YPS Genel Koordinasyonu, öz yönetim direnişlerinin 3. yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, diyalog sürecinin savaş kararıyla bitirilmesi ve kapsamlı bir savaşın dayatılmasıyla başlayan direnişin haklılığının daha iyi anlaşıldığını bildirdi. 

YPS Genel Koordinasyonu, Kuzey Kürdistan’daki direniş, Türk devletinin saldırıları, YPS’nin kuruluş süreci, Cizre, Sur ve Silopi direnişlerini değerlendiren kapsamlı bir açıklamada bulundu.

Koordinasyon, ‘Unutmak ihanettir, unutmayacağız’ başlıklı açıklamasında, günümüzde çok daha belirgin bir biçimde açığa çıkan vahşi ve barbar Türk egemen sınıfının tarihsel ve karakteristik gerçeğini daha 3 yıl öncesinden geliştirdiği efsanevi direnişle teşhir eden ve ilerlemesini engelleyen öz yönetim direnişlerinin tarihsel anlamının gün itibariyle çok daha iyi anlaşıldığını belirtti. İnsanlığın başına bela olmuş kemiksiz, kimliksiz ve kişiliksiz yapısıyla Türk egemen sınıf karakteri ve onun Türk-İslam sentezine dayalı siyasetine karşı direnişiyle öz yönetim sürecinin bugün için olduğu kadar yarınlar için de çok daha anlamlı hale geldiğini kaydedildi. Açıklamada, “Kürde inkar, PKK’ye imha” biçimindeki 24 Temmuz 2015 saldırısına karşı halkın öz yönetim beyanı ve iradesi olarak gelişen ve sonrasında ise “Öz Yönetim Direnişi” olarak tarihe geçen bu sürecin, açığa çıkan 3. yıl dönümü gerçekleri ışığında yeniden, doğru okumak ve değerlendirmek gerektiği vurgulandı. 

Tam metni ( https://anfturkce.net/kurdistan/yps-unutmak-Ihanettir-unutmayacagiz-100107 ) dün ANF’de de yayınlanan YPS Genel Koordinasyonu’nun açıklamasının devamındaki bazı bölümler şöyle: 


Diyalog, 'Çökertme' ve itiraz

2013 Newrozu ile birlikte Önder Apo halklarımız açısından yaşanabilir ve en makul proje olarak özgür birliktelik temelinde demokratik çözüm ve demokratik siyaset temelli bir süreç başlatmıştı. (…) Yaşadığımız coğrafyanın etnik, dini ve de kültürel gerçeğine uygun bu ‘şahane rüya’ Rojava zemininde gerçekleşebilir bir proje olarak yaşam buldukça, karşı devrimin ideolojik meşruiyet kazandırılmış tüm maskelerinin deşifre olduğu açık saldırıları giderek artmaya ve şiddetlenmeye başlamıştır. Devrim ve karşı devrimin bu amansız ve de çıplak savaşında karşı devrimin taşeronu olan El Nusra ve DAİŞ gibi çeteler tasfiye oldukça ihalenin gerçek sahibi olarak Türk egemen sınıflarının karşı devrimci örgütlü gücü TC açıktan devreye girmek zorunda kalmıştır. TC, halkların bu ‘şahane rüyasını’ kaynağında yok etme planını 2014’te hazırlamış ve Kobanê zaferiyle birlikte de tarihte eşine ender rastlanan bir vahşet projesi olarak uygulamaya sokmuştur. Kobanê’nin sadece ve sadece Kobanê olmadığının ifadesi olan 6-7-8 Ekim direnişleriyle birlikte devrimin iyiden iyiye hissederek özünde “mücadelemize imha, halkımıza inkarı” dayatma kararlılığında ki karşı devrim, MGK’nın 30 Ekim 2014 kararlarıyla birlikte bu uygulamayı bir savaş konsepti olarak doğrudan devreye koymuştur. Özellikle İç Güvenlik Yasası ile giriştiği bu hazırlık düzeyi, 5 Nisan 2015’te Önder Apo’ya uygulanan tecritle iyice pekişmiş, 7 Haziran seçimleri sonrasında geliştirilen provokasyonlar, yine Amed, Suruç ve Ankara katliamları ve 24 Temmuz saldırılarıyla artık iyiden iyiye malumun ilanına dönüşmüştür.

