• Asıl çıkmaz, KDP ile YNK'nin 2006'da imzaladığı Stratejik Anlaşma'nın çökmesinden kaynaklanıyor. Artık nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda ortak bir vizyona sahip değiller.

Winthrop M. RODGERS/Çeviri: Yeni Özgür Politika

KDP ve YNK'nin kendi bölgelerinin nasıl yönetileceği konusundaki anlaşmazlıkları, dış müdahalelere kapı aralayabilir ve büyük mücadeleler sonucunda elde edilen öz yönetim kazanımlarını tehlikeye atabilir.

Son kriz, Federe Kürdistan'ı derin ve muhtemelen kalıcı bir bölünmeye doğru sürüklüyor. Bölgenin Avrupa ve ABD’deki uzun süreli ortakları, yönetimdeki kronik işlevsizlikten giderek daha fazla rahatsızlık duyuyor ve artık taraflar arasında hakemlik yapmaya istekli görünmüyor. Bu durum, bölgeyi, değişen koşullara uyum sağlama konusunda daha avantajlı olan ve uzun vadeli stratejiler izleyebilen bölgesel güçlerin müdahalesine daha açık hâle getiriyor. İlerleme sağlanmasının önündeki temel engel, zaman zaman iddia edildiği gibi iki parti arasındaki bakanlık makamlarının paylaşımına ilişkin önemsiz anlaşmazlıklar değil. Asıl çıkmaz, KDP ile YNK arasında 2006'da imzalanan Stratejik Anlaşma'nın çökmesinden kaynaklanıyor. İki parti, artık Federe Kürdistan'ın nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda ortak bir temel vizyona sahip değil. Son 20 yıldır iki partiyi bir arada tutan resmi ve gayriresmi çerçeveler, artık işlevini yitirmiş durumda.

Bunun sonucunda Federe Kürdistan, fiilen iki ayrı coğrafi alana bölünmüş durumda ve bu alanların her biri iki partiden biri tarafından kontrol ediliyor. Hewlêr ve Duhok vilayetlerinde KDP hâkimiyetini sürdürürken, Silêmanî ve Helepçe'de YNK belirleyici güç konumunda. Bu iki bölge, 1998-2005 yılları arasındaki ayrı yönetimler döneminde olduğu gibi tamamen birbirinden kopmuş değil, ancak mevcut düzen oldukça hantal işliyor. Devlet kurumları ve güvenlik güçleri, Federe Kürdistan Hükümeti’nin bakanlıklarından ziyade seçilmemiş parti liderlerinin yönlendirmelerine göre hareket ediyor.

Partiler bugüne kadar siyasi ayrışmaya rağmen Federe Kürdistan'ın bütünlüklü bir yapı olmayı sürdürdüğünü savundu, ancak Başbakan Mesrur Barzanî'nin 6 Ekim'deki açıklamasında dört yılı aşkın süredir esaslı bir toplantı gerçekleştirmeyen Federe Kürdistan Parlamentosu'nun yeniden faaliyete geçirilmesi için partilere çağrıda bulunması, görünürdeki tablonun altında çok daha köklü değişikliklerin yaşandığı ihtimalini de gösterdi.

YNK'nin önerisinin detayları

YNK'li siyasi liderlerin çıkış için çok daha radikal bir önerisi var: İdari ve mali yetkilerin vilayetlere, belediye başkanlarına ve ilçe yöneticilerine devredilmesi. Bazı yetkiler, Federe Kürdistan Hükümeti ve Federe Kürdistan Parlamentosu'nda kalacak, ancak gündelik yaşamı ilgilendiren konulardaki önemli kararların büyük bölümü daha alt yönetim kademelerine aktarılacak. Planın savunucuları, İsviçre'nin kanton sistemini ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni örnek gösteriyor. Önerinin temel yaklaşımı, birbirlerinin işlerine müdahale etmekten vazgeçmek ve yürütme yetkisini farklı yönetim kademelerine dağıtmak. İki partinin vilayet ve yerel yönetim düzeylerinde münhasıran ve birbirinden bağımsız biçimde kullandığı olağanüstü geniş yetkiler dikkate alındığında, bu değişiklik, Federe Kürdistan’daki iki ayrı yönetim alanındaki parti kontrolünü resmileştirecek ve bir kuşaktır yapılacak en büyük anayasal değişiklik anlamına gelecek. Üstelik bu öneri, Kürt iç savaşının ardından barışın tesis edilmesi sürecinde benimsenen temel varsayım olan Kürtlerin öz yönetimini ve özerkliğini güçlendirmek için güçlü, üniter ve ortak kurumlara ihtiyaç duyulduğu düşüncesini de reddetmiş olacak. Planın birçok unsuru belirsizliğini koruyor. 

