71 yıl önce kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti Kürtlerin ve sömürgeci devletlerin hafızasında derin izler bıraktı. Kürtler’in özgürlük şansı, sömürgeci devletlerin kâbusu oldu. Bu yüzden acımasızca bastırıldı. Qazî Muhammed’in "Size bal da verse, bilin ki içinde zehir vardır" dediği İran devleti, Cumhuriyet’in ilan edildiği Çarçira Meydanı’na kurdu darağaçlarını. Böylece tarihi bir adımı tarihten kazıyacağını düşündü. Ama evrensel evrimin bir aşaması olan toplumsal doğada hiçbir enerji kaybolmaz. 

Mahabad’ı anarken sosyolojik analiz yapacağımız birçok olgu var. Ama birçok zaman ısrarla anmadığımız bazı yönler var. Ben bugünkü yazımı bu yüzden o ısrarla unutulanlardan biriyle başlatmak istedim. Kürt kadınlarının temel mücadele ve direniş çekirdeklerinden biridir O! Leyla Qasım’ın son nefesine kadar bağlı kaldığı gelenektir O! Mahabad’ın kadın ruhudur, O! Bugün özyönetim-özsavunma direnişlerinin üzerinde yükseldiği ana damarlarımızdan biridir! O, Keça Negedeyê’dir! 

Mahabad’da 1945’de Mîna Qazî Kürdistan Kadın Birliği’ni kurdu. Cumhuriyet ilanından sonra Hilale kadın dergisi çıkarıldı. Ancak Mahabad’ın dayandığı direniş geleneğinin sembol isimlerinden biri olan Keça Negedeyê adını anmadan tüm bunlar burar ve incitir insanın yüreğini. O, halkının çok sevdiği direnişçi bir Kürt kızıydı. Cumhuriyet ilanı öncesindeki mücadelede aldı yerini. Cumhuriyet’in 11 aylık ömrü sona erdiğinde Qazî Muhammed gibi zindana atıldı. Onların idamından sonra birçok vahşi işkence gördü. Teslim olmadığı için gözlerini oydular, sonra eğer teslim olursa idam etmeyeceklerini söylediler. Ömrünü, gönlünü, yüreğini kattığı bir mücadeleye sırt çevirmek, kendine ihanetti. Keça Negedeyê ihaneti değil özgürlük uğruna can verenlerin safında tarihe yazılmayı seçti. Leyla Qasım’a ebelikti onun görevi. Bu yüzden toplumsal doğanın kaybolmayan enerjisinde dolaşıp durdu. Bağdat rejimi amansız işkencelerle Leyla Qasım’ı teslim almak istediğinde cesaret olup doldu onun yüreğine. Sara’ya uğradı Diyarbakır zindanında, onun yüreğinde korkusuzluk, asilik ve direniş olup celladın yüzüne tükürdü. Kürt kadınının her çağda yaşayan ve yaşayacak olan özgürlük aşkının, direniş hakikatinin asil damarlarından biri olarak binlerce, on binlerce kadının yüreğinde attı, hala atıyor. 

Kürt kadınları, gençleri Keça Negedeyê’nin direniş ve özgürlük aşkını yaşamaya devam ediyor. Keça Negedeyê’leri unutan bir toplumsal hafıza akışkan olamaz. Tüm kadınların kendi toplumsal tarihlerinin anlamını, onurunu ve devamını yaratan böyle kahramanları şimdiki zamanda yaşatmaları gerekiyor. Toplumsal doğada sonsuz bir enerji olarak akmaları da önemlidir. Ama özgürlük mücadelesinde kazandıracak olan, bu enerjinin bize şimdiki zamanda dokunmasına izin vermektir. Ya da bu enerjinin peşine düşmek ve bugünkü özgürlük yolculuğumuza katmaktır. 

Buradan baktığımda, toplumsal doğanın yaratıcı ve akışkan ana enerjilerinden kadınının, şimdiki zamanda bu enerjilere nasıl dokunduklarını hissetmek istedim. Dün Antartika’dan Kenya’ya Kadın Yürüyüşünün fotoğraflarına bakarken bunları düşündüm. Bu yürüyüşe katılan kadınların kendi topraklarında yaşamış ve direnmiş bu enerjiden beslendikleri kesin. Ancak bunun bilinci ve örgütlenmeye dönüşümü çok yetersiz hala. ABD’de göreve başlayan yeni başkan Donald Trump’a yönelik bu protestolara kadınların öncülük etmesi son derece anlamlı. Trump için sürekli aklıma gelen deyim; böyle başa böyle tarak! Böyle bir dünyaya, böyle bir ABD’ye de ancak Trump yakışır. 

Elbette kadınların öncülük ettiği yürüyüşler hem başı hem tarağı protesto etme anlamını da taşıyor. Ancak başı görmeden salt tarağa takılmak toplumsal doğanın akışkan enerjisini yanlış kanalize eder. Ki, bu dünyanın toplum kırımı yaşayan tüm halkları için büyük bir kayıp olur. Bu kaybın yaşanmaması için, biz dünya kadınlarının öncelikle kendi ülkelerimizin güncel ve tarihi diktatörleri ile yüzleşmemiz gerekir. Ve bu diktatörlüklere karşı savaşımımızda, tarih boyunca direnmiş kadınların öyküleri ile kuşanmamız! Dünya, bölge ve ülke tarihlerimizi ve direniş kültüründe yer almış kadınların enerjisini yeniden keşfetmeliyiz. Bu enerji ile kadın özgürlük mücadelesinin strateji taktik ve yöntemlerini belirlemeliyiz. Bu enerji ile kuşanan ve savaşan, direnen kadınlar yenilmezdir. Trump’ın kadınları ve tüm ezilenleri kaygılandıran gerçeğini aşacak ve yenecek olan da bu enerjinin örgütlendirilmesidir.