Güney Kürdistan’da son yıllarda bir referandum söylemi almış başını gidiyor. 140. maddenin referandumu, bağımsızlık referandumu, Kerkük referandumu… Aslında demokratik kriterlerin gelişimi bakımından, siyasilerin halkı siyasete katması ve son kararı halkın vermesini istemesi önemli ve anlamlıdır. Ama referandum söylemi bir oy devşirme aracına dönüşürse tehlikelidir.
Güney Kürdistan’da da dillendirilen referandum söyleminin ne kadar demokratikleşme çabası, ne kadar oy devşirme çabası olduğu belli değil. Çünkü her şeyden önce referandum yapmak için ne istediğini bilmek ve bunu halka söylemekten çekinmemek lazım. Ama Güney Kürdistanlı siyasi partiler açısında durum böyle değil. Örneğin Kerkük sorunu… Kerkük’ün, Federe Kürdistan’a dahil olması gerektiği söylemini en çok dillendiren siyasi partilerden biri KDP olmasına rağmen esasında bunu istemiyor. Böylesi bir düşünce tuhaf gelebilir ama gerçekliğin üstündeki söylem perdesi kaldırıldığında altındaki çıplaklık görülüyor.
Federe Kürdistan kendi içinde her ne kadar ortak bir idari yapı gibi görünse de özünde siyasi partilerin bir konfederasyonu gibidir. Askeri ve idari yapılanması da bu reel duruma göredir. Fiili olarak KDP ve YNK arasında, bayraklarının rengine göre ‘Sarı Bölge’ ve ‘Yeşil Bölge’ diye tabir edilen, ikiye bölünmüş durumda. Hewlêr ve Dohuk eyaletleri KDP’ye bağlıyken, Süleymaniye YNK’ye bağlıdır. Bu durum, hükümetin oluşumunu da direkt etkiliyor. Buna göre; seçimlerin sonucu her ne olursa olsun silahlı gücü bulunmasından dolayı KDP ve YNK arasında bir koalisyon hükümeti olmak zorunda. Bu zorunluluğun içinde seçimler sadece kimin hükümetin başı, kimin yardımcısı olacağının belirlenmesi niteliğindedir.
İşte Kerkük’ün de siyasi etkisi bu noktada açığa çıkıyor. Kerkük halkının yüzde 60’ı YNK’ye, yüzde 30’u Arap ve Türkmen partilerine, yüzde 10’u da KDP’ye sempati duyuyor. İdari olarak da şu an her ne kadar Irak merkezi yönetimine bağlı olsa da YNK’nin kontrolünde. Olası bir referandumla Kerkük’ün dahil edilmesi durumunda YNK, Federe Kürdistan’da çoğunluk haline gelecek ve birinci parti durumuna yükselecek. Ekonomik olarak da güçlü doğal kaynakları elinde bulunduracak. Bu durumda başkanlık ve başbakanlık da dahil olmak üzere birçok makamın YNK’ye devredilmesini gerektirecek.
Tabi bu değişim bir tek Federe Kürdistan iç siyasetini de ilgilendiren bir durum değil. KDP üzerinden etkili olan Türkiye’nin de etkisini yitirmesi ve İran’ın daha etkili hale gelmesi anlamına gelmektedir. İşte bu yüzden KDP ve Türkiye Kerkük’ün mevcut koşullar altında Federe Kürdistan’a dahil olmasını istemiyor.
Aynı yaklaşım ‘Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığı için referandum yapacağız’ söylemi için de geçerli. Bu konuda KDP geçtiğimiz günlerde bir adım daha ileri gidip bu yıl içinde referandumun kesinlikle yapılacağını dahi bildirdi. Hatta KDP basını referandum tarihinin önümüzdeki hafta belirleneceğini yazdı.
Her şeyden önce referandum demek halkın kararına, iradesine saygı duymak demektir. Halkın iradesini temsil eden Parlamento’ya saygı duymayan birinin referanduma inancı da kuşku götürür. KDP, Federe Kürdistan Parlamentosu’nun tayin ettiği hükümeti kabul ediyor ama o hükümeti görevlendiren aynı Parlamento’yu kabul etmiyor. Bu karmaşık duruma, KDP Politbüro Sekreteri Fazıl Mirani, KDP ile YNK arasında yapılan görüşmeden sonra düzenlenen basın toplantısında, “Parlamento’nun aktifleştirilmesi ayrı, referandum ayrı” şeklinde trajikomik bir izah getirdi.
Evet, Fazıl Mirani kendince doğru da söylüyor. Çünkü KDP için ‘referandum ayrı, parlamento ayrıdır’. KDP’nin esas amacı da zaten Federe Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmek değil. Kürt halkı arasında zayıflayan prestijini tazelemek ve oy toplamaktır. Mesud Barzani, KDP’nin referanduma yaklaşımını, Bağdat’tayken ‘bağımsızlık ayrı, ayrılmak ayrı’ şeklinde açıkça dile getirmişti. O zaman bu KDP referandumla neyi oylayacak? Zaten federe bir yapı olarak Güney Kürdistan’ın hiçbir şeyine ne Bağdat ne de kimse karışabiliyor. Belli bir bağımsızlığı da var. Geriye kalan Bağdat’tan ayrılmaktır. Barzani de böyle bir şeyin olmadığı söylüyor. O zaman bu Hewlêr yönetimi referandum söylemiyle ne yapmak istiyor?