
AKP-MHP faşizminin başbakanı Binali Yıldırım’ın davetlisi olarak KDP Genel Başkanı ve Güney Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani Türkiye’yi ziyaret etti. Söz konusu ziyarette “Güney Kürdistan’da devlet ilanının Irak’ın bir iç meselesi olduğunu” ve “Maxmur Kampının boşaltılması gerektiğini” söylediği Kürt basınına yansıdı. Önceki ziyaretlere göre bu son ziyaretin daha sönük geçtiği gözlendi.
Kuşkusuz her parti lideri ve ülke yöneticisi gibi KDP Genel Başkanının ve Güney Kürdistan Bölge Başkanının da istediği ülkeyi ziyaret etme ve yine istediği kişilerle görüşme hakkı vardır. Bu nedenle söz konusu ziyarete bir şey denemez. Fakat her liderin ziyaret ettiği devleti ve görüştüğü insanları da iyi seçmesi gerekir. Çünkü söz konusu alan Ortadoğu ve Kürdistan’dır; burada Üçüncü Dünya Savaşı yaşanmakta ve Kürtler soykırıma tabi tutulmaktadır.
24 Temmuz 2015 tarihinden bugüne AKP faşizminin saldırıları altında Kuzey Kürdistan halkı tarihinin en vahşi katliamlarından birini yaşamaktadır. Kürdistan tarihinin en eski ve Kürt toplumunun en yurtsever kentleri olan Cizre ve Sur kentleri bu saldırılar altında yakılıp yıkılmışlardır. Cizre ve Sur ile birlikte Şırnak, Nusaybin ve Yüksekova başta olmak üzere onlarca Kürt kenti ağır hasar görmüş ve binlerce Kürt yurtseveri katledilirken, yüz binlercesi de evinden barkından sürülmüştür.
Kuzey Kürdistan’da bu vahşetin yaşandığı süre içerisinde KDP Genel Başkanı ve Güney Kürdistan Bölge Başkanı sıfatlarıyla Mesud Barzani ikinci kez Türkiye’yi ziyaret etmekte ve gırtlaklarına kadar Kürt kanına bulaşmış olan AKP ve TC yöneticilerinin kanlı ellerini sıkmaktadır. Sayın Mesud Barzani, Cizre ve Sur başta olmak üzere onlarca kentte katledilen Kürtler için hiçbir şey söylemediği gibi; Cizre,den, Şırnak’tan, Yüksekova’dan ve Nusaybin’den kaçarak AKP-MHP faşizminden canını kurtarmış olan Maxmurluların kamplarını boşaltmaları gerektiğini söylemiştir. O Maxmurlular ki, 3 Ağustos 2014 tarihinde Hewler’e saldıran DAİŞ çetelerini durdurarak Sayın Mesud Barzani’nin iktidarını korumuşlardır. Peki böyle Kürt liderliği olur mu?
Bugün Kuzey Kürdistan’da AKP-MHP faşizminin sömürgeci-soykırımcı saldırıları vahşi katliamlar düzeyinde sürmektedir. Buradaki Kürt halkı, her gün onlarca evladını şehit vererek ve her türlü bedeli ödeyerek söz konusu faşist-soykırımcı saldırganlığa karşı direnmekte, varlık ve özgürlük mücadelesi vermektedir. Türkiye’de her şey yaşanan bu savaşa göre belirlenmektedir. Yani ya AKP-MHP faşizminin soykırımcı saldırılarından yana olunmakta, ya da Kuzey Kürdistan halkının varlık ve özgürlük mücadelesinin yanında yer alınmaktadır. Bunun ortası yoktur. Peki ya Sayın Mesud Barzani ve KDP nerede durmakta ve yürümektedir?
KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’nin Türkiye’yi ziyaret ettiği günlerin farklı bir özelliği daha vardır. Her nedense Türkiye seçim sürecine girdiği ve AKP için Kürt oyları gerektiği zaman Sayın Mesud Barzani Türkiye’ye davet edilmektedir. Belli ki bu sefer de böyle olmuştur. 16 Nisan’da anayasa değişikliği için referanduma karar verildikten sonra AKP Yönetimi referandum kampanyasını başlattığı gün Sayın Mesud Barzani’yi Türkiye’ye davet edip götürmüştür. Yani Sayın Barzani’nin Türkiye’ye gittiği günler Türkiye siyasetinin en hareketli hale geldiği günler oluyor.
16 Nisan referandumu çerçevesinde Türkiye siyaseti iki bloğa veya cepheye bölünmüş bulunuyor: Evetçi ve hayırcı cepheler! Doğuşundan beri ırkçı-faşist ve Kürt düşmanı olan MHP ile AKP ittifak halinde “Evet bloğunu” oluştururken, onlar dışında kalan ve büyük çoğunluğu Kürtlerin özgürlüğünü isteyen siyasal güçler de “Hayır bloğunda” birleşmiş bulunuyor. Kuzey Kürtlerinin hemen hemen hepsi hayır bloğunda yer alarak faşist-soykırımcı rejimden kurtulmaya çalışıyor.
Peki böyle bir ortamda KDP Genel Başkanı Mesud Barzani nerede duruyor? Çok açık ki, Binali Yıldırım ve Tayyip Erdoğan ile görüşerek AKP-MHP bloğunda yer almış oluyor. Onlara referandum desteği veriyor. 16 Nisan’da yıkılma korkusu yaşayan AKP-MHP faşizmi Sayın Mesud Barzani’ye dayanarak Kürtlerden oy almaya ve ayakta kalmaya çalışıyor. Sayın Mesud Barzani ne derse desin, fiili durum budur ve bu duruşun siyasi anlamı böyledir. Böyle olması istenilmiyorsa, o zaman siyasi ilişkilere dikkat edilmesi gerekir.
Olmuyor Sayın Barzani, olmuyor! Böyle Kürt liderliği yapmak, hem de ulusal lider olmak, hem de Kürt devleti ilan edeceğini söylemek birbirini tutmuyor ve de inandırıcı olmuyor. Eğer KDP Yönetimi böyle yaparsa, o zaman tüm Kürt partileri için KDP’ye karşı herkesle ilişki kurma ve görüşme yapma hakkı doğuyor. Kürtlerin ekmek ve sudan daha fazla ulusal birliğe ihtiyacının olduğu ve ulusal birlik yarattıklarında Ortadoğu’nun en etkili gücü haline geleceklerinin açıkça göründüğü bir ortamda Güney Kürdistan Bölge Başkanı olarak böyle diplomasi yapmak hiçbir Kürdü ikna etmiyor! Herkesin KDP’nin nerede durduğu ve hangi kulvarda yürüdüğü konusu üzerinde çok dikkatli ve duyarlı olması gerekiyor.