YILMAZ ROJ-NAM / KASSEL
Almanya’nın Hessen Eyaleti Sol Parti Milletvekili Heidemarie Scheuch-Paschkewitz Kürt halkının iradesine AKP-MHP faşist iktidarınca el konulmasına karşı mücadelenin sürdürülmesini istedi. 31 Mart seçiminde gözlemci heyeti ile Kürdistan’a giden Scheuch-Paschkewitz “Amed, Mardin, Wan ve tüm Türkiye’de direniş devam etmeli ve daha da güçlenmelidir. Avrupa’daki direnişler aralıksız devam etmeli, güçlü katılımlar sağlanmalı” dedi. Sol Parti Milletvekili Heidemarie Scheuch-Paschkewitz Kürt halkının iradesinin gasp edilmesi, buna karşı verilen mücadele ve Sol Parti olarak yapacaklarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Amed, Mardin ve Wan belediyelerine AKP hükümeti tarafından ikinci kez kayyum atanıyor. Siz bu durumu değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan hiç bir şekilde demokrasiyi ve halk iradesini kabul etmiyor. Seçimlerden önce zaten diktatörlüğünü kullanarak HDP’nin tüm belediyelerine kayyum atamıştı. Seçimlerden önce de yaptığı açıklamalarda aynı bölgelerde HDP kazansa bile yine kayyum atacağını belirtmişti. Erdoğan, işine gelmeyen seçim sonuçlarını kabul etmiyor, edemiyor. Hatta ona kalsa seçim yapmadan istediği şehre adamlarını yerleştirerek diktatör rejim yürütmek istiyor. Kısacası Erdoğan artık siyaset yapamıyor sadece güç kullanıyor. 31 Mart seçimlerini hiçbir şekilde kabul etmedi. Daha çok şiddet ve diktatörlüğü kullanarak herşeyi eline almaya çalışıyor. 3.5 milyon insanın iradesini hiçe sayarak belediyelerine el koyuyor. Yüzlerce belediye çalışanını gözaltına alıyor, cezaevine atanıyor, yüzlerce ev baskını yaparak insanların evlerini talan ediyor. Hiçbir demokraside görülmeyen kayyum atamalarını uyguluyor. Açıkçası Erdoğan Kürtler üzerinde askeri darbe uyguluyor. Ve Kürtler ayaklanmasa Erdoğan kalan belediyelere de kayyum atayacak.
Kayyum atanan bölgeye seçim için giden gözlemci heyet içerisinde yer aldınız. Gözlemleriniz nelerdi?
31 Mart seçimlerinde gözlemci olarak Amed’e gittim. Amed’e gittiğimizde görev yerimin Siverek olduğunu söylediler. Seçim yerlerine gittiğimizde görmek istemediğimiz birçok olay ile karşılaştık. Her taraf silahlı askerler ve gittiğimiz her yerde kontrolden geçiyorduk. Yanımızdaki şoför ve tercümana izin veriyorlardı ama bizi birçok yere bırakmadılar.
Önceden oy pusulalarına baktık herşey normal gibi görünüyordu. Sonuçlara baktığımızda birçok köyden HDP’ye oy çıkmadı ya da bir iki oy çıktı. Seçimlerde hile olduğu kesindi ama biz sesimizi çıkaramıyorduk. Hiçbir demokraside silah altında seçime gidilmez, asker oy kullanmaz. Örneğin Şırnak’ta 12 bin asker oy kullanmış ve otobüsler ile diğer şehirlerden insanlar Şırnak’a götürülmüş ve bir şekilde Erdoğan Şırnak’ı hileler ile kazandı. Ama gerçekte kazanmadı.
Amed’e geri döndüğümüzde çok etkilendim. Tarihi ve çok kültürlü bir şehir Amed insanlarının misafirperverliğinden çok etkilendim. Amed seçimleri kazandığı için Amed’in içinde festival havası vardı. HDP sadece Kürtler için değil Kürdistan’ın tarihi eserlerini, doğasını korumak, Kürdistan ve Türkiye coğrafyasında yaşayan halkları korumak için mücadele veriyor. Erdoğan bunları kabul edemiyor. Hasankeyf örneği gibi, Hasankeyf gibi tarihi bir eseri sular altına bırakmak, Kürt tarihini kabul etmemek anlamına geliyor.
