Kürt Özgürlük Hareketi ve özelde HPG yetkilileri tarafından geçtiğimiz haftalarda yapılan değerlendirmeleri haklı çıkaran gelişmeler yaşanıyor. Kuzey ve Güney Kürdistan’ın birçok alanında sayı ve kapsamı artan işgal operasyonları, HPG ve YJA Star gerillalarının karşı hamleleriyle şiddetli çatışmalara dönüşüyor. 

HPG açıklamalarında belirtildiği üzere Zagros-Botan hattında ve Güney Kürdistan’ın Barzan mıntıkasında düzenlenen sınır ötesi operasyon denemeleri gerillalarının direnişiyle boşa çıkartılıyor. Kuzey’de de Amed, Garzan ve Serhat bölgelerinde yeni operasyonlar düzenleyen işgal güçlerinin akıbeti de farklı değil. 

Tıpkı bahar sürecinde olduğu gibi gerillaların aktifleştiği zaman ve mekanları kapsamlı operasyonlarla denetim altına almaya çalışan TSK, gerillanın hareket alanını sınırlandırmaya, eylem kapasitesini daraltmaya, böylece ‘bitiyorlar’ yalan propagandasına güç kazandırmaya çalışıyor. Bu amaçla TSK, Eylül ayıyla birlikte tüm Kuzey ve Güney Kürdistan sınır hattında, yine gerillanın en aktif olduğu Botan, Garzan, Serhat ve Amed eyaletlerinde yoğun bir saldırı dalgası başlattı. 

Tüm alanlarda eşzamanlı başlatılan bu operasyonlarla yukarıdaki amaçların yanında gerillanın kış sürecine hazırlığına da darbe vurulmak isteniyor. Kışa doğru gidilirken psikolojik üstünlük sağlamış ve savaş inisiyatifini ele geçirmiş bir orduyla 2017-2018 kış sürecinde avantajlı bir pozisyona ulaşmayı hedefliyor AKP yönetimi. 

Son gelen bilgiler ışığında AKP yönetimi ve TSK komutasının bu amaçtan oldukça uzakta bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. PKK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan’ın önceki gün yaptığı açıklama bu konuda geniş değerlendirmeler barındırıyor. Yine HPG BİM tarafından Serhat eyaletinin merkezi konumundaki Ağrı’da TSK’nın 27-30 Eylül tarihleri arasındaki operasyonunda uğradığı kırım tüm ayrıntılarıyla kamuoyuna aktarıldı. 

90’lı yıllardaki gerilla savaşını yakından takip edenlerin de hatırlayacağı üzere Kürdistan’daki savaşın “savaş” olarak adlandırılmasından itinayla kaçınırdı devlet. Bugünlerde de yaşananın bir savaş olmadığı yönlü yoğun bir algı yaratılmak isteniyor ve tüm kamuoyuna yalan bilgilere dayalı bir tablo çizilmeye çalışılıyor. 

Şüphesiz bu operasyon ve saldırılar, Kürt iradesinin tümüyle yok sayıldığı, yüz yıl öncesinin bölge dengelerinin yeni bir versiyonu olarak kurulmaya çalışılan Kürt karşıtı konseptin olmazsa olmazı. Güney Kürdistan referandumu tartışmalarıyla birlikte yeniden bir araya gelen TC, İran ve Irak rejimlerinin aba altındaki sopayı baş üstüne kaldırmaları da bu amaçla birlikte ele alınmalı. 

Kuzey, Güney ve Rojava’da büyük bedellerle elde edilen kazanımların yeni bölge ve dünya düzeni içinde statü kazanmaya doğru evrildiği bu süreçte bu tür saldırgan politikaların yürürlüğe gireceği elbette beklenir bir durum. Fakat işin kötü tarafı bu algı, yani her türlü Kürt kazanımı ve değerinin faşizan bölge devletleri tarafından yok edilmeye çalışıldığı algısı bir türlü Güney Kürdistan yönetimince kabul edilemiyor. 

Özellikle referandum süreci boyunca yapılan tehditlerin tüm Kürtleri aşağılayan, hakir gören bir üslupla saldırı düzeyine ulaştığı bugünlerde KDP yönetiminin kullandığı dil bölge gerçekliğinden uzaklığını da açıkça gözler önüne seriyor. İmha etmek üzere üstüne yürüyen güçlere karşı “sizin çıkarlarınızla çelişmiyoruz” gibi bir yaranmacı bir dilin kullanılması bu apolitikliğin küçük bir göstergesi. 

Tüm Kürdistan’da sömürgeci devletlerin gücü tarihlerindeki en zayıf dönemini yaşarken yapılması gereken şüphesiz sularına gitmek değil, Kürtlerin tarihte hak ettiği yere yaraşır dik ve onurlu bir mücadele yürütmektir. 

Bunu başaran güçlerin ve bunun önünde engel olanların tarihte layık olduğu kadar yer edineceğini unutmamak gerekir.