Türkiye’de hilelerle Erdoğan lehine sonuçlanan 16 Nisan referandumunu geride bıraktık. Şimdi gündemde Güney Kürdistan’da yapılacak bağımsızlık referandumu var. Referandumun yapılıp yapılmayacağı halen bir bilmece gibi ortada dursa da siyaset günlük olarak bunun üzerine şekilleniyor.
Ancak referandum kadar tartışılan hususlar ise Güney iç siyasetindeki ve Güney’in Irak’la yaşadığı, yaşayacağı gerilimdir. Petrol satışı, dış ticaret anlaşmaları vs. ile bozulan Bağdat-Hewler ilişkileri Kerkük bayrak krizi ve ardından referandum tartışmalarıyla daha da gerildi. Taraflar arasında zaman zaman görüşmeler yapılıp yumuşak açıklamalar yapılsa da durum gösterilmeye çalışıldığı gibi değil.
Bağdat her fırsatta bu işleri DAİŞ sonrası konuşalım deyip işi zamana yaymaya çalışırken, KDP işin rantına yatırım yapıyor. Zira KDP, içte tüm siyasi partilerle parlamentoyu saf dışı bırakıp, Türk devletiyle geliştirdiği siyasi ve ticari ortaklıklarla Kuzey ve Rojava güçlerine askeri saldırılar geliştirirken, bağımsızlığı gerçek siyasetini gizlemenin paravanı olarak kullanıyor.
Bu gerçeği gören zaten görünüyor, ancak KDP’nin ulusal değerleri kullanarak manipüle ettiği toplumsal kesimler de günün sonunda bu gerçeği görünce iş daha da karışacak. Erdoğan nasıl ki, akıl almaz bir manipülasyonla iktidarını zor ve şiddet kullanarak pekiştirdiyse ve referandum bu gerçeğin üzerindeki perdeyi nasıl da alıp kenara savurduysa, güney referandumu da KDP açısından aynı ayna rolünü görecektir.
Neden mi?
Referandum ve bağımsızlığı bu denli gündeme getiren bir güç, eğer samimi olsaydı en mantıklı yol olarak tüm siyasi güçlerle birlik kurardı. Siyasi ve toplumsal gücü arkasına en demokratik yöntemlerle alan bir iradenin her türlü dış muhalefet karşısında sesini dünyaya duyurması da son derece rahat olurdu.
Ancak KDP, bunun aksine içte herkesi düşman ilan ederek, parlamentodan karar çıkarıp halk desteğini de arkamıza alarak bağımsızlığa hep birlikte yürüyelim diyenleri, elinin tersiyle kenara itiyor.
Dolayısıyla tüm göstergeler KDP’nin parlamentoyu ortaklarına açmayacağını gösteriyor. Çünkü KDP, tek parti hükümranlığıyla her şeyi kendi denetiminde götürmek istiyor. Zaten son kaç yıldır bu siyaset tarzı bölgede derin bir siyasi ve ekonomik kriz yarattığı gibi toplumda da ciddi bir gerilmeye neden oldu. Ancak KDP, buna rağmen, gücü elinde topladığı için her şeyi yapmayı, toplumun taleplerini yok sayarak krizi derinleştirmeyi de kendisine hak olarak görüyor.
Referanduma yaklaşımı da benzer şekilde, sorun çözme biçiminde değil de sorunu derinleştirme biçiminde. Hatırlayalım, Kerkük’te bayrak krizi baş gösterince KDP Kerkük üzerinden yeniden referandumu, bağımsızlığı daha fazla gündeme getirdi. Ancak darbeyle parlamento dışı bırakılmış hükümet ortakları, referandum ve Kerkük’e ilişkin kararları parlamentoda alalım, deyince "gerekirse referandumu size rağmen yaparız” demeye başladılar.
KDP’nin yöneticilerinden Fazıl Beşareti, “parlamentoyu işletelim demek halkın iradesini yok saymaktır. Biz gerekirse siz olmadan da referandumu gerçekleştireceğiz” gibi bir açıklama yaptı.
Beşareti’nin bu açıklaması Türkiye’deki tek parti döneminde 17 yıl aralıksız Ankara valiliği yapan Nevzat Tandoğan’ı anımsattı. Tandoğan, bir gün eyleme katıldığından dolayı kızdığı bir gence, "bu memlekete komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz” demişti.
Tek parti tek şef zihniyet ve siyasetinin sonucu toplum, ülke için iyi ve gerekli olana karar mercii haline gelmedir. Tandoğan’ın bu vecizesi aslında bu zihniyetin varacağı yeri göstermek açısından ibretliktir. Ama gelin görün ki, Tandoğan’ı ölüme götüren ise bir cinayet davasında tanık olarak dinlendiği bir mahkeme sonrasında, bağlı bulunduğu hükümetin kendisine yeterince sahip çıkmadığı gerekçesiyle kafasına sıkarak intihar etmesidir.
Bunca iktidar ve hırsın en ufak bir güç paylaşımı durumunda yaptıracağı şey kendi kafasına kurşun sıkmak olur. KDP de aynı yolda ilerliyor. 70 yıl aradan sonra Tandoğan zihniyeti yerine Türkiye’de iktidar olan Erdoğan zihniyetiyle tek şef, tek parti hakimiyetini kopyalayarak Kürdistan’da egemen kılmaya çalışıyor. Bu oldukça tehlikelidir. En büyük zararı da KDP’ye verecektir. Onun için KDP bu zihniyet ve siyasetten bir an önce vaz geçerek, çoğulcu ve demokratik bir siyaseti esas almalıdır. KDP’nin de Kürdistan’ın da geleceği ve selameti açısından bu uğursuz, parçalayıcı siyasetin terk edilmesidir.