Bir süreç okuması yapıp, kayyum öncesi yakın dönem ile kayyum sonrası kısa dönemi karşılaştırdığımızda, ortaya dehşetengiz bir kötülük rejimin yeniden inşası ile kendini güncelleyen arkeolojik kötülüğün kalıntıları çıkıyor. Hızlandırılmış modern bir sömürgecilik pratiği olarak kayyum meselesi, Habermas’ın deyimi ile ‘kendini nevrotik olarak gözeten’ devlet aygıtının iktidar hırsı için yapamayacağı vahşetin, içine girmeyeceği paranoyanın olmadığını tekrar gösterdi. 

Vatan-millet-güvenlik saikleriyle girişilen operasyon, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını anımsatıyor. Yöntem ve tarz aynı, oluşturulan nitelik ve ondan beklenti ise AKP’nin varlık-yokluk ekseninde yaşadığı krizleri göz önüne aldığımızda, daha farklı. Bu dönemdeki kimlik inşası, kimliksizleştirme üzerinden ve siyasal İslam sosu ile neo-liberal beklentileri had safhaya taşıyarak en kısa vadede dönüştürme peşinde koşarken, yöntemlerine ‘ahlaksızlığın’ en üst halini de eklemeyi unutmuyor. Te’dib (edeplendirme), Tenkil (cezalandırma), Taqtil (katletme), tehcir (göçertme), temsil (asimile etme), Temdin (medenileştirme) ve tasfiye (etkisizleştirme) çalışmaları, zoraki gasptan sonra bir bütün ve eş zamanlı olarak kayyum denen mekanizma üzerinden uygulanıyor. Cumhuriyet döneminde olağanüstü yetkilere sahip umumi müfettişlikler nasıl mekân ve o mekânın belleğine dair sınırsız yetkilere sahipse bugün kayyumlar da benzer şekilde iş yapmakta, dönemin ihtiyacını karşılamaktadır.

Geçtiğimiz hafta Demokratik Bölgeler Partisi(DBP) önemli bir rapor açıkladı. Raporun insan hakları haftasında, CHP’ye de kayyumun atandığı bir zamanda ve CHP’lilerin ‘sarı öküzü vermeyecektik’ veryansınları arasında, Man Adası dekontları ile Reza Zarrab’ın bülbül gibi öttüğü çürüme belgelerinin havada uçuştuğu bir tarih aralığında açıklandı. Bu da tarihin dilemması herhalde. 

Raporun adı “Bir Gasp Aracı Olarak Kayyum Uygulamaları” idi. Gasp kelimesinin altını çizelim burada. Zaten raporda özellikle gasp denilerek zoraki işgal olarak anlatıldı tüm uygulamalar. Kayyum atamaları 11 Eylül 2016 tarihinde başladı ve bu atamalar ile yurttaşların yönetime katılım hakkı gaspa başlandı. Demokratik siyasete darbe vurmak bir tarafa, uygulamalar esas olarak bir işgal pratiğine çevrildi. Raporda, “Kayyumlar kendilerini merkezi devletin temsilcisi olarak görmüş, belediyeleri de ‘fethedilmesi’ gereken topraklar olarak değerlendirip ‘fetih sembolü’ olan bayrağı belediye binalarına asmışlardır” deniliyor.

Rapor, kayyum icraatlarına yönelik ilk derli toplu rapor olması ile de önemli. Bu önemin ortaya çıkması için de son 20 yıldır büyük emeklerle örülen kültür-sanat, kent-ekoloji, kadın, emek ve sosyal politikalar alanındaki çalışmaların nasıl tersyüz edildiği örneklerle birebire aktarıldı. Tabi belediyelere ait projelerin de sonuç olarak nasıl gasp edilip kendi çalışmalarıymış gibi ‘çalınması’ ayrı bir yüzsüzlük. Kürdistan’daki yerel yönetim deneyimi Hilvan’a kadar uzanır. 28 gün süren Batman deneyimi de çok önemli. O yıllardan bugüne çok büyük mücadeleler verildi, değerler yaratıldı ve bedeller ödendi. Bu rapor vesilesiyle, bir kez daha, bu halk özgürlük deneyimi yolunda yitirdiğimiz tüm değer ve demokrasi havarilerini saygıyla anmak istiyorum. 

Özellikle Anadolu Ajansı’nın geçtiğimiz ay günlerce süren kayyum güzellemeleri yürek dağlayan cinstendi. Seri bir yayınla asfalt deyip durdu. Leş bir dramatize ve yalanlar eşliğinde çarpıtmadığı şey kalmadı. Bir iki haberine baktım, asfaltı tarihte ilk kez kayyumların icat ettiğine ikna oldum. 

Ama gerçekler başka tabi! 

Kayıtlara tekrar tekrar geçmesi açısından bazı önemli verileri vurgulayalım.  

Şuan 102 DBP’li belediyeden 94’üne kayyum atanmış durumda. (10 il, 72 ilçe ve 12 belde)

3’ü büyükşehir belediyesi olmak üzere 94 belediyeye kayyum atandı.

93 belediye eşbaşkanı tutuklandı ve bu arkadaşlardan onlarcasına ceza kesilmiş durumda. 

Tutuklu belediye kadın eşbaşkanların sayısı: 27

81 belediye meclis üyesi tutuklu.

2013 belediye çalışanı işten çıkarıldı

4 il ve ilçe merkezinde, toplam 21 kültür sanat merkezinin faaliyetleri engellendi. 

21 festival iptal edildi. 

Kadın çalışmalarına yönelik 43 kadın merkezinin hizmeti bitirildi ve bu devam ediyor. 

Belediyede meclis toplantısı gerçekleştirilmediği gibi belediye bütçeleri kayyumun keyfine ve isteğine göre yapılıyor. Harcamalar nereye gidiyor belli değil. 

Atanan kayyumlara dair bir notu da özellikle eklemek lazım. 

6 Ekim 2016 tarihinde İçişleri Bakanı S.Soylu bir toplantıda konuşurken: “Üst düzey yöneticilerle birlikte bir Kaymakamlar Kararnamesi hazırlıyoruz. En iyi kaymakamımızı Hani’ye, Sur’a, Mazıdağı’na, Cizre’ye vereceğiz. Bu kaymakamların bilgi ve tecrübeleri aracılığıyla PKK’nın vatandaşıyla devleti arasına, vatandaşıyla vatandaşı arasına fitne sokmaya çalışmasına engel olacaklar.” Dedi. 

Bu “en iyi” denilen kaymakamların hepsi kayyum olarak atandı. Kürdistan’ın tüm merkez ve ilçe belediyeleri kayyum dolup taştı. Peki bu iyiler üstü iyi denilen, bilgi ve tecrübeleriyle insanlık ve vatan aşkı için yanıp tutuşan kaymakamlar ne yaptı? 

Daha aradan bir yıl geçmeden vatan ve iş aşklarını ispatladılar. 23 Ağustos 2017 tarihinde bakın ne oldu: “Yolsuzluk, iltimas, ihaleye fesat karıştırma, rant”a dair şikayetleri dinlemek ve raporlaştırmak için gönderilen müfettişlerin raporlarını bittirmesinin ardından DBP’li belediyelere kayyum olarak atanan 9 kaymakamın ‘kayyumluk’ görevlerine son verildi”

Aaa! En iyilere bakar mısınız? Nasıl da çalmışlar, pardon çalışmışlar!

Demek ki neymiş?

Gelirken belediyelere astıkları bayraklar meğerse vatan aşkı için değilmiş, yolsuzluk-rant görünmesin diye asmışlar pencerelere. Gerçekten muazzam bir plan! Her bijî size...