
Doğu Kürdistan'da himayesindeki yapıları evcilleştiren Kuzey Kürdistan'da AKP'nin çeperine teslim eden KDP, Batı Kürdistan'da kendisi dışında gelişen halk iradesine karşı sürdürdüğü düşmanlığı, Kürt Özgürlük Hareketi'nin desteklediği ulusal kurumlara taşırdı. KDP, önceki gün DİHA Hewlêr Temsilciliği, PÇDK, KNK ofisleri, Kürdistan Yurtsever Gençlik Merkezi, Kürdistan Özgürlükçü Kadın Kurumu ve Roji Welat dergisine, AKP'nin Kuzey'deki 'KCK operasyonları' benzeri baskınlar yaptı, yurtseverleri gözaltına aldı, çalışmaları bloke etti.
Aşireletlere korucu olun baskısı
PKK'nin 1978'de kuruluşunu ilan etmesiyle birlikte Kürt halkı için yeni bir dönem başlarken, PKK ve KDP arasından 1983 yılında Şam'da "PKK ve PDK-I Dayanışma İlkeleri" ismiyle bir antlaşma imzalandı. Antlaşmaya göre, KDP, Türk devletini "faşist", "işgalci", "Kürt halkının düşmanı" olarak görüyor, kendini de "anti-emperyalist ve enternasyonalist" diye tanımlıyordu. Ancak PKK'nin 15 Ağustos'ta silahlı mücadeleye başlamasıyla birlikte KDP, bu antlaşmadan çark etmeye başladı. PKK ile olan ilişkisini kesen KDP, sonrasında PKK'ye karşı anti-propangandaya ve Türkiye ile PKK'ye karşı mücadelede dirsek temasına geçmeye başladı. Türkiye'nin bu dönemde hayata geçirdiği koruculuğa da perde arkasından destek veren KDP, Van, Hakkari ve Şırnak'ta kendine yakın olan aşiretleri korucu olmaları ve PKK'ye karşı savaşmaları için zorladı.
PKK'ye karşı Türkiye devletinin sergilediği tutumu sergilemekten kaçınmayan KDP'nin yöneticilerinden Salman Sindi, Nisan 1985'de Şırnak'ın Şikefta Kera bölgesinde 8 PKK'liyi TSK'ye ihbar etti. KDP'nin bu ihbarı sonrası çıkan çatışmada bir PKK'li yaşamını yitirirken, 7'si de yakalandı.
KDP'nin kışkırtması sonucu
PKK'nin halk kitlelerine ulaşarak büyümesi karşısında KDP'nin de PKK'ye karşı tutumu gün geçtikçe sertleşti. 17 Ağustos 1985'te, PKK'nin komutanlarından Hamit Avcı, KDP güçleri tarafından Zagros'un Edilbe köyünde katledilerek, cenazesi TSK'ye teslim edildi. Her alanda PKK'ye karşı Türkiye'nin politikalarının neredeyse aynısını hayata geçiren KDP'nin PKK'ye karşı Hizba Şiu'yu (Irak Komünist Partisi-PKİ) kışkırtması sonucunda Hizba Şiu güçleri, Nisan 1985'te Haftanin'de bir grup PKK'liyi pusuya düşürdü.
Türkiye'yi hep dost gördüler!
TSK, 15 Ağustos 1986'da, Güney Kürdistan'a yönelik kapsamlı birçok şiddetli hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu dönemden sonra Türkiye'den yana açıkça tavır koymaya başlayan KDP, 1987'de PKK ile yaptığı antlaşmayı tek taraflı olarak feshettiğini açıkladı. Bu dönemde KDP sorumlularından Dr. Ahmet Barzani, "Türkiye'yi dost olarak görüyoruz. Türkiye'ye ihtiyacımız var. PKK'li olduklarını söyleyenler bizim düşmanımızdır" açıklamasıyla safını alenileştirdi. Mesud Barzani ise, "Artık bundan böyle PKK'nin denetimimiz altındaki bölgelerde var olabilmesi asla olası değildir" diyerek, Türkiye gibi PKK'ye savaş ilan etti.
PKK'ye karşı Türk işbirlikçiliği
KDP'nin PKK'ye karşı Türkiye ile işbirliği, ilk olarak 1991 yılında resmi olarak yaşandı. Mesud Barzani'nin danışmanı Muhsin Dizayi ve YNK lideri Talabani, 8 Mart 1991'de İstanbul'a gelerek, MİT Müsteşarı Teoman Koman ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Tugay Özçeri ile görüştü. Bu görüşmenin ardından Ankara Palas Otel'de gizli tutulan bir görüşme daha gerçekleştirildi. Gizli tutulan bu görüşme, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Moskova'ya giderken, uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, Talabani'nin Ankara'ya geldiğini açıklamasıyla ortaya çıktı. Bu görüşmenin ardından PKK tarafından, Güneyli liderlerin Türkiye'nin oyununa gelmemeleri ve Ankara'ya güvenmemeleri açıklaması yapıldı.