Bölünme için kötü dönem

Son 5 yılda Federal Irak Hükümeti, KDP ve YNK arasındaki anlaşmazlıklardan da yararlanarak Federe Kürdistan'ın kendi siyasi ve ekonomik işlerini yönetme kapasitesini aşamalı olarak aşındırdı. Olası bir parçalanma, jeopolitik açıdan son derece elverişsiz bir döneme denk geliyor. ABD-İran Savaşı önemli ölçüde istikrarsızlığa yol açtı. Bölgenin dış ortakları kendi iç sorunlarıyla meşgul. Değişen bölgesel dengeler ise egemen devletlerin devlet dışı aktörler üzerindeki nüfuzlarını yeniden tesis etmeye çalıştığı bir sürece işaret ediyor.

ABD'nin Federe Kürdistan'daki varlığı, geçmiş yıllara kıyasla çok daha sınırlı. Amerikalı ve Avrupalı diplomatlar, KDP ve YNK'yi hükümet kurmaya sürekli teşvik etmelerine rağmen iki partiyi uzlaştıramamaktan dolayı hayal kırıklığı yaşıyor. Bu başarısızlık, Batı'nın üst düzey Kürt liderler üzerindeki etkisinin giderek zayıfladığının bir göstergesi. Diplomatların, öncelikle KDP ve YNK yönetimlerine bağlı hareket edecek ve yetkileri artırılmış yerel yöneticilerle de muhatap olmak zorunda kalması durumunda bu etkinin daha da azalması bekleniyor.

Türkiye ve İran'ın hevesi

Federe Kürdistan'ın Türkiye ve İran gibi yakın komşuları, bölgenin bölünmüş ve parçalı bir yapıya bürünmesi durumunda ortaya çıkacak koşullara uyum sağlama konusunda çok daha avantajlı. Uzun vadeli stratejiler izleyebilir; ABD ve Avrupa'nın yukarıdan aşağıya şekillenen askeri ve siyasi yaklaşımından farklı olarak ekonomik, toplumsal ve dini ilişkiler üzerinden yerel düzeyde nüfuz kurabilirler. KDP ile YNK arasındaki birlik ise bu ülkelerin hesaplamalarında çok daha az önem taşıyor.

Türkiye'nin öncelikli hedefi, gerillanın silahsızlanmasını öngören kendi Kürt meselesine ilişkin siyasi sürecin devam etmesini sağlamak. KDP ve YNK, bu sürece güçlü destek verdi ve sürecin kolaylaştırılması için önemli girişimlerde bulundu. Her iki parti de Kürtlerin öncülüğündeki QSD'nin, yeni Suriye devletine entegrasyon sürecini destekledi. Kısa vadede KDP ve YNK'nin bu politikadan önemli ölçüde sapması beklenmiyor, ancak bölge içerisindeki ayrışmanın derinleşmesi, iki partinin Federe Kürdistan sınırlarının ötesindeki meselelere ilişkin tutumlarını da farklılaştırabilir. Böyle bir durumda Ankara, taraflardan birini desteklemeyi tercih edebilir. Bu da bölgedeki istikrarsızlığı daha da artırabilir.

İran'ın ilk hedefi, Kürt grupların ABD ile yürüttüğü savaşa dâhil olmamasını sağlamak. Şimdiye kadar KDP ve YNK, İran'a karşı herhangi bir müdahalede bulunabilecekleri izlenimini yaratmaktan kaçınmanın önemi konusunda tam bir görüş birliği içinde hareket etti. Tahran'ın ikinci hedefi ise kendi Kürt silahlı gruplarının faaliyetlerini sınırlandırmak; hatta bu grupların Federe Kürdistan'dan çıkarılmalarını talep edecek kadar ileri gitmek. Federe Kürdistan bünyesindeki zayıf ve bölünmüş devlet kurumları, bu hedefin gerçekleştirilmesini güçleştiriyor. Bu durum da İran'ın kendi başına harekete geçme ihtimalini artırıyor.

ABD'nin güvenlik alanındaki varlığının bulunmadığı bir ortamda, bölgesel komşuların müdahaleleri, Bağdat'taki Iraklı liderlerin de Federe Kürdistan'daki meselelere daha doğrudan müdahil olmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme, Kürtlerin kendi kendilerini yönetme kapasitesi açısından olumsuz sonuçlar doğuracak ve KDP ile YNK arasındaki siyasi gerilimi muhtemelen daha da tırmandıracaktır. KDP ile YNK arasındaki çıkmazın devam etmesi, son 20 yıldır Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesini mümkün kılan mekanizmaların geri döndürülemez biçimde aşınmasını tetikleme riski taşıyor.

* Chatham House'ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı'ndan Winthrop M. RODGERS'ın analizi çevrilerek düzenlendi.