“Kördüğüm olmuş toplumu çözüyor, 

sizin için bitmiş bir tarihi yeniden başlatıyoruz. 

Bir yerde tarih çözülüyor, geçmiş yaşam çözülüyor,

geleceğin ufku ve yaşam tutkusu belirleniyor.“ A.Öcalan


Gerçekten de devlet ve toplum krizinin giderek derinleştiği, geniş anlamda toplum üzerindeki genel hegemonik güç olan iktidarın ve dar anlamda kural ve yasalarla sınırlandırılmış baskı ve soykırım aracı olan devletin, genişliğine ve derinliğine faşist temellerde yeniden inşasıyla karşı karşıyayız. Geçmiş yaşamı tıkanan devlet bir çözülüşü yaşıyor. AKP iktidarı, TC’nin geleneksel devlet tarzı olan sömürge tipi faşizmini kendini garantiye alma amaçlı yeniden dizayn ediyor. Eğitim, sağlık, sivil toplum vd alanlardaki tasfiyeler bunun için yapılıyor. Yani faşist temellerde derin bir yeniden kurumlaşma başlatılarak devletin gelecek yüzyılı kurtarılmaya çalışılıyor. Bunun başarılabilmesi için toplumun direnebilecek kesimlerine saldırıyor ve kendisi için en büyük tehlike olan PKK’yi zayıflatmaya, geleceğin ufkunu ve alternatif yaşamını temsil eden bu gücün toplumla olan bağını kopartmaya çalışıyor. Kayyum atamalarının temelinde yatan gerçek budur. Kürdistanı açıktan işgal etmesi ve bayraklarını gasp ettiği kurumlara asması da bu sömürgeci zihniyetin bir yansıması olmaktadır. Yeni ve yarı sömürge olan TC’nin işgalci Cerablus’a girmesi ve Kürtlerin kazanımlarını hedeflemesi de bununla doğrudan bağlantılıdır.

Bu gerçeklerden hareketle, Kürtlerin daha ne zamana kadar ortak yaşamda ısrar edecekleri ve sabır gösterecekleri de düşündürmektedir. Çünkü Kürt halkında “katledilmemize seyirci olanlarla kardeşlik istemiyoruz“ söylem ve düşüncesi de giderek yaygınlaşmaktadır. Kürdistan ateş altındayken ve sokaklarında cesetlerden geçilmezken sahillerde denize giren ve bronzlaşmak için güneşlenen vurdumduymazlarla kardeşlikten giderek uzaklaşılıyor. “Feryadımı duymayanlardan kardeş olunmaz“ inancı derinleşiyor. Bu da AKP tek tip esaslı politikasının sonucu olmaktadır. Fakat bu bunalımlı sürecin bağrında da yeni bir hayatın filizlendiğini belirtmek de abartılı olmaz. Bu süreçte giderek bölgesel olmaktan çıkarak küresel bir karaktere bürünen gerillanın, sosyalist bir yaşamın nasıl inşa edileceğinin müjdesini Ortadoğu ve giderek dünya ezilen halklarına bir umut olarak verdiğini de özellikle vurgulamak gerekir. Yani Ekim Devrimi’nin dünya halklarında yaratmış olduğu umut ışığının, reel sosyalizmin çöküşüyle darbelenmesi, inançsızlığa ve umutsuzluğa dönüşmesinden sonra, yeniden bir umut ışığının Kürdistan’dan doğması değişik ülkelerden özgürlük mücadelesine katılan farklı halklardan sosyalistlerin varlığı da buna işaret etmektedir. Egemenler  bu umut ışığını boğmak isteyeceklerdir. TC’nin Cerablus’a girmesinin temelinde de esas olarak bu yatmaktadır. Çünkü dünyanın bel kemiği Ortadoğu’nun ve de Ortadoğu’nun da bel kemiği olan Kürdistan’ın özgürleşmesi, bütün dünyayı derinden sarsacak ve devrim dalgasına evrensel niteliğiyle yayılacaktır. İstenmeyen ve saldırının hedefi olan bu umut ışığıdır. Kayyumların atanarak kazanılmış belediye mevzilerine yapılan saldırılar gasplar da bununla doğrudan bağlantılıdır. Yani ezilen halklar umutsuz ve çaresiz bırakılmak istenmektedir. Dünya devletleri kadar dünya sosyalistlerinin de gözleri ve kulakları bu nedenle Kürdistan gerillasındadır. Bu bağlamda önümüzdeki yüz yılı belirleyecek olan son hesaplaşmanın eşiğine gelinmiş bulunulmaktadır.

Sosyalizm mücadelesi ve gerilla savaşının misyonu, niteliği, devrimci mücadele tarzı, temposu ve ideolojisiyle yeni bir aşamaya girildiğini belirtmek gerekiyor. Kazanımlar ve mücadelenin seyri bunun ip uçlarını fazlasıyla vermektedir. Yani Kürdistan ve Ortadoğu’da yürütülen Apocu devrim tarzı, sosyalizm derdi olanlar tarafından örnek alınmak için yakından incelenmektedir. İçinden geçilmekte olan devrim zamanını en verimli kullanan Apocuların direnişçi ve zafer çizgisine dayalı  fedakarlığının kazanımları bu zafer kişiliğini incelenmeyi fazlasıyla hak etmektedir. Bu nedenle tarihinde “İpini koparanlar“ olarak tanımlanan Apocuların ve önderliğinin hakkını vermemek büyük haksızlık olurdu. PKK Ortadoğu’da demokratik devrimi gerçekleştirmek amacıyla yola çıkmıştı. Şimdi bu hedefe çok yaklaşmıştır. Bu aynı zaman da PKK’nin sadece Kürtlerle sınırlı yerel bir devrimci hareket olmadığı ve evrensel bir umut hareketine dönüştüğü anlamına gelmektedir. Bu nedenle Kürtlerin coşkusu ve umudu da evrensel olmak ve bunu söylem, pankart, miting ve festivallerine de yansımak durumundadır. Mücadelenin Kürtlerle sınırlandırılması, bu hareketin şehitlerine, önderliğine ve paradigmasına da haksızlık olurdu.

AKP faşizmi şahsında sürdürülen sömürgeci kültürel ve fiziki soykırımın Apocu ruhun öz savunma direnişin çarparak geri tepeceği her geçen gün daha da kanıtlanmaktadır. Çaresizliğin bir çaresi olarak atanan kayyumların da öne sürülen son piyonlar olduğu ve süresi dolduğunda da darbe yapmaya çalışanlar gibi farklı biçimde tasfiyeyi yaşamayacaklarının da garantisi yoktur. Çünkü Erdoğan denen faşistin dostu yoktur. Ama kullanıp atacağı çanak yalayıcıları çoktur.