
Bircan Değirmenci
Her geçen gün yeryüzünde konuşulan diller azalıyor. Dillerin kaybolmasındaki en önemli etkenlerden biri ‘bilenlerin konuşmaktan vazgeçmesi.’ UNESCO’ya göre bir dil, konuşanlarının azalması ve yeni kuşaklara aktarılmaması nedeniyle kaybolma riskiyle karşılaşıyor. Genellikle başka bir dilin üstünlüğü ve gücü altında ezilen diller ‘askeri, ekonomik, dini, kültürel veya eğitim mecburiyetleri ile topluluğun kendi diline olumsuz yaklaşımı’ nedeniyle baskı altına alınınca tükenmeye de yüz tutuyor.
Medyada yer alan “kaybolmaya yüz tutmuş Hertevince’yi konuşan son iki kişi” haberlerine dayanarak bu ‘son’ kişilerin kimler olduğunu merak edip, kendileriyle görüşmek üzere Siirt’in Pervari ilçesindeki Ekindüzü (Ertun-Hertevin) Köyü’ne doğru yola çıkıyoruz. Telefonların çekmediği ıssız ve virajlı yoldan aracımız zorlanarak ilerlerken başımıza bir şey gelmemesini dileyerek, doruklarında halen karların bulunduğu Herekol Dağı’nın eteğindeki karakolda durduruluyoruz. Kimlik kontrolü yapan askerlerden köye yaklaştığımızı öğreniyoruz.
Eski ve bakımsız taş evlerin bulunduğu köyün eski sahipleri Keldaniler. Keldanice adı Ertun, Kürtçe Hertevin olan bu köyde artık hiçbir Keldani yaşamıyor. Keldanilerden sonra köyün şimdiki sakinleri ise Kürtler.
Sadece 2 kişi konuşuyor
Hertevince olarak adlandırılan ama aslında Keldanice olan bu dil, Kuzeydoğu Arami dillerinden Süryanice’nin bir lehçesi olarak kabul ediliyor ve katolik Keldaniler tarafından konuşuluyor. Türkiye’de Siirt’in Pervani ilçesinin Ekindüzü (Ertun/ Hertevîn) Köyü’nde yaşayan Keldaniler tarafından konuşulduğu için Hertevinî (Hertevince) olarak adlandırılmış.
Ancak Keldaniler, Keldanice adlandırmanın önüne çıkan “Hertevince” kullanımına karşı çıkıyor.
Hertevin Köyü’nde Hertevince olarak adlandırılan Keldanice konuşabilen iki kişiden biri olan Nevzat Kızılay ve Kadri Selvitepe’yi ziyaret etmek istiyoruz. Kadri bey yaşlı ve hasta olduğu için görüşemiyoruz. Nevzat ise başta görüşmeye hevesli değil. Telefonda bizi başka bir köye keklik avına çıktığını söyleyerek, atlatmaya çalışıyor.
İki odalı eski bir taş ev
Köy meydanında görüştüğümüzde ise bunu samimi bir şekilde itiraf ediyor. Medyanın ilgisinden sıkıldığını, haber yapılmasının kendisine bir yararı olmadığını ifade ederek, “Niğde Üniversitesi’nden bir öğretim görevlisi arayıp duruyor. Beni korumaya alacaklarmış, bu dili konuştuğum için. Üniversiteye davet ediyor ama benden başka bu dili kimse bilmiyor. Karşımda konuşan olmayınca gidip kendi başıma ne konuşacağım ki” diyor. Kürt olan Nevzat bu köyde doğduğu ve Keldaniler içinde büyüdüğü için bu dili konuşabiliyor.
Nevzat, Keldanilerden kalma iki odalı eski bir taş evde eşi, iki çocuğu ve yaşlı kayınvalidesi Reyhan ile birlikte yaşıyor. Evin bir odasındaki yatakta Nevzat’ın Keldani bir papazın kızı olduğunu söylediği 93 yaşındaki bakıma muhtaç kayınvalidesi yatıyor. “Babasının adı Gevro’ydu, köyün papazıydı. Amcamla evlenince müslüman oldu. İki çocuğu oldu. Ailesi karşı çıktı ama aynı köyde farklı dinlere inanarak bir arada yaşadılar. Eşimin teyzeleri Avrupa’da ve kendi inançlarına göre yaşıyorlar. Ama farklı dinden olmaları akrabalıklarına engel değil. Hemen her yıl ziyarete gelirler” diyor.
Tek Kürt aile
Hertevince olarak adlandırılan Keldanice’yi köyün sahipleri olan Keldanilerden öğrendiğini anlatıyor.