Bu imha temelli savaş dayatmasına meşru savunma temelinde karşı koyarak tehlikeyi bertaraf etmek kadar devrim imkanını zaferle taçlandırarak özgür yaşamı devrim temelli inşa etmenin büyük kararlılığı ve pratiğini sergilemek, söz konusu süreçte artık bir tercih olmanın ötesinde bir zorunluluğa dönüşmüştür. Düşmanın 24 Temmuz açık savaş ilanına karşı özünde ideolojik - politik ve örgütsel içerikte bir meşru savunma olarak ele alınabilecek öz yönetim temelli demokratik özerklik inşası ve de ilanları, Ağustos 2015’ten itibaren mücadele tarihimizde yeni bir direniş döneminin de başlangıcı olmuştur. Ağustos 2015’den Aralık 2015’e kadar devam eden ve öz yönetim direnişlerinin birinci aşaması olarak adlandırabileceğimiz bu süreç yer yer düşman saldırılarına maruz kalsa da tamamen sivil halkın yerel meclis ve komünleri kurması ve sahiplenmesiyle demokratik birlik temelli çözüm perspektifine uygun olarak gelişmiştir.


Direnişin ikinci aşaması

Düşmanın 2014 sonbaharında devreye koyduğu ve “Çökertme planı” adını verdiği, tamamen halkımızın inkarını esas alan imha temelli saldırıları kademeli olarak artan gözaltılar, tutuklamalar ve giderek katliam denemeleriyle açıktan bir askeri savaş konseptine dönüşmüştür. Yerel halkın ve gençliğin kendi öz yönetimlerini tamamen kabul edilebilir ve de meşru örgütlenmeler ve araçlarla savunduğu bu inşa çalışmalarına karşı düşmanın başlangıçta polis, jandarma gibi kolluk kuvvetleriyle dağıtma ve bastırma girişimleri, 13 ve 14 Aralık itibariyle Sur, Cizre ve Silopi gerçeğinde ordunun devreye konulduğu açık bir savaş halini almıştır. Öz yönetim direnişlerinde ikinci aşama olarak adlandırabileceğimiz 13- 14 Aralık süreciyle birlikte düşman, kendi içinde çelişkilere yol açsa bile varlık- yokluk noktasında ele aldığı öz yönetim direnişlerini tümden imha etmek için yerleşim yerlerine orduyla müdahale etme noktasına gelmiştir. Bu, birebir ordunun devreye konduğu doğrudan bir savaş konseptiydi. Düşmanın saldırılarına karşı halkımızın meclisler, komünler ve YDG-H tipi gençlik örgütlenmeleriyle geliştirdiği direnişin giderek orduya dayalı açık savaş konseptleriyle karşılanması, sürecin tümden askeri bir çatışma ve savaş biçiminde gelişmesine neden olmuştur. 


YPS’nin kurulup ilan edilmesi

Böylesi bir çatışma ortamında halkımızın, yerellerde kendi öz savunma örgütü olan YPS’yi kurması ve ilanlarıyla birlikte neredeyse tüm Kuzey Kürdistan'da toplamda 10 ay sürecek baştan başa bir direniş destanına bürünmüştür.

Söz konusu direniş sürecinde düşman PÖH, JÖH, Bordo Bereli, Mavi Bereli gibi ordu ve polisin eski - yeni en seçme unsurlarını bu savaşta en yoğun şekliyle devreye koymuştur. Yine her türlü mekanize güç ve topçu gücünün yanı sıra hava kontrol ve vuruş gücünden oluşan sınırsız bir teknik kullanmıştır. Tüm bu savaş gücü ve tekniğinin devreye konduğu savaşta direniş alanlarını kuşatmaya alarak tümden imha etme taktiğini esas almıştır. Türk devleti hiçbir savaş hukuku ve ahlakını tanımadan tamamen sınırsız ve de dengesiz güç kullanımına dayalı olarak direnişçilerle birlikte alanların imhasını tek amaç olarak hedeflemiştir. Kimi çocuk ve yaşlıların tamamen hunharca katledilerek teşhir edilmesi ve yine zaman zaman gerçekleştirilen kimi toplu katliamlarla tam bir yıldırma savaşının geliştirilmesi, imhaya karşı koyacak direnci kırmak amacıyla bir psikolojik savaş yöntemi olarak özellikle ama özellikle geliştirilmiştir.


