Türk devletinin Gever’de, Cizre’de, Silopi’de, Varto’da, Silvan’da halka pervasızca saldırmasında Türk devletini en fazla cesaretlendiren; Türk devletinin çocuk, kadın, genç demeden Kürtleri öldürmesinde suç ortağı olan KDP’dir. Şu anda Türk devletinin bu saldırılarda en büyük destekçisi KDP’dir. KDP, Türk devletinin bu saldırılarına ve cinayetlerine karşı duracağına, Kürt halkını ve Özgürlük Hareketi'ni suçlamaktadır. PKK kaybetsin de Kürt halkına ne olursa olsun, KDP'nin umurunda değildir. Bu açıdan PKK karşıtlığı nedeniyle nasıl ki Rojava politikasında Türkiye'nin ortağı olmuşsa, IŞİD’in Rojava Devrimi'ni ezmesini canı gönülden istemişse, şimdi de Bakurê Kurdistan’da Türk devletinin Kürt Özgürlük Mücadelesi'ni bastırmasında Türk devletiyle birlikte hareket etmektedir. 

Bir buçuk aydır Türk devleti Kürt halkına saldırıyor. Çocuk, genç onlarca sivili katlediyor. Şehirleri yakıp yıkıyor ancak KDP'den Türk devletini kınayan tek bir açıklama gelmemiştir. Türk devleti Kürt halkının iradesini kırmak için tam bir devlet terörü estiriyor, KDP hiçbir ses çıkarmıyor. Bu, açıktan açığa Türk devletine haklısın demektir. Zaten KDP basını Türk devletinin saldırılarını görmemekte, hatta Türk devletini haklı gören yayınlar yapmaktadır. 

Bakurê Kurdistan halkı ve Özgürlük Hareketi Güney Kürdistan'a herhangi bir saldırı olduğunda bırakalım sadece destek veren açıklamalar yapmayı, bizzat Güney Kürdistan halkının yanında yer almıştır. Bakurê Kurdistan halkı diğer parçalarda mücadele eden halkın yanında yer almıştır. KDP, IŞİD, Türkiye anlaşması temelinde Musul’u IŞİD düşürmüş, IŞİD Şengal’e saldırmış ancak IŞİD daha sonra KDP bize ihanet etti diyerek Hewlêr’e saldırdığında Güney Kürdistan halkının yanında ilk yer alan gerilla olmuştur. Gerilla IŞİD’i Maxmur’da durdurarak Hewlêr’e ilerlemesini engellemiştir. Bu nedenle Mesut Barzani Maxmur’a gitmiş, HPG gerillalarına teşekkür etmiştir. 


Türk devletinin politikaları meşru görülüyor 

Bakurê Kurdistan halkı, Güney Kürdistan yönetiminden gelip kendisiyle birlikte Türk devletine karşı direnmesini istemiyor; sadece Türk devletinin politikalarına karşı çıkmasını ve tutum koymasını istiyor. Ancak ne bölgesel hükümet, ne de KDP Türk devletinin Kürt halkına saldırılarına karşı çıkıyor. Kürdistan şehirlerindeki yıkıma ve halka saldırmayı normal görüyor. Türk devletinin kendi topraklarında asayişi sağlaması olarak görüyor. Yani AKP olaylara nasıl bakıyorsa KDP de öyle bakmaktadır. KDP, Türk devletinin Kürdistan'daki kültürel soykırımcı sömürgeci egemenliğini meşru görmekte, ona karşı Kürt halkının itirazını ise asayişi bozma olarak ele almaktadır. Kürtlerin öz yönetimini ilan etmesi ve demokratik özerkliğini kurmasını destekleme yerine, halkın bu kararına ve iradesine karşı çıkmaktadır. Halkın bu iradesinin desteklenmesi gerekirken, AKP'nin bu iradeye saldırmasına desek veren bir Kürt partisi ve yönetimi olabilir mi?

KDP'ye bağlı basının yaklaşımları gerçekten de utanç vericidir. Bakurê Kurdistan yakılıp yıkılıyor, böyle sessiz mi kalınır, ya da verilen haberler Türkiye'yi destekleyecek biçimde mi verilir?

KDP Rojava’da yaptığını şimdi de Bakur’da yapıyor. Rojava’da “Devrim yok” diyen Barzani, şimdi de Bakurê Kurdistan halkının direnişini Özgürlük Mücadelesi olarak görmüyor. Aynı Rojava’daki gibi! Rojava Devrimi'ni yok saymak için bin bir bahane üreten KDP, şimdi aynısını Bakurê Kurdistan’daki halkın demokratik özerklik hamlesi için bulmaya çalışıyor. Bir Kürt partisi ve yönetiminin bir parçadaki halkın mücadelesine böyle yaklaşması kabul edilebilir mi? AKP hükümetinin kültürel soykırımcı sömürgeciliği böyle normal görülüp meşrulaştırılabilir mi? PKK karşıtlığı ve PKK'nin zayıflamasını istemesi, KDP'nin böyle tutum takınmasını getiriyor. KDP Kürtlerden değil, Kürt düşmanı sömürgeci devletten yana tavır koyuyor. 

