Bayık, hükümetin hiç bir şekilde çözüm niyeti taşımadığını belirterek, "Biz Türkiye halklarına duyduğumuz saygıdan dolayı yeniden silahlı mücadele başlatmak istemiyoruz. Ama bu süreçte Türkiye için son şanstır" diye konuştu. PKK'nin her zamankinden daha güçlü olduğunu belirten Bayık, PKK'ye ayda bin kişinin katıldığını söyledi. Bayık ayrıca hükümetin iddialarının aksine PKK'ye yol haritasının gitmediğini söyledi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Yurt Gazetesi'nden Nazan Özcan'a konuştu. Yurt Gazetesi'nde iki gündür yayınlanan röportajında önemli değerlendirmeler yapan Bayık'ın röportajının devamı yarın yayınlanacak. Özcan'ın Bayık'la yaptığı röportajın önemli bir bölümü şöyle:

AKP çözüm istemiyor

Ortada çözüm süreci diye bir süreç yok. Eğer bazı arkadaşlarımızın açıklamaları olduysa, "süreç bitti" dediyse bunu kastetmişlerdir. AKP hiçbir zaman çözüm amacı taşımadı. Bizim tek taraflı geliştirdiğimiz çabaları da anlamsız kıldı ve bu süreci kendisi bitirdi. Doğru olan bu.

Bize gelen yol haritası yok

"PKK'ye yol haritası gitti iddiası üzerine" bize gelen yol haritası filan yok! Bu işin merkezinde biz varız, bize yol haritası gelmediğine ve biz bunu açıkça söylediğimize göre, kimse yol haritası PKK'ye gitmiş diyemez.

Bu süreç son şanstır Türkiye için, Kürtler kopabilir

Türkiye'de AKP'nin çözüm mantığı ya da zihniyeti diye bir şey yoktur. Eğer değişiklik olsaydı zihniyetinde terörizmi sonlandırma yasası diye bir yasa getirmezdi Parlamento'ya. Bakın bugün AKP, uluslararası düzeyde ve Türkiye'de oldukça sıkışmış durumda. Uyguladığı politikalarla da, Türkiye'yi felakete doğru götürüyor. Şimdi çok sıkıştığı ve uluslararası alan da Kürtlere yaklaştığı için yeni bir aldatma taktiğine başvuruyor. Davutoğlu diyor ki, "Biz şimdiye kadar HDP ile süreci yürüttük, şimdi de bölgedeki kanaat önderleriyle, halkla yürüteceğiz". Yani sürece başkalarını katıyoruz diyor. Bunu yeni bir şeymiş gibi yutturmaya, yeni bir umut yaratmaya çalışıyorlar. Bu son şansıdır Türkiye'nin. Kürdistan'da gelişen kuşak ruhen kopmuştur. Bu fiziki kopmaya da götürebilir. Bu eğer gerçekleşmiyorsa, Önder Apo ve hareketin çabalarıyla gerçekleşmiyor.

Öcalan olmasaydı eylemlerin önü alınamazdı

Elbette bizimde çabamızla. Dikkat edilirse, Kobanê etrafında büyük bir hareket gelişti. Önder Apo mektup yayınladı. Eğer o mektup olmasaydı, 6-7 Ekim'deki olaylar daha üst bir düzeye çıkacaktı. Önder Apo hiçbir zaman Türkiye'yi sıkıştırmak istemiyor, bu tarzda sonuç almak istemiyor. Türkiye halklarına saygılı davranıyor ve Türkiye halklarının daha olumsuz koşullar yaşamasını istemiyor. Bunu hem Türkiye halklarının hem de Cumhurbaşkanı ve hükümetin iyi görmesi gerek. Eğer bunu görmezse, bu ülke ve hükümet için iyi sonuçlar yaratmaz.

Eylemlerin sorumlusu AKP'dir

Artık sadece gençlik değil, bütün toplum AKP'nin her şeyi kendi iktidarına kurban etmek ve hareketi tasfiye etmek istediğini biliyor. Onun için de bir öfke var. Bu öfkesini 6-7 Ekim'de çok net ortaya koydu. Eğer 6-7 Ekim olayları geliştiyse bunun nedeni Türk devleti ve hükümetinin Kürtlere karşı izlediği politikalardır. Kobanê'de DAİŞ'e verdiği destektir. DAİŞ'i Kürtlerin üzerine sürmesidir. Bundan sorumlu HDP değildir, hükümetin kendisidir. Sosyolojik bir gerçek var. Kürdistan'da binlerce köy yakılıp yıkıldı ve bu insanlar evlerinden tek bir şey alamadılar. Sokağa atıldılar. Hiçbir yere de yerleştirilmediler. Bir yerde iş bulup çalışmalarının da önü açılmadı. Hatta her yer uyarıldı iş verilmesin diye.

