Avrupa’nın değişik ülkelerinden on binlerce insan, bugün Köln Deutzer Werft’te buluşuyorlar. Değişik halklardan, farklı inanç grupları ya da kültürlerden on binlerce insan, halkların kardeşliğini doldurup yüreklerine, özgürlüğü ve barışı birlikte yaşamak için Köln’de el ele tutuşacaklar. Onlar, yoksulların çoğunlukta olduğu bu dünyada, emeğin önderliğinde, bütün ezilenlerin kapitalist-sömürgeci sisteme karşı tek yumruk olduğu bir mücadelenin ruhunu birlikte solumak, birlikte halaya durmak için, sistem zaptiyelerinin ördüğü engelleri aşarak Che Guevara ile buluşup, bir kez daha devrim andı içmek için Köln’e geldiler. 

Klasik Osmanlı ittifakının asli ortağı emperyalist Almanya, böylesi bir buluşmayı engelleyebilmek için bütün gücünü kullandı. Ama halkların ortak kararlı duruşu ve bu eylemi yapmak konusundaki devrimci ısrarı emperyalizmin geri adım atmasına neden oldu.

*** 

“Günümüzdeee!!” diye başlayan uzun söylevlere artık gerek yok. Günlük gazeteler söylemese de, muhalif basın ve sosyal medya olanaklarına on dakikalık bir göz atışla bile Türkiye’nin içinde yaşadığı kanlı kaos hali rahatlıkla görülebilir. Beyninde taşıdığı habis Kürt düşmanlığı urunu bunca zulümlere rağmen doksan yıldır bir türlü atamayan CHP’nin muhteşem desteğiyle birlikte, ülke artık başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. İslami-Türkçü faşist bir devlet, çevre halklara da kan kusturarak gücünü yerleştirmeye, iktidarını oturtmaya, varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. 

16 Temmuz faşist darbesi sürecinde “başkomutan” olduğunu hatırlatarak ilan eden Tayyip, 2 Eylül’de başkanlık sistemi için sonuncu açıklamasını yaptı: “Ben devlet başkanıyım, yani milletin başkanıyım; aynı zamanda yargının, yürütmenin ve yasamanın başkanıyım!” Ve bildik basın korkular ve dedikodular üzerinden yaratılan senaryolara bağlı olarak hala kamuoyu önünde “Tayyipçi-Fethullahçı geyik tartışmalarını” sıcak tutup, toplumun ilgi alanını temel konular üzerinden saptırırken, ülke genel bir çöküşü yaşamaya başlamıştır bile. 

Ülkenin bu çöküşünde, iktidar partisi AKP ve iktidar ortağı küçük kardeş MHP’den çok daha fazla sorumlu olan parti CHP’dir. Aslında, bütün kapitalist sistemler içindeki “sosyal-demokrasi” sahteciliğinin Türk Tipi örneği olan CHP de, kendi ülkesinde tarihsel misyonunu bu ülkenin standartları içerisinden hareketle yerine getirmiş bir partidir. Bu yanıyla CHP’yi dünyanın herhangi bir ülkesindeki sosyal-demokrat bir parti ile kıyaslayarak misyon tanımlamak doğru değildir. 

CHP, öncelikle ulusu olmayan bir ülkede bir ulus devlet kurup, ulus yaratmaya çalışan faşizan bir siyasal/ideolojik öncüdür. “Ulus devlet” ve “ulus” kavram ve olguları günümüze kadar bütün iktidarlar döneminde CHP’nin yaptığı tanımla tanımlanmıştır. 

İkincisi CHP, sermayesi olmayan bir ülkeye kapitalizmi getirmek için kapitalist üretmeye yönelmiş bir partidir. Dolayısıyla kapitalist herhangi bir ülkedeki tipik sistem partilerinden çok daha fazlasıyla sistemle bütünleşmiştir. Bu nedenle işçi ve emekçilerin özgürlükçü, çoğulcu devrimci istemleri CHP’nin lanetler listesinde yer alır. 

Üçüncüsü, “ulus-devlet” modelinin babası olarak “ne mutlu Türküm”cü CHP’nin programında “Türk olmayan” halklar, Sistem Düşmanları Listesi”nin ilk sıralarını oluşturur. CHP’nin programlarında sömürgecilik, klasik sömürgecilik tanımlarından çok daha güçlü köleleştirme yöntemlerine sahiptir. Bu nedenle CHP, AKP faşizminin sivil Kürt halkına yönelik kanlı katliamlarının yanında başta insanlık onuru olmak üzere “her şeyi vererek” devlet olmuştur.

Ve dördüncüsü, CHP sözü edilen ulusçu toplum ve devlet, kapitalist sistem ve sömürgeci yapılanmayı oluştururken bir yandan “diğer halklar ve inanç grupları olan” Kürt ve Alevi katliamlarına; öte yandan tekçi diktatöryal sistemi yaratabilmek için (İzmir Suikastı gibi hileli suçlamalar ve İstiklal Mahkemeleri gibi araçlarla) iktidar ortaklarına yönelik kıyımlar başlatan partidir. CHP’nin AKP ile gerçek bir ruh ikizliği vardır. CHP’nin bu denli AKP yandaşı olması esas olarak Kürt sorunundaki “bu sorun devlete karşı tehdittir; bir iç güvenlik sorunudur ve bastırılarak çözümlenmelidir” geleneksel anlayışındaki ortaklıktan kaynaklanmaktadır. 

CHP bu tarihsel misyonunu ile yüzleşip bilinçli olarak kendini aşmadan, barış ve halkların kardeşliğine yönelik olumlu bir çabanın bu partiden gelmesini bekleyemeyiz. Biz kendi irademizle direne direne halkların iktidarına tırmanacağız!