KDP Türk devleti gibi Kürtlerin şehirleri boşaltmasını istiyor. Türk devleti zorla yapıyor, KDP ise göç ettirme propagandası yapıyor. Bu göçlerden de Türk devletini değil, PKK'yi sorumlu tutuyor. Bu nedenle AKP hükümetinin halka saldırmasına ve katliamlarına tek bir söz söylemiyor. 


AKP değil, Kürt hareketi suçlanıyor 

KDP ile ilişkili kişiler ve kendinin Kürt partisi olduğunu söyleyenler de AKP'nin bu saldırılarını destekliyorlar. Her konuştuklarında demokratik özerklik ilan ettiler diye Kürt halkını ve Özgürlük Hareketi'ni suçluyorlar. Zaten şimdi Türk devletinin 1990’lı yıllardaki Dicle Radyosu gibi Kürt Özgürlük Hareketi düşmanlığı yapan TRT 6’sı nerdeyse KDP ile AKP ittifakının televizyonu haline gelmiş bulunuyor. Buralarda KDP'ye yakın olanlar konuşmalarında AKP'yi değil, Kürt Özgürlük Hareketi'ni suçluyorlar. Türk devletinin saldırılarını cesaretlendirenlerin içinde Bakurê Kurdistan’da KDP yanlısı kişi ve partiler de bulunmaktadır. Bu çevrelerin kafası ve olaylara yaklaşımı Türk devletinin kültürel soykırımcı sömürgeciliğini meşru gördüklerini ortaya koymaktadır. Onlara göre AKP'nin “Kürt sorununu çözdük, bazı rötuşlar kaldı” değerlendirmesi doğrudur. Onlara göre AKP çok önemli adımlar atmış ama Kürtler nankörlük yapmaktadır. AKP'nin her Kürt’ü isyan ettirecek saldırıları karşısında kendine Kürt diyen bu çevrelerin vicdanının rahatsız olmaması en hafif deyimle bir yozlaşmadır. 

Bakurê Kurdistan’da AKP'nin Kürtlere karşı yürüttüğü bu kirli ve vahşi saldırılar karşısında kendine Kürt diyen bazı çevrelerin bu tutumu unutulmayacaktır. Bu tutumun kaynağını KDP’den aldığı açıktır. KDP, AKP'ye nasıl bakıyorsa, bu Kürtler de AKP ne zulüm yaparsa yapsın KDP'nin bakışı doğrultusunda sessiz kalıyorlar. AKP içinde kendine Kürt diyen Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya, Galip Emsarioğlu gibi soysuzlar tarihin en büyük ihanetçisi olarak tarihteki yerlerini alacaklardır. Onlar istiyorlar ki AKP kazansın da kendi ihanetleri görünmesin. Bunun için ihanette derinleştikçe derinleşiyorlar. 

Bazıları da Kürdistan'daki kültürel soykırımcı sömürgeci gerçeğini görmeyerek “tarafsız yaklaşacağız” diyerek AKP zulmünü meşrulaştıran tutumlar ortaya koymaktadırlar. Bazıları da barışı Kürt sorununun çözümü için isteyeceklerine, Kürtlerin direnişi olmasın, rahatları hiç bozulmasın anlayışıyla güçlünün barışı olan Roma barışını istemektedirler. Yani Kürtlerin teslim olmasını istemektedirler. 

En son Cizre’ye giden Amed Baro Başkan’ının açıklamaları da şaşırtıcı olmuştur. AKP'nin saldırısına karşı tutum alacağına, kültürel soykırımcı devletin Kürdistan'daki zulmünü göreceğine, Kürt halkının en meşru ve haklı demokratik özerklik ilanına karşı çıkarak AKP politikalarına ve devletin Kürt halkına saldırmasına meşruiyet zemini yaratmıştır. Zaten AKP hükümeti de devlet içinde devlet kabul etmeyiz diyerek saldırmaktadır. Onlara göre öz yönetim devlet içinde devlet olmaktır ve bu nedenle tek devlet, tek millet ve tek vatan demektedirler. Halkın öz yönetimi inşa etme kararını da asayişi bozma olarak görmektedirler. 

Amed Baro Başkanı da kendi halkının demokratik özerklik kararını asayişi bozma olarak görmektedir. "Asker ve polis demokratik özerklik ilanına karşı girişim yapabilir, bizim isteğimiz bu yapılırken kimse ölmesindir" diyerek saldırıları meşrulaştırmıştır. Bir Baro Başkanı böyle düşünürse, Türk devleti de birkaç gün sonra saldırarak asayişi sağlamaya çalışır. 

Saldırıların yapılmasını Türk devletinin kültürel soykırımcı kafası ve uygulaması sonucu olarak göreceğine, kazılan hendekleri saldırı gerekçesi olarak göstermiştir. Böylece de saldırılarını meşrulaştırmıştır. Bir Baro başkanı böyle derse, asker ve polis de Cizre’ye saldırarak asayişi sağlama adına öldürmeyi de yaralamayı da meşru görür.