Reel sosyalizmin çözülüşü ve Körfez Savaşı ile başlayan ve ABD tarafından “Yeni Dünya Düzeni” adıyla yürütülen yaklaşık çeyrek asırlık süreçte önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu süreç boyunca yaşanan parçalı savaş içinde Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşıyla yaratılan despotik ulus-devlet statükosu önemli ölçüde parçalandı. Başta Saddam ve Mübarek yönetimleri olmak üzere bölgenin bireysel ulus-devlet diktatörlükleri yıkıldı. Fakat bunların yerine yenileri konulamadığı için yeni bir bölgesel yapılanma geliştirilemedi.
Çeyrek asırlık Üçüncü Dünya Savaşını yürüten taraflar şimdi tam bir çıkmaz içinde. ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” temelinde yürüttüğü egemenlik mücadelesi önemli ölçüde başarısız kalmış durumda. Bölgesel model olarak geliştirmeye çalıştığı örneklerin hepsi başarısızlıkla sonuçlanmış bulunuyor. AKP modeli ABD’nin isteklerini karşılamaktan uzak. Irak modeli çözüm yaratmak bir yana, bölge için daha büyük bir çözümsüzlük alanı durumunda. Mısır modeli ABD’yi yeniden askeri darbelere muhtaç hale getirdi.
Bütün bunlarda yaşanan başarısızlık Suriye’de başarıya dönüştürülmek istenirken, şimdi Suriye ABD için daha büyük bir çözümsüzlük alanı haline gelmiş durumda. Sonuçta ABD bütün güçlerin katılacağı karma bir siyasal sisteme razı olmak zorunda kalmış, ancak bunu da gerçekleştiremiyor. Bu nedenledir ki Cenevre konferansını yapamadı ve ertelemek zorunda kaldı. ABD’ye bağlı güçlerin Suriye’de yeni bir alternatif sistem yaratmaları mümkün görülmüyor. Dolayısıyla ABD Ortadoğu mücadelesinde büyük bir çıkmazı ve çözümsüzlüğü yaşıyor.
ABD tarafı böyleyken, ulus-devlet statükoculuğunun durumu daha da kötü. Bireysel diktatörlükler yıkılırken, oligarşik diktatörlükler de tam bir çözümsüzlük ve çıkmaz içinde. Dolayısıyla ulus-devlet despotizmi aşılıyor ve çözüm gücü olmaktan tümüyle çıkıyor.
Peki yeni çare olarak geriye ne kalıyor? Besbelli ki demokratik devrim! Ortadoğu halklarının kardeşçe bir arada yaşamasını sağlayacak olan demokratik modernite alternatifi! Rojava özgürlük devrimiyle kıvılcımı çakılmış olan demokratik çözümün bölgenin diğer alanlarında da geliştirilmesi. Bölgenin mevcut çıkmaz ve çözümsüzlükten kurtulmasının tek yolu bu. Bu olmazsa, yaşanacak olanın El Kaideciliğin gerçekleştireceği yeni katliam ve soykırımlar olacağı açık. Suriye gerçeğinde bunun ilk işaretini de gördük. Yani Ortadoğu’daki durum şu ikileme dayanmış bulunuyor: Ya demokratik modernite devrimi, ya da El Kaide soykırımı!
Dikkat edilirse Ortadoğu halkları için demokratik devrim bir ihtiyaç olmak kadar, yeni soykırımları önlemenin de tek yolu durumunda. Demokratik modernite devriminin koşulları ise her zamankinden çok daha uygun. Sistem içi çelişkiler ve çatışmalı durum devam ediyor. Aynı zamanda çatışan taraflar tam bir çözümsüzlüğü yaşıyor. Bu da demokratik devrimi tek çözüm alternatifi haline getirdiği gibi, devrimin koşullarını ve imkanlarını da en elverişli hale getirmiş bulunuyor.
