Dünya, bunu da gördü. Türklerin, tek başına bütün dünyaya bedel Recep’i, insan hakları anıtını tuttuklattı, insanlardan tecrit etti.
Vak’a Ankara’da, Yüksel Caddesinin başında yaşandı.
Yıllar önce dikilen anıt, aslında, oturmuş İnsan Hakları Evrensel bildirisini okuyan bir kadın heykeliydi.
Ve Recep’in başı olduğu AKP, Suudi Arabistan yolunun yolcusu, biraz El Kaide, biraz da IŞİD’di. Üçlemenin karması olarak, AKP tipi Türk İslamı, her türlü heykele düşman idi. Heykel, sadece bu yüzden parçalanarak ya da ateşte eritilerek “idam" edilmeyi hak ediyordu. Ama Recep Tayyip “insaniyet bizde kalsın" tertibinden bunu yapmıyordu.
Her neyse, heykel şeklinde cismanileşen kadın olan anıt, sanki Recep’te kırıntısı yokmuş gibi oturmuş, İnsan Hakları Evrensel Bildirisini okuyordu.
“Muzırat" bu kadarla da kalmıyordu. Başı dara düşen “teröristler" gölgesinde, ölümüne açlığa oturuyor, gelene, gidene “kayıp insaniyeti gördünüz mü?" dercesine bakıyorlardı.
Üniversiteden atılmış 5 bin 500 öğretim üyesinden Nuriye Gülmen ve 30 bin öğretmenden biri olan Semih Özakça, 75 günden bu heykelin gölgesini mesken edinmişti. Onlar, “oturan maden kadın"ın gölgesinde, ölümüne açlığa yatmışlardı.
Recep’in adaleti, ölümle teröre yardım ve yataklığa göz yumamazdı. Arş ileri, marş ileri düşman üstüne yaptılar…
Düşman püskürtüldü. Heykel polis güçlerince çepeçevre sarılarak tutuklandı. Yer yüzünün son tutuklu heykeli olarak, bariyerler arasında muhafazaya alındı. Böylece, gölgesinde ölüme yatma önlenmiş, IŞİD tarzı “tek vatan" kurtarılmıştı.
Recep kendi icadı, “sorun var demezseniz, sorun olmaz" formülü ile kesintisiz olarak mutluluğa koşuyordu. Ölüme yatan yoksa, yaşama özgürlüğünün gasp, talan ve hırsızlığı, topluma mutluluk getiriyor demekti…
Ne var ki Kürtler, ağız tanıdını kaçırıyor, hatta onu gölgesi gibi, dünyanın dört bir yanında takip edip aniden burnunun dibinde biterek, yüzüne baka baka “katil" diye bağırıyor, zaten oynak olan asabını, büsbütün yerinden oynatıp zıp zıp zıtlatıyorlardı.
İki yıl önce gittiği Latin Amerika’nın Ekvador durağında başına gelenler gibi… Oysa, oralara uzanmışken nasıl da çalımlı ve çalımdan fışkıran coşkudan ne ne kadar keyifliydi!..
Öyle ki herkese gösterip “bakın ne cicilerim var, neler" demek için, görgüsüz Körfez emirleri özentisiyle, Almanya yapımı zırhlı arabasını da uçağa bindirip yanında görülmüştü.
Talihsizliğe bakın ki, zırhlısının şöyle keyiflice tozlu yollarda koşturma talihine erişemedi. Çünkü, vardığı noktada “Kürt katili" avazeleri yankılanıyordu.
Ekvador, parlamentosunda, muhtarlar nutuk katında söyleve hazırlanırken de bunu yaşadı. Tam, “sizleri muhabbetle…" bir grup kadın, bir ağızdan “katil" diye bağırmaya başlayınca ne ağır, oturaklı asabı kaldı, ne neşe, ne de beyninde sözün insicamı…
Yanında taşıdığı badigard ordusu, “apart" işaretiyle, ileriye atılmış, düşman üstüne çullanmış, kimilerini kann içinde yere sermişti, ama olan olmuş, fiyakasının havası alınmış, kendisi adan dövdürten mafya şefi, adi bir suçlu durumuna düşmüştü.
Her yerden protesto sesleri geliyordu. Halleri berbattı…
Ama, “berbatlığın" farkında mıydı? Sanmıyorum.
Çünkü, en son gittiği Washington’da, Amerikan Başkanından yüz bulamayınca, sokakta “terörist katil" haykırışıyla önüne dikilen Kürtleri, “dalın" emriyle hastanelik etmiş, Amerika Dışişleri Bakanı da, bu vak’aya “Türk şiddeti" adını vermişti.
Sizler bu satırları okurken, o bir zamanlar sokaklarında da adam dövdürttüğü Brüksel’de olacak. Orada, Osmanlı cengaveri ruhu nasıl şahlanacak bilemiyorum, ama “Türk şiddeti" Kürdistan’ın Kato Dağında otlayan keçilere karşı zaferden zafere koşuyordu.
Türk ordusunun askerleri, ektikleri terörün hasadında, Germav köyünde aynaya bakma yerine, 7 yaşındaki çocukların şakağına makinalı tüfek dayayıp soruyorlardı:
“Söyle lan, terörist nerede?"
Köyden ayrılan Türk ordu birliği Kato Dağında, “keçiler Kürt kılığına girmiş" sanarak, IŞİD benzeri “cihada" kalkışıyor, ortalık kanayan ölü keçiler yatağına dönüşüyordu.
Köylülerden Celal Acar’ın deyimiyle, katledilenlerin hepsi “bizinê gozel"di.
Karşı koyacak güçleri, “tu sizin yüzünüze" diyecek dilleri de yoktu.
/**/
Yer düşerken, son melemelerinde, katile “katil" mi dediler, o da bilinmiyor, ana Türk ordusu Kürt keçilerine karşı cengaverce çarpışmış, IŞİD’e bile nasip olmayan büyük bir zafer kazanmışlardı.