PKK'ye karşı Türk askeri
Türkiye ile işbirliğine giren KDP'nin bu politikalarından sonra MİT, Zaxo, Duhok, Hewlêr ve Selahaddin gibi kentlere istihbarat uzmanları ve kimi subayları yerleştirdi. HEP Amed İl Başkanı Vedat Aydın'ın öldürüldüğü dönemde bölgeye gelen KDP ve YNK'liler, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu'nu ziyaret etti. Aynı süreçte Ankara'da, KDP ve YNK büroları açılırken, Türkiye tarafından Celal Talabani ve Mesud Barzani'ye diplomatik pasaport da sağlandı. PKK'ye karşı Türkiye ile kirli bir ittifaka giren KDP, daha sonra Saddam'ın saldırılarına karşı alınmış bir tedbir gibi göstererek, Duhok, Hewlêr ve Süleymaniye gibi kentleri kapsayan bölgeye Türkiye'nin koruduğu "Güvenlikli bölge" olarak ilan edilmesini sağladı. Nitekim "güvenlikli bölge"ye Çekiç Güç'ün konuşlandırılmasının ardından TSK tarafından 1991 yılında Güney Kürdistan'da hava bombardımanı ve kara harekatı yapıldı. Bu kara harekatının ardından 8 Haziran 1992'de, PDK'li Xoşyar Zebari Ankara'ya geldi. Bu gelişin ardından Çekiç Güç'ün kalması için TBMM'de uzatma kararı alındı.
Öcalan'ı ziyaret fermanı oldu
Federe Kürdistan Hükümetinin ilanından bir gün önce 27 Haziran 1992'de, yine PKK'ye yakınlığı ve yurtseverliğiyle tanınan Sadiq Omer, KDP tarafında katledildi. Aynı dönemde Amediyeli yurtsever önderlerden Ali Şaban ve Surçi Aşireti liderlerinden Hüseyin Axa Surçi de KDP tarafından katledildi. KDP tarafından katledilen bu isimlerin ortak özelliği PKK'ye yakınlıkları, yurtseverlikleri ve Suriye'de bulunan Abdullah Öcalan'ı ziyaret etmeleriydi.
Birakujîden birafiroşa geçti
Yıllarca "birakujî" politikalarıyla Kürtlerin geleceğini egemen güçlerin çıkarlarına feda eden KDP, 1992 yılına gelindiğinde bunu daha da ileriye taşıyarak, "birafiroş"luğa da başladı. 17 Ağustos 1992'de esir aldığı PKK'li Salman Alagöz'ün, Çukurca'da para karşılığında TSK'li yetkililere teslim edilmesi gibi.
KDP hep vardı
Gün geçtikçe PKK'ye karş Türkiye ile birlikte savaş açan KDP yanına YNK'yi de alarak, 1992'de açık bir şekilde PKK ile savaştı. Türkiye'nin 2 Ekim 1992'de PKK'ye karşı başlattığı "kazıma harekatı"nda, KDP ve YNK de TSK ile birlikte PKK'ye karşı savaştı. 1995'e gelindiğinde İrlanda'nın Dublin kentinde, İngiltere, ABD öncülüğünde batı ülkeleri ve Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda, PKK'ye karşı yeni bir "ihanet" antlaşması imzalandı. Antlaşmaya sonucunda 14 Mayıs 1997'de, TSK, 200 bin askerin katılımıyla Güney Kürdistan PKK'ye yönelik "Çekiç Harekatı" ismiyle tarihinin en büyük operasyonunu yaptı. Bu savaşa KDP de aktif olarak katıldı. Daha önceki yıllarda olduğu gibi 1998'de de TSK'nin PKK'ye karşı başlattığı "Murat Operasyonu"nda KDP peşmergeleri yer aldı. Mayıs 1999'da da "Sandiviç Harekatı" adı altında sınır ötesi operasyon düzenleyen TSK'ye KDP güçleri de destek verdi.
Hewlêr Katliamı
KDP güçleri ile "Barış Gücü" adı altında bölgede görev yapan TSK, 16 Mayıs 1997'de Heyva Sor a Kurdistan'a ait Dezgay Jiyan u Awedan (DJAK), YNK Genel Merkezi, Mezopotamya Kültür Merkezi Hewler Şubesi, PKK Temsilciliği, Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği (YAJK) Derneği, Welat ile Welatê Roj gazeteleri ağır silahlarla tarandı. DJAK hastanesinde bulunan ve ayağa kalkamayacak kadar ağır yaralı olan 9 PKK'liyle birlikte aralarında gazeteci, sanatçı, siyasetçi ve sivil yurttaşlarında bulunduğu 52 kişi yaşamını yitirdi.