Başarısı Rojava zaferindedir

13- 14 Aralık saldırılarıyla Sur, Cizre ve Silopi’de zirveleşen öz yönetim direnişleri Ferqin, Hezex, Nusaybin, Gever, Şırnak, Wan, Şemzinan, Kerboran, Stawre, Siirt, Bismil gibi alanlarla mücadele tarihimizin olduğu kadar insanlık tarihinin de en köklü zincirleme direnişlerine tanıklık etmiştir. 

Öz yönetim direnişlerinin en büyük başarısı, Rojava zaferinde aranmalıdır. Taşeron çetelerle Rojavada halkımıza karşı savaşan Türk egemen sınıfı ve onun karşı devrimci örgütü olarak TC, öz yönetim direnişleriyle birlikte doğrudan devreye girmiş ve yenilmekten kurtulamamıştır. Gölgeleriyle uğraşmak yerine TC’nin kendisiyle uğraşmak Rojava zaferini, Rojava zaferi de bir bütün olarak halkımızın genel zaferini getirmiştir.

Yine düşmanın uyguladığı vahşet, özgürlük ve eşitlik gibi köklü ideaları daha fazla sahiplenmemiz ve bunda ısrarcı olmamızın nedeni olmuştur. Söz konusu vahşetin uygulayıcıları daha bugünden insanlık vicdanı kadar uluslararası siyasetinde lanetli mahkumiyetiyle büyük bir teşhirin ve tecridin mahkumu haline gelmişlerdir. AKP- MHP ittifakında somutlaşan Türk- İslam temelli bu faşist zihniyet ve uygulamanın mahkumu olduğu son, öz yönetim direnişlerinin ve direnişçilerinin efsanevi mücadelesi ile mümkün olmuştur. İnsanlık tarihinin bu en vahşi sınıfına karşı gösterilecek direnişin bir o kadar büyük olması kaçınılmazdı. Büyük direnişlerin ise büyük bedeller gerektirdiği bilinendi.

Öz yönetim direnişleri, sömürgeci Türk devletinin halkımız üzerindeki tüm ideolojik meşruiyet araçlarını elinden almış, politik, sosyal ve kültürel tüm ilişkilerini dumura uğratmıştır. Kürdistan ve Kürt halkı için devlet artık tamamen def edilmesi gereken sömürgeci çıplak bir zor aygıtından ibarettir. 


Zafer çizgisinde ısrar

Düşmanın bilinç endüstrisi ile yarattığı algı operasyonları ve bu operasyonlara en aktif şekilde katılan hain kesimlerin çabaları bu direnişlerin büyüklüğünü gölgeleyememiştir- gölgeleyemeyecektir. ‘Olacaksa bir yaşamın nasıl olması gerektiğinin’ manifestosu olarak öz yönetim direnişleri hiç kuşku yok ki 3. Yılında daha derin derslerle anlaşılmayı gerektiriyor. Böylesi bir anlama çabasının militanları olarak bu çabayı süreklileştirerek geliştireceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Bu bilinç ve inançla halkımızın öz yönetim direnişiyle amaçladığı geleceği inşa edeceğimizin sözünü bir kez daha veriyor ve verilmiş sözlerimizin takipçileri ve sürdürücüleri olan Şehit Dırej Amed, Şehit Boran Gewda, Şehit Salar Acem, Şehit Mordem Şırnak, Şehit Arjin Amed, Şehit Pale Mardin, Şehit Demhat Faraşin, Şehit Mordem Andok, Şehit Şilan Kubane, Ş. Givera Çele ve Şehit Şahan Mamxuri’ler şahsında öz yönetim direnişlerinin gelenekten geleceğe geçmişimiz olmak kadar geleceğimiz olduğunun da en iyi ispatları olduğunu belirtiyoruz. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bu ispat aynı zamanda zafer çizgisinde ısrar haykırışımız olacaktır.'' 


ANF/BEHDİNAN