“Biz Keldanilerle iç içe yaşıyorduk. Bu dili onlardan öğrendik. Kardeş gibiydik, sadece arada din farkı vardı onun dışında bir farkımız yoktu. İş, güç hepsini beraber yapardık, ekine, çapaya beraber giderdik. Ben bu köyde doğup büyüdüm, benim babamlar, Eruh’tan buraya gelmişler, kan davası meselesinden yaşadıkları yerden ayrılmışlar. Bu köy kapılarını açmış aileme. Keldaniler arasındaki tek Kürt aile bizdik. Ama köydeki hakim dil onların dili, doğal olarak biz de bu dili öğrendik.”
Cumhurbaşkanı gibi karşılandım
Hertevin Köyü’nde yaşayan son Keldani aileler, 80’li yılların başında gördükleri baskılar ve yaşadıkları güven probleminden dolayı önce Mersin’e sonra da Avrupa’nın birçok ülkesine göç etmişler. Köyde artık hiçbir Keldani yaşamıyor. Köyden göç eden Keldanilerin bir çoğunun Almanya’ya yerleştiğini aktaran Nevzat Kızılay, geçen yıl Almanya’ya onları ziyarete gittiğini ve Hertevin Köyü’nün eski sakinlerinin karşılamasını anlatıyor.
“Cumhurbaşkanı gibi karşılandım” diyerek gülerek anlatmaya devam ediyor: "Çok iyi ağırladılar. En az elli araba ile gelip beni karşıladılar. Biz çok iyi anlaşıyorduk, birbirimizi çok özlemiştik. Hasret giderdik."
Almanya’da bir ay kaldığını hatırlatıyor. Kendinden emin bir şekilde, “Orada dankeşoyu (danke schön: Teşekkür ederim) öğrendim, yani Almanca’da merhaba nasılsın demekmiş. Eğer Almanlar arasında büyüseydim Almanca öğrenirdim ama Süryaniler arasında büyüdüm onların dilini öğrendim” diyor.
Kilisenin yerinde karakol var artık
Nevzat, bizi bundan birkaç yıl öncesine kadar yıkıntıları duran kilisenin olduğu yere götürüyor. Okul ile karakolun arasındaki bu boş arazide mezar taşları dışında herhangi bir yapının izine rastlanmıyor artık.
Kilisenin yerini sorunca, eliyle karakolun olduğu karşı tepeyi gösteriyor.
1915 soykırımından önce Hertevin’in çok büyük bir köy olduğu söyleniyor. Köyde Meruhanna, Merishek, Mergivergis ve Merhusa adında dört kilisenin olduğunu Avrupa’da yaşayan Keldanilerden öğreniyoruz.
Köyün son kilisesi, Merhusa adı verilen ve Keldanilerin kutsal saydığı bir din adamının ziyaret / kutsal mezarı olduğuna inanılan yere yapılmış. Bu yüzden kiliseye de Merhusa adı verilmiş.
Keldaniler her yıl 15 Ağustos’ta Merhusa’nın mezarına gelip kurban kesip bayram gibi kutlamalar yaparlarmış. Kilisenin olduğu yerde yaklaşık 20 Keldani din adamının da mezarı bulunuyormuş. Hertevin Köyü’nün son kilisesi Merhusa’nın olduğu alana 1986’da karakol yapılmış.
Heci izit kikvani?
Nevzat, “Eşimin papaz olan dedesinin mezarı da buradaydı ama hangisi onun mezarı, bilmiyorum” diyor, on yıl öncesine kadar kilisenin kalıntılarının durduğunu söylüyor. Gösterdiği yerde tarlada biten otlar dışında herhangi bir kalıntı görülmüyor.
Muhtar Ramazan Kızılay’ın marketinde röportaja devam ediyoruz. Muhtar, yaşlı kuşakla beraber bu dilin de unutulduğunu anlatıyor.
Nevzat, Keldaniceyi konuşacak kimse olmadığından Hertevin’in eski sakinlerinden olan ve 80’de Almanya’ya göç eden Hanna Keyik’i telefonla arıyor.
Görüntülü olarak Hanna ile Keldanice sohbet etmeye başlıyorlar.
Nevzat’a “Heci izit kikvani? (Keklik avına gittin mi?) diye sorunca, Nevzat röportaj vermemek için keklik avı bahanesini gülerek Hanna’ya da anlatıyor. Telefon görüşmesinden sonra Nevzat bizi Hanna’nın ailesine ait olan tarlaya götürüyor. Tarladaki buğdayın yeni biçildiğini anlatıyor.
“Köydeki arazilerin hepsi Keldanilerin, biz sonra geldik. Hepsi gitti ama her şeyin sahibi onlar. Şu an biz işletiyoruz ama geldikleri gün tüm arazilerini geri vermeye hazırız” diyor.
Tarlanın bir metreyi aşan otlar arasında tek tük seçilen taşların, Keldanilere ait ikinci mezarlık olduğunu öğreniyoruz.