Belediyelere yönelik gaspı parlamento gündemine taşımak ya da farklı adımlar atmak gibi girişiminiz olacak mı?
AKP ve Erdoğan’ın kabul etmediği çok şey var. HDP’nin eşbaşkanlık sistemini hiçbir şekilde kabul etmiyor. Eşbaşkanlık sisteminde kadın erkek eşitliği var, gerçek demokrasi var. Bunlar Erdoğan’ın tek kişilik yönetimine ve diktatörlüğüne ters düşüyor. Uzaktan bakıldığında Kürt dili, edebiyatı ve kültürü eskisi gibi yasak değil gibi görünüyor ama Erdoğan rejimi gizliden insanları dilinden, kültüründen dolayı yasaklıyor. HDP sadece Kürt kültürüne, diline sahip çıkmıyor, HDP ezilen halkların ve değişik inançların yanında yer alıyor, tüm Türkiye haklarına sahip çıkıyor. AKP rejimi ise herkesi ‘Tek vatan-Tek millet-Tek bayrak’ altında yaşatmaya çalışıyor ve herkesi buna zorluyor.
Kayyum gaspı başta olmak üzere yaşanan baskı ve ihlallere karşı Alman hükümetinin sessizliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Almanya‘nın bunlara sessiz kalması çok büyük bir ayıp ve utanç verici bir olaydır. Sessizliklerinin sebebi ise hala Türkiye ile ekonomi siyaseti içinde ve hala para karşılığı silah alım satımı yapıyor olması. İlk başta biz Die Linke olarak, silah alışverişini durdurmak ile ilgili siyasetimizi yürütüyoruz. Erdoğan’a karşı eleştiri yapan avukatların, öğretmenlerin, akademisyen ve gazetecilerin tutuklanmalarını önlemek için parlamentoya görüşlerimizi ve düşüncelerimizi sunuyoruz. Bize göre Alman devletinin bu konuda atacağı ilk ve en önemli adım silah satışını durdurmasıdır.
Her zaman Kürt ve tüm ezilen halkların yanında yer alacağız, dayanışmamızı sürdüreceğiz. Ve umuyoruz, tüm Alman partileri de bu anti demokratik uygulamalara sessiz kalmaz. Ben ayrıca dilekçe komisyonunda da yer alıyorum. Gözetlediğimiz sınır dışı vakaları, bizim çok dikkatimizi çeken olaylar oluyor. İlticası kabul olmayan birçok insan ülkelerine geri gönderiliyor. Bunların içinde çok Kürt ve Türkiyeli siyasetçi de var. Biz böylesi olayları duyduğumuzda eyalet meclisine sunuyoruz, ama meclisteki diğer partiler fazla dikkate almadığı için fazla tartışılmıyor. Ülkesinde siyasi görüşünden takibe alınan kişileri geri göndermemeleri gerekiyor. Böylesi konular federal hükümetin görevidir ve acil önlemler alınması gerekiyor. Örneğin yazar Şebnem Korur Fincancı, Hessen Eyaleti’nin barış ödülünü almıştı ve şimdi Türkiye’de cezaevinde. Biz bu konuda dilekçeler verdik ve yakın takipteyiz. Eyalet yönetiminin bu tür olaylara karşı önlemler alması gerektiğini dile getiriyoruz. AKP/MHP rejimini ve Erdoğan diktatörlüğünün yapış olduğu kayyum atamalarının gündeme alınması için elimden geleni yapacağım.
Kayyumlara karşı mücadele nasıl devam etmeli?
Kayyum atanan Amed, Mardin ve Wan belediye başkanları, güçlerini kaybetmesinler, mücadelelerine devam etsinler. Bizim dayanışmamız her zaman olacak, biz tüm gücümüz ile yanlarındayız. Ama en önemlisi yaklaşık iki haftadır Amed, Mardin, Wan ve tüm Türkiye’de devam eden direniş devam etmeli ve daha da güçlenmelidir. Avrupa’daki direnişler aralıksız devam etmeli, güçlü katılımlar sağlanmalı. Özelikle Alman federal hükümetinin sessizliğini bozması için baskın yapılmalı.
Alman hükümeti artık olaylara sesiz kalmamalı, gerekenleri yapmalıdır. Alman hükümeti artık Türkiye’yi bir ortak olarak görmeyi bırakmalı.