Bölgenin geneli açısından yaşanan bu durum, bölgenin merkezinde yer alan ve en ağır sorunları yaşayan Kürdistan açısından daha çok geçerlidir. Tüm parçalarda özgürlük devrimini geliştirmek ve Kürt sorununu kalıcı çözüme ulaştırmak için koşullar ve imkanlar en elverişli hale gelmiştir. Bunları başarmak için gerekli olan ulusal demokratik birlik, bu temelde ortak ve doğru diplomasi ile örgütlü halk mücadelesidir. Bütün Kürt parti ve örgütlerinin önünde buna göre hareket etme görevi vardır. Bu, tarihsel bir sorumluluk durumundadır.
İşte bu noktada KDP’nin tutumu ve izlediği politikalar ters ve yanlış olmaktadır. Bu konuda belki tüm partilerin eleştirilmesi gereken eksiklikleri olabilir. Fakat KDP’nin politik duruşu bu durumu aşmaktadır. Örneğin Rojava Özgürlük Devrimi karşısında takındığı tutum ve izlediği politikalar ibret vericidir. Bütün Kürtlerin nabzı Rojava’da atarken, Rojava’yı savunmak tüm Kürtler için onur ve namus meselesi iken, KDP’nin bunlara yüzseksen derece ters bir tutum ve politika içinde olmasının anlaşılır, izah ve kabul edilir bir yanı kesinlikle olamaz. Bunu onurlu hiçbir Kürt kabul edemeyeceği gibi, özgürlükçü ve demokrat hiçbir kişi ve kurum da kabul edemez.
KDP’nin Rojava Kürdistan karşısındaki tutumu tam bir çıkarcılık, hegemonyacılık ve despotizmdir. Ne demek Rojava’da devrimin olmadığı ve tarihi bir halk direnişinin yaşanmadığı? Bunu Kürt düşmanları bile böyle söyleyemiyor. Ne demek Rojava devriminin gericilik tarafından kuşatılmasına katılmak, ticaret kapısını aylarca kapalı tutmak, çete saldırılarına el altından da olsa destek vermek? Bunu Kürt karşıtları bile bu kadar açık bir biçimde yapamıyor. KDP’nin Rojava politikası Barzani ailesinin Kürt toplumu üzerinde kazanmış olduğu itibara bile çok ciddi biçimde zarar vermiş bulunuyor. Dolayısıyla Rojava halkının Mesud Barzani’den özür dilemeyi istemesinden daha doğal ve haklı bir durum söz konusu olamaz.
Diğer yandan dönemin hayati derecede ihtiyaç duyulan tutumu olan ulusal demokratik birliğin oluşmamasında da KDP’nin rolünün belirleyici olduğu bilinmektedir. 2013 Yazında Kürdistan Ulusal Kongresini toplamanın eşiğine gelinmişken, 21 Eylül’de yapılan Güney Kürdistan seçimleri ardından KDP’nin Ulusal Kongre çalışmalarını sabote ettiği açık bir gerçektir. Bunu kendisi de kabul ve itiraf etmek zorunda kalmaktadır. Öne sürdüğü neden ise, “Kongre toplanmasını PKK’nin istediği ve toplanırsa bundan PKK’nin kazançlı çıkacağı” hususu olmaktadır. Peki bu durumda sormazlar mı? Nasıl oluyor ki, Ulusal Kongreden PKK kazançlı çıkıyor da, KDP çıkamıyor? Bu durum bile KDP’nin ulusal birliğe ters bir politika içinde olduğunu açıkça göstermiyor mu?
Tabi bir de KDP-AKP ilişkileri var. İki parti Diyarbakır’da ortak miting düzenledi. Ardından büyük meblağlar tutan petrol anlaşmaları imzalandı. Sanki iki parti arasında stratejik ittifak var gibi görünüyor. KDP açıkça AKP’ye seçim desteği veriyor. AKP’yi gelmekte olan ekonomik krizden koruyor. KDP’nin AKP ile yürüttüğü bu ilişkiler kendi çıkarına olabilir, fakat kesinlikle Kuzey Kürdistan’ın çıkarına değil. Kuzey’de Kürt sorununun çözümüne hizmet etmiyor. Tersine AKP’yi güçlendirerek sorunun çözümünün engellenmesine hizmet ediyor.