Gençlerin öfkesini kontrol etmeye çalışıyoruz
Bu insanlar açlığa, çöplüklerden ekmek toplatılmaya mahkum edildi. Ve bu çocuklar açlık, baskı, yoksulluk, işkence, horlanma, katliam, faili meçhul içersinde büyüdüler ve devlete oldukça öfkelidir. Bu öfkesini her şart altında ortaya koyuyor. Biz bunu dizginlemeye, kontrol altına almaya, doğru bir yön vermeye çalışıyoruz. Dikkat edilirse Önder Apo mektup yayınladı. Hareketimiz eşbaşkanlık adına bir açıklama yaptı. Bazı şeyleri eleştirdik, bazı şeylere dikkat çektik. Bu meşru harekete gölge düşürülmemesini istedik. Sızmalara dikkat edilsin dedik. Bir de sızmalar var, çünkü devlet gençliğin bu psikolojisini biliyor, onun için sızmalar yapıyor. Bu sızmalarla daha çok da toplumun tepki duyacağı eylemler geliştiriyor, bu da harekete mal ediliyor. Buna dayanarak hareket toplum nezdinde gözden düşürülmek isteniyor. Hem Kürt-Kürt çatışması hem de Türk-Kürt çatışması ve demokrasi güçleriyle egemen güçler arasında da çatışma yaratılmak isteniyor. Bu tuzakların anlaşılması ve toplumun bu tuzaklardan uzak durması gerekiyor.

'Biz yaptığımız her şeyi üstleniriz'

Bingöl Genç'te katlettikleri insanların vurulan polislerle hiçbir alakası olmadığını bizzat kendileri belgelediler. Bir kere bu hareketi kimse taşeron olarak kullanamaz. Taşeron olan devlettir. Kendilerinin sağla solla ilişkileri var ve oradan aldıkları destekle PKK'ye karşı savaşıyorlar. Psikolojik özel savaşta usta oldukları için, rahatlıkla kendilerinin yaptıklarını PKK'ye yüklüyorlar. Toplumu böyle maniple ediyorlar. PKK isterse kendisine zarar verecek olsun, yaptıklarını üstelenen bir harekettir. PKK'nin bir ahlakı vardır ve bunun gereği olarak üstlenir. Biz eğer güçlerimize böyle bir talimat vermiş olsaydık, biz yaptık derdik. Eğer diyelim misilleme kararı almışsa ve bunu da uygulamışsa, ben bunu üstüme alırım. Hakkari ve Diyarbakır olaylarını da PKK'ye mal etti. Ben bu hareketin eşbaşkanıyım ve benim böyle bir kararım yok. Benim sorumluluğum altındaki hiçbir örgütümün de böyle bir kararı yok. Biz olup bitenlerden sorumlu tutulamayız. Geçmişte de biliyorsunuz birçok olayı Türk devleti yaptı, JİTEM'e, Hizbulkontra'ya, çetelere yaptırdı, dedi ki 'PKK yaptı'. Süreç içinde birçok olayı PKK'nin yapmadığı ortaya çıktı. Ama uzun yıllar toplum öyle kandırıldı. Ne kadar kötü şey varsa, PKK'ye yıkıldı. Şimdi yaptıkları da bu.

'Halklara duyduğumuz saygıdan dolayı yeniden silahlı mücadeleye dönmek istemiyoruz'

6-7 Ekim'e bakılarak, nelerin gelişebileceği görülebilir. Biz elbette ki tekrar silahlı bir mücadeleye dönmek istemiyoruz. Sadece Kürtlere duyduğumuz saygıdan değil, Türkiye'deki bütün halklara, dinlere, kültürlere, mezheplere, kısaca insanlığa duyduğumuz saygıdan dolayı dönmek istemiyoruz. Biz gelinen aşamada halkların, devletin izlediği politikalara karşı durmasını istiyoruz ve çalışma yapıyoruz. Eğer halkın demokratik haklarına saldırı olursa, 6-7 Ekim'de olduğu gibi, burda gerilla da devreye girer. Ama halkın demokratik haklarına saygı gösterilirse, biz gerillayı devreye sokmak istemiyoruz. Biz Türkiye'nin gidişatının tehlikeli olduğunu, çok açık söyledik. Eğer Türkiye, AKP Hükümeti, Erdoğan bu izledikleri Kürt, insanlık ve demokrasi düşmanlığını terk etmezse, Türkiye'yi darbeye götürür ya da iç savaşa götürür. Politikalarının Türkiye'yi çökerttiğini görmeliler, derhal müzakereye otursunlar.

Ayda bin kişi PKK'ye katılıyor

Kuzey'de (Türkiye) her yerde gerilla vardır, hem de 2013 Nevroz öncesindeki konumundan daha güçlü bir konumdadır. Hem nitelik hem nicelik olarak. Türkiye'den çektiğimiz güçlerin bir kısmını da geri gönderdik. Ve yeni büyük katılımlar da var. Açık söyleyeyim, ayda bin civarında savaşçı katılımı var.


ANKARA/DİHA