PKK Yönetimi 8 Mayıs’tan itibaren gerillanın sınır dışına çekileceğini 25 Nisan günü yaptığı basın toplantısında açıklamıştı. İşte 8 Mayıs yaklaşıyor. Çok büyük bir terslik olmazsa da PKK’ye bağlı gerilla güçlerinin çekilme süreci 8 Mayıs’ta başlayacak.

Gerçekten de son iki ay içinde PKK, barış ve demokratik çözüm çerçevesinde çok önemli tarihi adımlar attı. Önce elindeki tutukluları serbest bıraktı. Böylece Newroz ve PKK Lideri’nin açıklamaları için elverişli bir siyasal zemin yarattı. Ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Amed Newroz Meydanındaki tarihi açıklaması geldi. PKK Lideri’nin tarihi açıklaması bir stratejik değişim öngördüğü kadar, felsefik ve ideolojik açıdan tarihin en güçlü özgürlük ve demokrasi çağrısı olma özelliği de taşıyordu.
Liderlerinin yaptığı tarihi çağrıyı değerlendiren PKK Yönetimi, önce 23 Mart günü ateşkes ilan etti. Ardından yaşanan bir dizi tartışma sonrası 8 Mayıs’tan itibaren gerillanın sınır dışına geri çekileceğini açıkladı.
Bütün bunlar Türkiye toplumunda ve siyasetinde çok önemli bir rahatlama yarattı. Dünyanın hemen her tarafından da destek buldu. PKK’ye dönük oluşan güvenle birlikte AKP iktidarı da kaybettiği prestiji yeniden kazandı. CHP ve MHP’nin karşıt tutumu ve sürece yönelik saldırıları AKP’yi değil, kendilerini zayıflattı. Nereden bakılırsa bakılsın yeni çözüm sürecinin genel destek gördüğü apaçık ortadaydı. Böyle bir durumda süreci ilerletmek için AKP’nin daha cesur ve çözümleyici adımlar atması gerekirken, pratik böyle olmadı. PKK’nin yaptıklarına karşı AKP’nin attığı adımlar çok zayıf ve cılız kaldı. Kuşkusuz hiçbir şey yapmadı demek doğru değil. Fakat yapılanları, atılan adımları yeterli görmek de mümkün değil.
AKP’nin attığı en önemli adım ‘Akil İnsanlar Komisyonu’nu harekete geçirmesiydi. Komisyonda yer alanlar çok fazla AKP yanlısı olsalar, kadın sayısı çok az olsa ve görevleri yetersiz belirlense de, böyle bir komisyonun çalışır kılınması ve böylece temel sorunlar üzerindeki tartışmaların siyaset kurumunu aşarak topluma taşırılması çok önemli bir olaydı.
Nitekim bütün yetersizliklerine rağmen Akil İnsanlar Komisyonu yine de etkili çalışıyor. PKK’nin attığı adımlarla oluşan olumlu hava toplum nezdinde gittikçe gelişiyor. CHP ve MHP taraftarlarının provokatif davranışları bu gelişmeleri engelleyemiyor. Komisyonun iki ay sonunda çok önemli bir gözlem ortaya koyacağı, toplumun nabzını ifade eden bir rapor ortaya çıkaracağı anlaşılıyor.
Bunun dışında AKP’nin sürece ilişkin attığı çok önemli başka bir adım gözükmüyor. Nitekim konuyu meclise götüremedi. Meclisten bağlayıcı bir kanun veya karar çıkaramadı. Bu temelde denetleyici bir meclis komisyonu örgütleyemedi. Kısaca hükümetin yönetimi dışında süreç üzerinde bir siyasal etkinlik ve denetim yaratamadı.
Mecliste oluşturulan bir komisyon var. Fakat bu komisyonun rolü ve işleri çok daha belirsiz ve muğlak. Bileşimi süreç açısından çok daha güven kırıcı. Dolayısıyla bu komisyon toplumdan destek görmüyor. Akil İnsanlar Komisyonu gibi de olsa bir etkinliğe sahip bulunmuyor. Böylece de askeri süreç üzerinde siyaset kurumunun denetimi oluşmuyor.
Bütün bunlara bakınca toplumun AKP’ye dönük umudu ve güveni tam oluşmuyor. Sürece dönük AKP yaklaşımlarına ilişkin toplumsal kaygı gittikçe artıyor. Bu da giderek çok daha fazla TV tartışmalarına yansıyor. AKP’nin muğlak, tutarsız, korkak ve çelişkili tavırları açıktan eleştirilir hale geliyor.
Akil İnsanlar Komisyonuna yeterince sahip çıkıp, etkili çalışmalarına destek veremiyor. Bazı AKP’li kesimler daha şimdiden Komisyonun adını bile tartışılır hale getiriyor. Özünden saptırıcı ve içeriğini boşaltıcı yaklaşımların geliştirileceği anlaşılıyor.