KDP ve Türkiye arasında 1997 yılında yapılan antlaşma sonucunda, TSK, tank ve savaş helikopteri gibi büyük silahlarıyla birlikte kalıcı olarak Federe Kürdistan'a yerleşti.
Komploda KDP parmağı
Her alanda PKK'ye karşı güçlerin yanında yer alan KDP, 1998'de Öcalan'a karşı geliştirilen uluslararası komploda en büyük rolü üstlendi. ABD'nin öncülüğünde 17 Eylül 1998'de KDP ve YNK arasında Washington Anlaşması yapıldı. Öcalan'a yönelik gerçekleştirilen uluslararası komplonun startı da bu anlaşmayla verilmiş oldu.
KDP ile Türkiye anlaşması
KDP ile Türkiye arasında 9 Kasım 2008'da yapılan antlaşmaya göre, PKK'nin bağlantıları koparılacak, psikolojik savaş yürütülecek, PKK dışındaki oluşumların katılacağı bir ulusal konferans yapılacak, stratejik yerlere peşmergeler ve TSK'nin özel kuvvetleri konuşlandırılacak, PKK'den kaçışlar örgütlendirilecek ve böylelikle PKK tasfiye edilecekti. Tüm bunlara karşı Türkiye ile KDP arasındaki ticari antlaşmalar da artırılacaktı. Bu kapsamda PKK karşıtlığı temelinde petrol ve doğalgazın Türkiye'ye peşkeş edilmesi ve taşınması gibi bir dizi ticari antlaşmaya imza atıldı.
Kürtlere karşı 4'lü mutabakat
Onca antlaşmadan sonra açık bir şekilde devam eden KDP ve Türkiye'nin kirli ittifakı, AKP'nin 2014 yerel seçimine dair hesabıyla Barzani'nin 16 Kasım 2013'te Başbakan Erdoğan'ın Amed'deki seçim mitingine katılmasıyla farklı bir noktaya taşındı. Amed görüşmesi, AKP ile KDP'nin PKK'ye karşı yeni bir ittifak yaratma çabası olarak algılandı. Bu görüşmede 4 maddelik bir mutabakata varıldığı basına yansıdı. Bu görüşmede, Barzani'nin "çözüm süreci"ne destek vermeye devam edeceği, Rojava'da PYD'nin kurmak istediği yönetime müsaade edilmeyeceği, Güney Kürdistan petrolünün Türkiye üzerinden dünyaya pazarlanacağı ve Habur Sınır Kapısı'na paralel iki sınır kapısının açılacağı konusunda mutabakata varıldığı belirtildi.
KDP Rojava'yı hazmedemedi!
Bu mutabakattan sonra KDP, Suriye'de iki yılı aşkın süredir devam eden iç savaşta üçüncü bir alternatif olarak halkların özgürlük ve eşitlik temelinde bir arada yaşamasını esas alan Rojava Devrimi'ni boğmaya dönük politikalarını sertleştirdi. KDP, Suriye'deki iç savaşla birlikte Rojava Kürtlerinin Suriye Ulusal Muhalefeti'ne katılması için kolları sıvadı. 2 Eylül 2012'de Hewlêr'de, Türk yetkililer ve KDP arasında gizli bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda Kürtlerden bir alternatif oluşturuluncaya kadar Rojava Kürtlerinin Süriye Ulusal Konseyi'nin içinde yer alarak, YPG'ye karşı olacak şekilde Rojava'ya KDP güçlerinin gönderilmesi konuşuldu.
Bu toplantının ardından ise PYD'ye karşı karalama kampanyası devreye konularak, PYD'nin Kürtleri temsil etmediği şeklinde propagandalar yapılmaya başlandı. Bu toplantıda PYD, MGRK ve TEV-DEM'in zayıflatılması, ENKS'nin güçlendirilmesi şartıyla, zayıflatılmış bir Kürt Yüksek Konseyi'nin varlığına izin verilmesi kararları da alındı.
Rojava'ya utanç hendeği
Rojava Devrimi'ni hazmedemeyen KDP, Türkiye ve dış güçlerin aynı yaklaşımını sergilemekten geri durmadı. Başta Türkiye eliyle olmak üzere Rojava'ya dönük ambargo hayata geçirilip Türkiye sınırına utanç duvarı örülürken, KDP de Sêmalka Sınır Kapısı'nı kapatarak, bu ambargoya ortak oldu. Bununla da yetinmeyen KDP, Rojava'da kazanımları boşa çıkartmak ve devrimi boğmak amacıyla Rojava sınırına hendekler kazmaya başladı.
Böylece Rojava Devrimi'ne karşı konuşlanan, AKP ile petrol merkezli PKK düşmanlığı temelli işbirlikçiliği zirveye taşıyan KDP, Güney Kürdistan'da himayesinde olmayan Kürt ulusal kurumlarına saldırarak, olası bir fiili çatışmanın da fitilini ateşlemeye çalışıyor.
HAYRİ DEMİR/DİHA/AMED