Hanna Keyik: Arazilerin tapusu bizde
Meseleyi bir de Keldani tarafından dinleyelim diyoruz. Hanna Keyik ile yaptığımız telefon görüşmesinde köydeki arazilerin tapularının kendilerinde olduğunu söylüyor. Bölgedeki tek Keldani Köyü olmalarından dolayı çevre baskısından gitmek zorunda kaldıklarını belirtiyor.
“Yaklaşık 30 haneydik. Köyümüzdeki tek Müslüman aile Nevzat’ın ailesiydi. Dedesi kan davasından Eruh’tan kaçınca köyümüze sığınmış. Bir süre köyümüzün yakınına çadır kurmuşlar, dedem ve dayım da onlara sahip çıkıp köyden ev vermişler. Bizden biri gibi yaklaştık, çok iyi anlaşırdık, iç içe büyüdük. Biz maddi sıkıntılardan dolayı gitmedik, aksine bölgede ziraatten, zanaate birçok alanda öne çıkan köylerden biriydik, zengin bir köyümüz vardı. İnsanlarımız çok çalışkandı, bu yüzden her zaman bütün gözler üzerimizdeydi” diyor.
Tek Hıristiyan köy
“Müslümanların olduğu bu bölgede tek Hıristiyan köy olunca haliyle sıkıntılar yaşıyorduk” diyen Hanna, bir başka köye gittiklerinde Hıristiyan olduklarını gizlediklerini anlatıyor.
“Malum, 1915’lerde bölgede Ermeni, Süryani, Keldaniler büyük bir kıyımdan geçti. Bu yüzden Keldaniyiz demeye çekiniyorduk. Anlatılan hikayeler hafızalarımızda halen tazeliğini koruyor. Benim babaannem de katliamdan kurtulanlardan. Üzerimizde çevre baskısı vardı, bize bir zarar verecekler diye korkuyorduk. Önce gençlerimiz Mersin’e çalışmaya gitti, sonra da yaşlılarımızı da alıp Avrupa’ya göç ettik.”
Hanna Keyik, Hertevin Köyü’nün “Mala Çelebi” ve “Mala Nesmu” ve “Mala Manu” adında üç aileye ait olduğunu belirtiyor.
“Çelebiler, dayımlar olur. Köyün tapusu hala bize ait. Ama maalesef ortada ‘Dağdan gelip, bağdakini kovmak’ gibi bir durum söz konusu. Çünkü Pervari’de tapu kayıtlarımız bir şekilde kaybedilmiş. Atalarımızın, dedelerimizin mezarı hala orada.”
Hertevince değil Keldanice
“Hertevince diye bir dil yok aslında, bu Keldanicedir ve yaşayan bir dildir. Konuştuğumuz dil Keldanice ama Hertevince denerek bunu da kaybetmeye çalışıyorlar.. Diğer bölgelerde konuşulan Keldanice’den biraz farklı olsa da biz Keldanice konuşuyoruz. Ninova’da, Irak’ta, Avrupa’nın birçok yerinde yaşayan Keldaniler var, Fransa başta olmak üzere Belçika, Almanya, Hollanda’da konuşuluyor.”
Hanna Keyik, Hertevince ile ilgili daha önce yapılan haberlerin dezenformasyon yaptığını savunuyor.
“Bazı haberlerde “Dünyada bu dili konuşan dört kişi kaldı” diye yazılmış, bu yanlış. Tabi dilimiz tehlike altında ama dünyada sadece dört kişinin konuştuğu bir dil değil. Ayrıca dilin yeni nesillere aktarılması için Fransa’da kiliselerimizde çocuklarımıza Keldanice eğitim veriliyor. Ne yazık ki Türkiye’de Keldanice konuşan çok az insan kaldı, Hertevin Köyü’nde Keldani kalmadığı için bu dili konuşan kimse de kalmadı. Ama Keldanice yerine Hertevince kullanımına karşıyız” diyor.
Keldaniler kimdir?
Tarihte Babil İmparatorluğu’nun hakim sınıfı olarak bilinen Keldaniler, Batı Sami kavimlerinden Aramilerin bir kolu ve Asurlular ile Süryanilerle aynı kavimden. Keldanilere bazı bilimsel araştırmalarda Doğu Süryanileri de deniliyor.
Süryani olup, 431 yılında toplanan ”Efes Konsülü” kararını tanımayan ve aforoz edilen dönemin İstanbul Patriki Nestorius’un görüşünü kabul edenlere Nesturi ya da Asurî deniliyor.
1553 yılı itibarı ile Nasturilerin bir bölümü Katolikliği benimser ve Papa'nın otoritesini kabul ederler. Katolikliği benimseyen Doğu Kilisesi Hıristiyanlarına Keldani denilir. Bazı kaynaklar da Keldani adının Güney Mezopotamya halkı olan Kaldeilerden geldiğini savunur.