Bizim de bir KCK'mız oldu. Dosyasında kısıtlılık kararı bulunan, imzasını taşıyan işlemlere ilişkin tutanakların dahi avukatlara verilmediği, gözaltındaki kişilerin suçlamaları  tutuklandıktan bilmem ne kadar zaman sonra öğrenebileceği, yüzlerce kişinin keyfi ve hukuk dışı yöntem ve anlayışlarla baştan cezalandırıldığı bir dava ile, KCK İstanbul’da.
Lider kadrosu diye sunulan kadın avukatın manşetlere taşınması ile, "lider kadro refah içinde yaşıyor” dedirtmek için Büyükada’daki baba malı daire köşk olarak lanse edilmekle kalmayıp, özel hayatı ifşa edilerek üstelik.
BDP’nin tüm karar ve hareketlerinin KCK tarafından yönetildiği, belirlendiği iddiası ile, aramalarda el konulan yasal olarak basılmış kitaplar, CD'ler yasadışı ilan edilerek...
Tüm parti yöneticileri ve çalışanlarının BDP adı altında KCK yöneticisi oldukları iddia edilerek ve PKK/ KCK imzalı tüm faaliyetlerle suçlanarak…
Bırakın Emniyet müdürlüklerini Savcılıklarda dahi, Sabah gazetesinin pervasız saldırganlığıyla attığı "rozeti BDP kimliği KCK” anlayışının hakim olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimiz bu soruşturmada da yargılamanın infazın bir parçası olduğuna şüphe kalmadı. 
Belli ki Kürtler, demokratik mücadele yürüttükleri için, kimlik ve özgürlük talep ettikleri, bu taleplerinde ısrar ettikleri için Başbakan’ın "talimatı” ile cezalandırılıyorlar.
Öte yandan; Diyarbakır öne çıksa da birçok ilde devam eden aynı nitelikli davalarda, hukuk, yasa, ahlak tanımazlık, tutuklamanın infaza dönüştüğü bu davalar dünyanın gözleri önünde devam ediyor.
Ancak bu saldırganlığın sadece BDP’ye dönük olduğu söylenebilir mi? Bu gün içi rahat, güvenlik kaygısı taşımayan Kürt var mıdır? 
Sözün kısası; uzun süredir ellerinde listelerle ava çıkan, her türlü muhalif hareketi koşulsuz ve keyfi olarak cezalandırma anlayışı ile hareket eden iktidar, hep yaptığını bu kez İstanbul’da tekrarladı. Kürtler üzerinde terör estirdi. Onlarca yıldır dağda öldürerek bitiremediğini bu kere şehirlerde cezaevlerine doldurarak bitirebileceği yanılsamasını yaşamıyor elbette. Ama tüm BDP yöneticilerini cezaevlerinde tecrit ederek mücadeleyi geçici de olsa zayıflatma umudu taşıyor, denilebilir. 
Sorunu soğuk ya da sıcak her halükarda savaş yöntemleri ile  karşılamakta kararlı olan iktidarın Kürtlere sunduğu tek yol "yok ol, görünme, hışmımdan kurtul” baskısıdır ki, bunun kabul edilmeyeceğini çocuklar bile biliyor.
Bugün gözaltında bulunan BDP’li yöneticilere ve üyelerine bakınca görünen şey şu; Bu saldırı sadece direnci artıracaktır. Yeter ki gidenin yeri boş bırakılmasın. Desteğin zorunluluğa dönüştüğü böylesi bir zamanda, her kesimden temsilcilerin il ve ilçelerde BDP yöneticisi olmak için görev talep ederek, Kürtlere yöneltilen bu baskıya karşı direnç cephesinin genişletilebileceğini düşünüyor ve öneriyorum.