Geçen hafta da yazmıştık, Dersim tartışmaları gittikçe tavsıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından bir söz söylendi, Dersim katliamından söz edildi, “Özür diliyorum” dendi, öyle kaldı. Toplumda tarihe dönük acaba bir açılım mı olacak umudu yaratıldı, fakat kaymak kabilinden övgü alınarak öylece bırakıldı.
AKP hükümeti bir siyaset tarzı olarak hep bunu yapıyor. Toplumun bağrında derin yaralar açmış olan sorunlara şöyle bir değiniyor, ondan belli bir siyasal rant koparıyor ve yerinde bırakıyor. Belliki gerisi AKP’yi pek fazla ilgilendirmiyor. İşleri hep böyle götürebileceğini, iktidarını böyle sürdürebileceğini sanıyor.
Halbuki bu bir yanılgıdır, hem de çok ciddi bir yanılgı. Bir tür yaralayıp bırakmak anlamına geliyor bu. Peki bunlar biriktikçe sonra ne olacak? Bir gün gelir patlama olmaz mı? Toplum bundan ciddi zarar görmez mi? Hatta AKP büyük zarar görmez mi? AKP hep işin kaymağını yiyeceğini mi sanıyor? Yaralanıp bırakılan, çözüme götürülmeyen sorunlar birikir bir gün öyle bir patlar ki, altında da en çok bu günün kaymak yiyicisi olan AKP kalır!
 Böyle olmaması için, daha çok zaman geçirmeden tarihle gerçekçi ve çözümleyici bir temelde yüzleşilmesi gerekiyor. Devlet adına yaşatılan katliamlar tarihinin cesaretle açığa çıkartılıp, demokratik bir zihniyet ve politika temelinde sorunların çözümlenmesi gerekiyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden bu yana halklara yaşatılmış olan ağır acıların artık dindirilmesi gerekiyor. Bir katliam ve asimilasyon demek olan ulus-devlet ucubesinden artık kurtulmayı bilmek gerekiyor.
Gerçi devletin kendisi katliam, sömürü, asimilasyon ve tekelcilik demek. Bütün devletler gibi Osmanlı İmparatorluğu da bunu yaptı. Fakat İttihat ve Terakki’den bu yana gelen ulus-devlet veya devletik ulus yaratma çizgisi, zenginlik ve renklilik adına ne varsa hepsini yok etti. Ağır bir katliam ve asimilasyonla adeta toplumsal canlılığı kuruttu. Bunu dün İttihat ve Terakki Cemiyeti yaptı, Cumhuriyet Halk Partisi yaptı, bugün de Adalet ve Kalkınma Partisi yapıyor. Belliki değişen pek bir şey yok ortada!
Devlet erkânımız “Soykırım” kelimesini pek duymak istemiyor. Adeta alerji olmuş bu kelimeye karşı. Tamam soykırım demiyelim, ama tarihte büyük bir Ermeni kırımı yok mu? Ermeniler katliamdan geçirilip tehcir edilmedi mi? Peki niye devlet bu gerçekle açıkça yüzleşmiyor? Sorunu demokratik yaklaşımla çözümleyerek niye başkalarının elinden almıyor?
Eğri oturup doğru konuşalım: Yakın tarihte bu memlekette Ermeni katliamı olmadı mı? Rumlar ve Süryaniler katledilmedi mi? Seksenbeş yıldır çok yönlü bir Kürt katliamı yaşatılmıyor mu? Aleviler katledilmedi mi? Hepsinin temelinde de binlerce yıldır derinleşen bir kadın katliamı yok mu? Bütün bu katliamlar, aynı zamanda “Beyaz katliam” demek olan tehcir(sürgün) ve asimilasyon ile birlikte yürütülmüyor mu?
İşte gerçekler ortada! Gün geçmiyorki beş-altı kadın katledilmemiş ve onlarcası da şiddete uğramamış olsun! Neredeyse AKP iktidarı kadın katliamı yönetimi haline gelmiş durumda. Bu katliam ve şiddet ile kadın köleliği yaşatılmaya ve derinleştirilmeye çalışılıyor.
İşte tarihsel gerçeklik ortada! Yirminci yüzyılda neredeyse bir yıl yokki bir topluluk katledilmemiş olsun! Ermeni katledilmiş, Süryani katledilmiş, Kürt katledilmiş, Alevi katledilmiş, Rum katledilmiş! Bu katliam süreci devam edip gidiyor. İşçi ve emekçiler üzerindeki baskı ve sömürünün de katliamdan geri kalır yanı bulunmuyor.
Demekki devletlü tarih aslında bir katliam tarihi. Katliamlar geçici ve tesadüf değil, süreklilik arzediyor. Katliam yada kırım ulus-devletin gerçek yönetim tarzı oluyor. Ve fiziki katliamı kültürel kırım izliyor. Daha doğrusu fiziki katliam, kültürel katliam(Beyaz katliam) için, sürgün ve asimilasyon için gereken zemini yaratıyor. Dolayısıyla her fiziki katliam, sürgün ve asimilasyonla devam ederek kültürel katliamla tamamlanıyor.
