‘Barış diyorlar ama hala yakınlarımızın kemikleri bile kayıp. Bu nasıl adalet?’ diyor bir ana.

Evet. Cumartesi Anneleri, 432 haftadır Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek adalet istiyorlar. Yine Diyarbakır ve Batman’da kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları da her hafta “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” diyerek kayıpların ve yakınlarının akıbetini soruyorlar.
Barış deniyor, süreç deniyor ama insanlar yakınlarının kemiklerine bile ulaşabilmiş değil.
Adına barış deniyorsa eğer, bölgede kaybedilenlerin faillerinin yargı önüne çıkarılması gerekiyor.
Bölgede bulunan toplu mezarlar açılıp gerekli işlemler yapılmadan kalıcı bir barış sağlanamaz.
***
Savaş süreci boyunca yapılan araştırmalar, tanık ifadeleri ve bilgisi olan görgü tanıklarının beyanları sonucu toplu mezarlarla gündeme gelen bölgede sonraki yıllarda ardı arkası kesilmeyen insan cesetleri çıkmaya başladı.
İnsan Hakları Derneği öncülüğünde yürütülen çalışmalar sonucunda bölgede aslında yüzlerce toplu mezarın olduğu, ancak henüz bunların varlığı konusunda bir bilginin olmadığı ortaya çıktı. Bu tarihlerden itibaren neredeyse her gün toplu mezarlara ilişkin ihbarlar alınmaya başlandı ve ihbarlar sonucu gidilen her alanda toplu mezarlarla karşılaşıldı.
Şu ana kadar tespit edilen toplam 253 toplu mezarda 3248 kişinin bulunduğu ifade ediliyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nin yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği veriler ışığında var olduğu iddia edilen ve bir kısmı da açılan toplu mezarların listesi ve ayrıntılı verileri www.ihddiyarbakir.org web sitesi üzerinden hazırlanmış ve raporda yer alan verilere göre bir de İnteraktif Toplu Mezar Haritası oluşturulmuş. Bu çalışma bir dönemin karanlığına ışık tutacak niteliktedir.
Adım başı toplu mezar... Gözaltındayken kaybedilenlerin (siz bunu ‘katledilenlerin’ diye okuyun) ya da kaçırılanların kimisinin daha sonra cesetleri kimsesizler mezarlığında bulundu ama çoğu kayıpların akıbeti hala bilinmiyor. Kayıp yakınları hiç olmazsa kayıplarının kemiklerine ulaşabilmek, DNA testi yapılıp kimlik tespiti için savcılıklara başvuruyor. Yeni toplu mezarların açılmasını bekliyor.
Türkiye’nin yakın tarihi; katliamlar, kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir. Türkiye’de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet; gerçekleştirdiği katliamları, vahşetleri kendi kahramanlık söylemleriyle kimi zaman kutsallaştırdı ya da en olmaz olayları sıradanlaştırdı, sıradan bir olaymış gibi yansıttı. Toplumda da böyle bir algının oluşmasını büyük ölçüde başardı ne yazık ki. Bu sayede geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı değil, unutmayı, unutturmayı tercih etti.
Ana yüreğini yakanlar, çocukları yetim bırakanlar, sevgiyi karanlıkta boğanlar ne yazık ki kendine hukuk devleti diyen bir yapıda hala aramızda dolaşmaktadırlar. Bazıları ise aklandı ya da ödüllendirildi.Ve ilginçtir bu konunun ilgilileri üç maymunu oynuyor. Birileri çıkıp bu ne menem şeydir bu, ne iştir demiyor. Ruhumuzu, aklımızı teneffüs ettirecek bir pencere açmıyor kimse.
***
Türkiye, BM’nin zorla kaybedilmeleri yasaklayan ve ailelerinin kaybedilenle ilgili gerçeği öğrenmesine olanak sağlayan ‘Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamıyor. Tam adı “Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme” olan metin, zorla kaybetmeye mutlak bir yasak getirmesinin yanı sıra, taraf devletlerin iç hukuklarında bu eylemi bir suç olarak tanımlamasını da şart koşuyor. Ayrıca yaygın veya sistematik kaybetme eylemlerini de insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında sayıyor.
Unutturulmaya çalışılan anaların, babaların, amcaların, kardeşlerin akıbeti açığa çıkarılmadıkça ve bize bu sonsuz acıları yaşatanlardan hesap sorulmadıkça gerçek barış sağlanamayacaktır.
Yakın geçmişin, gözaltındaki kayıplar, işkencelerde ölümlerle ve faili meçhul bırakılan cinayetlerle ilgili Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulup gerçekleri ortaya çıkarmalıdır. Bu kapsamda sadece devletin değil örgütün de kayıplarla ilgili elindeki bilgileri kamuoyuna açması gerekiyor. Kayıplar bulunmalı, failler yargılanmalıdır.