Bu noktada deniyor ki, PKK’de İmralı’da görüşme yapıyor, biz de çözüm sürecini destekliyoruz! Evet PKK’de devletle çözüm görüşmeleri yapıyor, ama bu görüşmelerden hangi sonuçlar çıkıyor? Çünkü görüşme var seni güçlendirir, görüşme var karşıtını güçlendirir. PKK’nin devletle yaptığı görüşmelerden hep Kürtler kazanıyor. Bu görüşmeler Kürt Özgürlük Hareketini güçlendiriyor ve dolayısıyla Kürt sorununun çözümüne hizmet ediyor. KDP’nin AKP ve Türk Devleti ile görüşmeleri ise, belki KDP’yi ve Barzani ailesini güçlendiriyor olabilir, ama Kuzey Kürdistan’daki Kürt sorununun çözümüne hizmet etmiyor. Kuzey Kürdistan’daki Özgürlük Hareketini güçlendirmiyor, tersine AKP’yi ve TC’yi güçlendiriyor. Bunların güçlenmesi de Kürt sorununun çözümünü değil, Kürtler üzerindeki baskı ve çözümsüzlüğün artmasını getiriyor.
Nitekim KDP görüşmesi ardından AKP sözcülerinin Kürt karşıtı açıklamaları daha da artmış durumda. Tayyip Erdoğan Diyarbakır mitinginde açıkça “PKK’ye alternatif örgütleyeceklerini” söyledi. Herhalde Tayyip Erdoğan’ın PKK alternatifi KDP oluyor. Çünkü KDP’ye dayanarak bunu söylüyor. Bu da Kuzey’de Kürt sorununu çözme değil, tersine PKK’yi çözme ve tasfiye etme çabası anlamına geliyor. Peki KDP de buna katılıyor mu? Bu durum Güney Yönetiminin Kuzey’in işlerine müdahale etmesi anlamına gelmiyor mu? Tayyip Erdoğan’ın “Kürdistan” demiş olmasına aldanmamak gerekir. Ardından söyledikleri de ortada. Belki de Güney’i bu biçimde yanına çekerek Kürdistan’ın diğer parçalarındaki özgürlük hareketlerini bu temelde tasfiye etmek istiyordur.
Kısaca KDP, ilişkilerine dikkat etmek ve yürüdüğü yanlış yoldan kendini kurtarmak durumundadır. Sömürgeci devletlerin Kürtleri bölme oyunlarına gelmemelidir. Kürtlerle, örneğin PKK ile ilişki ve ittifak içinde olacağına ve Kürdistan Ulusal Kongresi için çalışacağına, AKP gibi sömürgeci güçlerle stratejik ittifak ve birlik içine girmemelidir. Geçmişte bunlar yapılabilirdi. Fakat artık Kürt toplumu çok bilinçlenmiş durumda. Dolayısıyla yapılanları iyi anlıyor. Bu çerçevede KDP’nin izlediği politikaları da görüp değerlendiriyor. Onbir yıldır Kürt sorununu çözmeyen AKP ile kol kola yürümek Kürt toplumu nezdinde KDP’ye puan kazandırmıyor.
KDP yanlış yolda
Ortadoğu ve Kürdistan’da çok önemli ve kritik bir süreç yaşanıyor. Yaklaşık çeyrek asırlık Üçüncü Dünya Savaşı içinde taraflar birbirine üstünlük sağlayamadığı gibi, bölgesel sorunlar için çözüm gücü de olamıyorlar. Dolayısıyla çözümsüzlük, çelişki ve çatışma süreci devam ediyor. Bu durum başta Kürtler olmak üzere bölge halkları için ciddi bir özgürlük ve demokrasi devrimi imkânı sunuyor. Ne yazık ki izlediği yanlış ve çıkarcı politikalar nedeniyle KDP, bu sürecin sunduğu fırsatların Kürt özgürlüğü lehine değerlendirilmesini engelliyor.