Meclis sürece el koyamadı. Süreç üzerinde meclis denetimi kurulamadı. Gereken kanun, karar ve komisyon oluşturma adımları atılamadı. Bu da sürecin siyasallaşmasını zayıflatıyor. Siyaset kurumunun denetimini ve etkinliğini azaltıyor. Sürecin siyasal çözüm süreci olma gerçeğini tartışmalı kılıyor.
 Bu nedenle askeri kurumlar üzerindeki siyasal denetimin fazla olmadığı gözleniyor. Nitekim Genelkurmay Başkanlığı kendi başına açıklamalar yapmaya devam ediyor. Kendine göre toplumu bilgilendirmeye çalışıyor. Siyaset kurumuyla çelişen açıklamalar yapıyor. Bu da AKP yaklaşımına ilişkin kaygıları artırıyor.
Sürece ilişkin AKP’nin muğlak ve korkak yaklaşımlarından öteye, tutarsız ve çelişkili davranışları çok daha fazla öne çıkıyor. “KCK Davaları” adındaki tutuklamalar ve yargılamalar devam ediyor. Yani Kürt demokratik siyaseti cezaevi ve yargı kıskacında. Arada bir-iki tahliye olsa da, zaten haddinden fazla yatmış olanlar bırakılıyor. AKP siyasal rahatlama yaratamadı, demokratik siyasetin önünü açamadı. Dahası yeni siyasal tutuklamalar da oluyor.
Bir de polisin halka dönük şiddet kullanımı sürüyor. Dicle Üniversitesi’ndeki olaylar, Cizre olayları, 1 Mayıs olayları bunu açıkça gösteriyor. PKK adımlarının askeri rahatlamaya yol açmış olmasına rağmen, AKP siyasal bir rahatlama yaratmış olmaktan uzak.
Askeri alanda yaşananlara ilişkin basına yansıyan bilgiler sürecin devamı açısından çok daha fazla kaygı verici. Eskisi kadar olmasa da birçok alanda askeri operasyonların devam ettiği anlaşılıyor. Kürt bölgelerine yönelik asker sevkiyatı oluyor. Bu bölgelerdeki operasyon faaliyetleri durmuyor. Her yerde keşif çalışmasının yoğunca sürdüğü belirtiliyor.
Sınırın Irak tarafındaki PKK kamplarına dönük top ve obüs atışları sürekli yapılıyor. Bu bölgelerde keşif ve savaş uçakları uçuyor. Daha da önemlisi, var olan koruculuğun tasfiyesi gerekirken, AKP Hükümeti yeni korucu kadroları dağıtıyor. Korucu adı altında yeni binlerce insanı silahlandırıyor.
Bu durum barışa mı gidiş, yoksa savaş hazırlığı mı, pek belli olmuyor. Bölge halkı bunlara bakarak ciddi biçimde kaygılanıyor. Bölgede olmaya ve görmeye de gerek yok. TV’de görüp bilgiyi duyan herkes hemen soruyor: AKP ne yapıyor? Yoksa barış ve çözüm adına söylenenlerin hepsi yalan mı? AKP’ye dönük kaygılar azalmıyor, artıyor.
Kaygıyı artıran başka AKP tutumları da var. AKP, barış ve Kürt sorununun çözümü yönünde adımlar atmak yerine, oluşan ortamdan AKP oylarını artırıcı adımlar atma çabası yürütüyor. Her yerde örgütlenme seferberliği başlatmış durumda. Bol bol para döküyor. Kürt oylarını daha da artırmaya çalışıyor.
Dahası tüm işverenleri Kürt bölgelerine yatırım yapmaya çağırıyor. “Bunlar geri kaldı, savaş tahrip etti, yaşamı inşa edelim” diye değil, “Ekonomik gelişme olursa Kürtler siyasal taleplerden, yani özgürlük istemekten vazgeçerler” diye! Bunun doğru olup olmadığı çok belli değil. Belkide ekonomik bakımdan güçlenen Kürtler özgürlük mücadelesini daha güçlü yürütürler.
Fakat burada sorun bu değil. Sorun AKP’nin paraya ve ekonomiye yaklaşımıdır. Bunları hala asimilasyonun ve kültürel soykırımın bir aracı olarak düşünüyor. Alana sermayenin girip ekonominin gelişmesini Kürt insanının daha müreffeh bir yaşama kavuşması için istemiyor, Kürtleri asimile etmek ve Türkleştirmek için istiyor. İşverenlere çağrıyı bu amaçla yapıyor.
Ne diyelim? Belliki şoven-milliyetçilik ve asimilasyon AKP’nin de genlerine işlemiş! Ne kadar atışırlarsa atışsınlar, AKP’nin fikir ve siyaset damarlarında da CHP ve MHP’ye hakim olan şoven-milliyetçilik dolaşıyor. Bu zehirden gerçekten kurtulmadıkça, toplumun AKP’ye yönelik kaygılarının son bulmaması da çok doğaldır.