılayalım’ diyoruz, onu da yediremiyorlar kendilerine. ‘Biz nasıl partiden para alıp bir yere gideriz’ deyip kabul etmiyorlar.”
‘Yerimizde duramayız’
“Oyları topladık, işimiz tamam” demenin kesinlikle doğru olmadığını da söyleyen Mehmet Sıddık Heval, ekliyor: “Ülkemizde herkes sabahtan akşama kadar savaşı ve barışı konuşurken yerimizde duramayız. Oy vermekten müşahitliğe, oradan Ankara’daki oy sayımına kadar durmuyoruz.”
Pforzheim DKTM’deki herkesin, öz yönetim direnişleri konusunda da kafası net. Vartolu Seçim Komisyonu üyesi Hacı Nasır Yolcu, memleketine gittiğinde devletten çok fazla iz göremediğini söylüyor ve ekliyor: “Hepimiz gidince görüyoruz, halk gerçekten kendini yönetmek istiyor.”
Eşbaşkan Mehmet Sıddık Özkurt ise, İsviçre örneğini hatırlatarak, “Neden Batı’daki memleketlerinden, İstanbul’dan, Ankara’dan gelip de bizim ülkemizi yönetiyorlar; Cizre’de, Silopi’de, Varto’da insanlarımızı öldürüyorlar” diye soruyor.
65 yaşındaki Nusaybinli Emin Bilen ise, memleketindeki akrabalarıyla görüşmelerini anlatıyor: “Hepsi ‘Yılmayacağız’ diyor. Daha cesur, daha inatçı oluyorlar. Nasıl ki bizi inatla sindirmeye çalışıyorlar, biz de inadına mücadele edeceğiz.”
Bilen, hayat deneyiminden çıkardığı bir sonucu da paylaşıyor bizimle: “Türkiye’de çok hükümet gördüm. Şimdiye kadarki tehlikelileri, Tansu Çiller ve bu Tayyip Erdoğan’dı. Sadece Kürt halkı için değil, herkes için tehlike. Vicdanı olan herkes, Türk olsun, Kürt olsun, HDP’ye destek vermek zorunda.”
Zalimin zulmü varsa...
Bingöllü Hanifi Atabey, İslami duyarlılıkları yüksek bir Kürdistanlı. Dolayısıyla en çok kızdığı konulardan biri, AKP ve Erdoğan’ın dini kullanması. Şöyle diyor: “Erdoğan eğer Müslümansa, önce Kürt milletinin haklarını versin. Önce sen bu halkın dilini, kimliğini ver hele. Ama onun DAİŞ’ten farkı olmadığını artık tüm dünya görüyor.”
Erdoğan’ın laf söylediği Şaron’dan ve diğerlerinden de beter olduğunu söyleyen Atabey, devam ediyor: “Mezarlıklara, camilere, cemevlerine saldırıyor. Ölen insanın panzerin ardından sürüklenmesi nedir yani? Yaptığı her şey göz önünde. DAİŞ’in şefidir. Ama artık bu seçim sondur. Halkın HDP’yi sahiplenmesi yüzde yüz arttı.”
“Ülkeden uzaktayız ama kalbimiz, ruhumuz ülkede” diyen Atabey, öz yönetimleri de destekliyor: “Bütün dünyada bu bir haktır. İster kabul etsinler, ister etmesinler. Zalimin bu kadar zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı var. Onlar vermese bile biz inşallah bunu başaracağız.”
Atabey, köyündeyken bir gün herkesin böyle bir araya gelemeyeceğini hayal bile edemediğini anlatıyor. Şöyle diyor: “Köyümüz 100-150 hane. Hepimiz akrabayız. Ama her Cuma günü camiden çıktığımızda, illa ki birbirimizi dövmeden eve gitmiyorduk. Köyümüzde bile birlik olamıyorduk. Almanya’ya ilk geldiğimde Frankfurt’ta bir yürüyüş oldu. On binlerce insan gelmişti. Şaşırdım. Durdum, kendi kendime dedim ki, ‘Eğer Kürt halkını büyük bir katliamla tamamen yok etmezlerse, Kürdistan kurulmuş demektir.’”
Hanifi Atabey’e son olarak tahminini soruyoruz, hiç düşünmeden cevap veriyor: “Yüzde yirmiyi alacağız Allah’ın izniyle.”