• Ekolojist Deniz Gümüşel, geçtiğimiz yıl çıkarılan 7554 Sayılı Yasa'nın ekolojik yıkımı derinleştiren bir içeriğe sahip olduğunu belirterek, halkın ve yerel mekanizmaların devre dışı bırakılarak, ekosistem ve biyoçeşitliliğin feda edildiğini söyledi. 

 

AKP iktidarı, geçen yıl çıkardığı 7554 Sayılı Kanun ile şirketlere sınırsız haklar tanıyan ilgili bakanlığın yetkilerini artırdı. Güneş Enerji Santrali (GES) ve Rüzgar Enerji Santrali (RES) gibi enerji üretim santrallerinin, insanı ve doğayı hiçe sayma pahasına önünü açan yasa, ekolojik yıkımı derinleştiriyor. Buna karşın kamuoyunda pek fazla konuşulmayan ve toplumsal refleksin zayıf kaldığı yasa, birçok olumsuz uygulamayı içeriyor. En güncel örneklerinden biri ise Limak Şirketi’nin yasanın içerdiği "acele kamulaştırma" ile Akbelen Ormanı ve İkizköy'deki zeytinliklere dönük saldırısı oldu. MA'ya konuşan ekolojist Deniz Gümüşel, "Yasanın getirdiği üç temel düzenleme; mera tahsislerinin kolaylaştırılması, acele kamulaştırma yetkisinin 2030’a kadar uzatılması ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına verilen geniş imar, ruhsat yetkileri, 'yeşil dönüşüm' adı altında ekosistemleri feda etme riskini doğuruyor” dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ön lisans veya üretim lisansı olan RES ve GES’ler için doğrudan imar planı onaylama, yapı ruhsatı ve iskan verme yetkisi tanındığının altını çizen Deniz Gümüşel, imar ve ruhsat süreçlerinin tek bir merkezden, Ankara’dan yönetilmesinin projelerin "çevresel etkilerinin" göz ardı edilmesini doğuracağına dikkat çekti. Çevre koruma vizyonu, yerel halkın ve yerel dinamiklerin katılımıyla büyüyebileceğini dile getiren Deniz Gümüşel, bu süreçlerin baypas edilmesinin ise ekolojik hassasiyetleri görmezden gelme anlamı taşıdığını söyledi. 

Mera, boş arazi değil

Mera Kanunu’nda yapılan değişiklikle yenilenebilir enerji kaynak alanları için ihtiyaç duyulan mera alanlarının tahsis amacı değişikliğinin kolaylaştırılmasının, yasanın en tartışmalı çevre başlıklarından biri olduğuna işaret eden Deniz Gümüşel, "Meralar sadece hayvancılık yapılan alanlar değil, aynı zamanda ciddi miktarda karbon yutağı olan, biyoçeşitliliği barındıran ve toprak erozyonunu önleyen canlı ekosistemlerdir. Bu alanların solar panellerle veya rüzgar türbinleriyle kaplanması, doğal yaşam alanlarının parçalanmasına neden olacaktır. Küresel ısınmayla mücadele ederken, yerel ölçekteki mikroklimayı ve biyoçeşitliliği kaybetmek, uzun vadede kaş yaparken göz çıkarmaya benzer" diye konuştu.

Acele kamulaştırma yanlışı

Yenilenebilir enerji projeleri için özel mülkiyete konu taşınmazların temininde “acele kamulaştırma” yetkisinin 2030'a kadar uzatılmasının mülkiyet hakkının yanı sıra doğa koruma yaklaşımını da zayıflattığını dile getiren Deniz Gümüşel, "acele" koduyla yürütülen kamulaştırma ve el koyma süreçlerinin doğanın kendi yavaş ve dengeli döngüsüne ters olduğunu söyledi. Deniz Gümüşel, çevresel etki değerlendirmelerinin dava süreçlerinin ve bilimsel itirazların hız kurbanı olmasının, telafisi imkansız çevre tahribatlarına kapı aralayabileceğinin altını çizdi.

Halk, yok sayılıyor 

Deniz Gümüşel, 7554 Sayılı Yasa'nın bürokrasiyi azaltırken, ekolojik koruma mekanizmalarını ve halkın katılımını da etkisizleştirmeye kapı aralamak olduğunu söyledi. Kanunun ayrıca rüzgar ve güneş santrallarının kurulumunu kolaylaştırmakla kalmadığını kaydeden Deniz Gümüşel, bu teknolojilerin ham maddesi olan lityum, nikel ve bakır gibi madenlere "stratejik ve kritik madenler" tanımlaması getirerek, bu madenlerin çıkarılmasını da "üstün kamu yararı" zırhıyla hızlandırdığına dikkat çekti. 

Vetoları silip geçiyor

Yeni kurul mekanizmasının, çevre veya tarım politikalarından sorumlu kurumların madencilik faaliyetine yönelik vetolarını tek kalemde baypas etme yetkisine sahip olduğunu belirten Deniz Gümüşel, şunları ekledi: "Kurula, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlık ediyor. Kurul üyeleri ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ve maden sahasıyla ilgili izinler hakkında karar vermeye yetkili olan diğer bakanlardan oluşuyor. Bu düzenleme, ekosistemleri ve biyoçeşitliliği 'acele kamulaştırmalarla' feda etme riskini doğuruyor."