Afyon’da yaşanan katliamda sabotaj olup olmadığının çok önemi yok aslında. Bu ölçekte bir faciayı kaza olarak tanımlamanın kendisi insan hayatı, güvenliği ve insani değerlere yönelik bir sabotaj sayılabilir.
Militarizm ve askeri rejimi tasfiyeyi, YAŞ toplantılarında oturma düzeninin iyileştirilmesine indirgeyen zihniyetin doğal sonuçlarını yaşıyoruz. Şaşırılacak, yadırganacak bir durum yok aslında. 25 kişinin ölümünü abartmak da yersiz. Yarım milyon askerimiz ve yaşadığımız her acıyı söndürecek bir “taktiri ilahi” anlayışımız var.
PKK ile mücadelede verilen kayıpların artmasının, sorunun başka yollarla çözüm arayışlarını hızlandırmaya yetmeyeceğini görmek için Afyon’da yaşanan olay yeter aslında. İnsan hayatının bu kadar ucuz, kokuşmuş bir düzeni kutsamanın bu kadar kolay olduğu bir ülkede, “şehit” sayısı üzerinden analiz yapılamaz.
Benzer olayların başka ülkelerde de olduğunu söyleyip, Hindistan örneğini veren siyasetçi profilini, Mogadişu hatta, Avrupa ülkesi olarak Arnavutluk, Bulgaristan ve Rusya örneklerini sıralayarak desteklemekten çekinmeyen bir medyamız var.
Çocuklarının hayatının hesabını ülkeyi yönetenlerden soramayan bir toplumun, hangi boyutta musibetlerden ders çıkarabileceğini analiz etmek zordur.
Siyasal farkındalık, sosyal duyarlılıktan ayrı ele alınamaz. Toplumsal duyarlılık ve sorumluluk hisleri gittikçe çözülen bir halkın, siyasal tercihlerinin basiret ve umut taşımasını beklemek beyhudedir. Elindekini kaybetme korkusu, önüne konulana razı olmayı beraberinde getirir. Güç karşısında boyun eğen, zayıfa yönelik zulme seyirci kalmayı tercih eder.
Son yüzyılın travması, bizi insanlığımızdan uzaklaştırmak için yetiyor da artıyor bile. Sadece psikolojisi değil kişiliği bozulan bir ulusun, kahramanlık hikayeleri ve kutsal değerler üzerinden bu kadar kolay sömürülüyor olmasını da anlamak mümkündür.
Kendini mutlu hissedebileceği yalanlar kadar, kendisine düşmen belletilenlere yönelik yalanlar da hayatın bir parçasıdır artık. Zaferleri de yalandır, günah keçileri de.
Türkiye siyasetinin kalite, kapasite sorunu, bu nedenle sosyolojik kısır döngü içerisindedir. Otobüs biletlerine yapılan fahiş zamdan sonra, öğrencileri istisna kılan açıklamayı müjde gibi sunmak bu nedenle kolaydır.
Afyon’da daha fazla kayıp vermediğimiz için sevinmemiz gerektiğini gözlerimizin içine baka baka söyleyebilen siyasetçiler, yaşadığımız her felaketi “kaza” olarak izah etseler de biz büyük bir “bela” ile karşı karşıyayız.
Kaza değil bela