1937-38 Dersim katliamını tartışır ve yarattığı sonuçları çözmeye çalışırken işte bu gerçekliği göremeli ve açığa çıkarmalıydık. Ermeni katliamını görmeliydik, Rum ve Süryani katliamlarını görmeliydik, 1925 Diyarbakır-Bingöl Kürt katliamını görmeliydik, 1929-31 Ağrı-Zilan Kürt katliamını görmeliydik! Dersim Kürt ve Alevi katliamının bunların bir parçası ve devamı olduğunu ortaya koymalıydık!
Yine Dersim’de katledilen Kürtlük ve Alevilik gerçeğini açığa çıkarmalıydık. Öyleya, insanlar su yerine kan içmek için Dersim’de katliam yapmadılar. Dersim’in Kürt ve Alevi kimliğini ve kültürünü yok edip, yerine Türk kimliğini ve kültürünü geçirmek için sözkonusu katliamı yaptılar. O halde sözkonusu katliam ile bu amaca ne kadar ulaşıldı? Topluma travmalar yaşatan bu sonuçlar nasıl giderilecek? Bu sorulara gerçekçi ve çözümleyici cevaplar vermeliydik.
Bir de 1937-38 katliamından bu yana geçen süreç var. Bu süreçte katliamcılık durdu mu, yoksa katliamlar daha da derinleşerek devam mı etti? Bu bakımdan Dersim’in durumu nedir? Kürtler neyi yaşamıştır? Alevilik üzerinde neler uygulanmıştır? Tüm Türkiye’de azınlık kültürlere, işçi ve emekçilere, kadınlara neler yaşatılmıştır? 24 Aralık 1978’de Maraş’ta ne olmuştur? 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta ne yapılmıştır? Bugün Kürtler üzerinde yapılanların anlamı nedir? Bütün bu soruların makul cevabını ortaya çıkarabilmeliydik!
24 Aralık 1978 Maraş katliamının otuzüçüncü yıldönümünü yaşıyoruz. Bu vesileyle tüm katliam kurbanlarını saygıyla anıyoruz. İyi bilmek gerekir ki, Maraş katliamı da, tıpkı Dersim katliamı gibi, bir Kürt ve Alevi katliamıydı. Dersim katliamı gibi devletin derin güçleri tarafından planlanıp gerçekleştirilmişti. Dersim katliamı gibi, Maraş’ın Kürtsüzleştirilmesini ve Alevisizleştirilmesini amaçlamıştı. Nitekim daha sonra derinleştirilen sürgün ve asimilasyon politikalarıyla bu amaçlar önemli ölçüde de pratikleştirildi.
Ulus-devlet katliamcılığı bugün de her düzeydeki Kürt katliamı olarak devam ediyor. Kürt gençleri dağda ve şehirde kurşunlarla katlediliyor. Kürt kimliği, dili ve kültürü üzerinde asimilasyona dayalı yoğun bir katliam uygulanıyor. Tehcir politikası ile Kürtler metropollere ve dünyanın dört bir yanına sürgün ediliyor. Siyasal soykırım operasyonları ile Kürt demokratik siyaseti tasfiye edilmeye çalışılıyor. İmralı işkence ve imha sistemiyle PKK Lideri yok edilmek isteniyor.
Açıkki hikâye aynı hikâye! 1937-38’de Dersim, bugün tüm Kürt coğrafyası! Dün Seyid Rıza yargısız idam edilmişti, bugün de PKK Lideri Abdullah Öcalan İmralı’da çürütülmek isteniyor. Dün Dersim’de halk katledilmiş ve sürgüne gönderilmişti, bugün tüm Kürt halkına bunlar uygulanıyor. Dün Dersim’de gençler ve kadınlar bu zulme karşı kendilerini Munzur çayına atmıştı, bugün de Kürt gençleri ve kadınları cayır cayır kendini yakıyor. Diyarbakır’da Mustafa Malçok, Bulanık’ta Evrim Demir, en son da Midyat’ta Fırat İzgin bu direnişin sembol örneği oluyor.
Bütün bu katliamların dünkü ve bugünkü gerekçeleri de aynı: Haydutlar, eşkıyalar, teröristler, vatanı ve milleti bölmeye çalışıyorlar, ellerinde silah var, Kürt olarak yaşamak istiyorlar, vs.! Katliam yapanlara burada şunu sormak gerekiyor: Kürtler başka ne isteyebilirler ki? Kürt olarak doğmuşlar, başka nasıl yaşayacaklar?
İşte geçmişle yüzleşilecekse ancak bu temelde olabilir. Yeni demokratik bir anayasa hazırlanacaksa, ancak bunların tartışılması ve bu temelde tarihle yüzleşilmesiyle olur. Katliamlar tarihi açığa çıkarılıp aşılmadan ülkemizde demokratik bir sisteme ulaşılamaz. Cemil Çiçek’in uyguladığı köy tellalcıları yöntemiyle yeni demokratik anayasa yapılamaz…