Elbette kendini yönetmekle kentini yönetmek arasında kopmaz bağlar var. Kuşkusuz yönetim olgusu kentte ortaya çıkmadı, kentten önce de vardı. Kırsal toplumun hem göçebe topluluklarının ve hem de yerleşik köylülerinin yönetimleri söz konusuydu. Bu yönetim politik ve ahlaki toplum gerçeğine dayanıyordu ve de demokratikti. Dolayısıyla toplumsal demokratik yönetim esas itibariyle kırsal toplumda yaşanmıştı. Kentte olan aslında bu yönetim gerçeğinin devlet tarafından ele geçirilmesidir. Yani toplum tarafından demokratik yönetimin kaybedilmesi, yönetim erkinin tümüyle devlet tarafından gasp edilmesidir.
Bu bakımdan kendini yönetmekle kentini yönetmek birbirine bağlıdır. Toplumun kentte kaybettiği, devlete kaptırdığı yönetimi yeniden ele geçirmesi anlamına gelmektedir. Bir toplumun kendini yönetebilmesi için kentini yönetir hale gelmesi zorunludur. Bu nedenle HDP ve BDP’nin yerel seçim sloganı oldukça doğru ve anlamlı olmuştur. Şimdi gerçekleştirilen kongreler ardından topluma verilmiş olan bu sözün gereğini yerine getirmek gerekmektedir.
Bu açıdan belli ki BDP kongresinin ana teması “Kendi kendini yönetmek” olacaktır. Büyük olasılıkla kongre bu temel slogan etrafında gerçekleşecektir. Kendi kendini yönetmek de iki temel yönde gerçekleşecektir. Birincisi kentini yönetmek, yani yerel yönetimleri demokratik öz yönetim temelinde işlevli hale getirmek olacaktır. Bu anlamda demokratik ve toplumcu belediyecilik anlayışı ve sistemi tüm boyutlarıyla irdelenecektir. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerisiyle uygulamaya konan eş başkanlık temelinde demokratik belediyeciliğin bütün boyutları açığa çıkarılacaktır.
İkincisi ise kentlisi ve kırlısı ile tüm Kürt toplumunun ve Kürdistan’daki toplulukların kendi demokratik öz yönetimlerini inşa etmeleri olacaktır. Böyle bir demokratik öz yönetim inşasının sorunları irdelenecek ve uygulanabilir projeler ortaya çıkarılacaktır. BDP kongresi, Kürt toplumunun ve diğer toplulukların kendi kendilerini yönetmelerinin nasıl gerçekleşeceğine dair somut ve uygulanabilir cevaplar oluşturacaktır.
Bilindiği gibi, bir yönetim erkinin karar ve uygulama olmak üzere iki boyutu vardır. Elbette bu durum toplumun kendi kendini yönetimi için de geçerlidir. Hem kentin yönetimi ve hem de bir toplumun kendi kendini yönetimi açısından bu iki boyut önem taşımaktadır. Özellikle karar boyutu önde gelmekte ve uygulama, yani icra sürecini yönlendirmektedir. Fakat icra boyutu da önemlidir, karar düzeyi aynı zamanda icranın gerçekleşmesi anlamına gelmemektedir. İcranın da kendine göre özellikleri ve dili söz konusudur. Bunlar gerçekleşmezse en doğru ve güzel kararlar bile kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.
Kent yönetiminin karar boyutu kent meclisleridir. Kent meclislerinin oluşumu ve işlevselliği açısından son derece yaratıcı olmaya ihtiyaç vardır. 30 Mart yerel seçimlerinde “ İl Genel Meclisleri” ve “Belediye Meclisleri” seçilmiştir. Dolayısıyla daha şimdiden seçimle belirlenmiş bazı kurumlar söz konusudur. Her ne kadar devlet tarafından düzenlenen seçim demokratik olmasa da ve yine seçilen kurumlar yeterlilik arz etmese de yine de önemlidirler. Bazı düzenlemeler ve takviyelerle birlikte amaç doğrultusunda belli bir rol oynayabilirler. Şimdi önemli olan seçilmiş il genel meclislerine ve belediye meclislerine nasıl rol oynatılacağıdır. Bunların demokratik öz yönetimin etkili parçaları haline nasıl getirileceğidir. Devletin hizmetinden çıkarılarak toplumun hizmetine nasıl koşulacağıdır. BDP kongresinin işte bunlara doğru ve gereken cevabı verebilmesi gerekir. Kongrenin bir kendi kendini yönetme kongresi olabilmesi buna bağlıdır. Bu açıdan yaratıcı yaklaşımla çözüm üretebilmek gerekli ve önemlidir.
Kuşkusuz mevcut seçilmiş organları bir kenara itmek doğru olmayacağı gibi, sadece onları esas almak ve onlarla yetinmek de doğru olmayacaktır. O halde öncelikle mevcut kurumların demokratik öz yönetim anlayışı temelinde yeniden tanımlanması gerekir. Bununla birlikte de demokratik kent yönetimi temelinde yeniden örgütlendirilmesi ve bazı takviyelerle yeterli kılınması gerekir. Bu temelde demokratik öz yönetim rolü oynayacak bir kent meclisine ulaşılması elzemdir.
Demokratik öz yönetim temelinde toplumun kendi kendini yönetmesi demek sadece kent meclisleri oluşturmak demek değildir. Kentte ve kırda her düzeyde halk meclisleri örgütlemek ve işlevsel hale getirmek demektir. 11 Temmuz’da yapılacak BDP kongresinin çözeceği en temel sorun işte bu olmaktadır. Toplumun öz iradesini ve karar gücünü açığa çıkaran meclisler olmadan ve bu meclisler rollerini doğru ve yeterli bir biçimde oynamadan demokratik öz yönetim ve kendi kendini yönetme gerçekleşmez.
O halde BDP kongresi Demokratik Toplum Kongresi-DTK’nin yeniden örgütlendirilmesi ve işlevsel kılınması sorunu ile yakından ilgilenmek ve çözüm üretmek zorundadır. Kürdistan demokratik toplumunun öz iradesi ve karar organı olarak DTK’nin örgütlendirilmesi, genel kurulunun yeniden toplanıp komisyon çalışmalarını yürütür hale getirilmesi hayati önemdedir. Toplum yaşamının bütün boyutlarına ilişkin çalışma yürütüp proje üreten bir komisyon çalışması olmadan demokratik öz yönetimin inşa edilmesi mümkün değildir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan her fırsatta bu gerçeğe vurgu yapmakta ve herkesi bu temelde demokratik inşa görevlerine sahip çıkmaya çağırmaktadır.
Demek ki DTK’nin Kürdistan toplumunun karar organı olarak örgütlendirilmesi ve işlevsel kılınması gerekmektedir. Tam bir demokratik halk meclisi olarak işlev görmek durumundadır. Tabi çok gerekli olmakla birlikte bu da yetmez. Her bölgede, her kentte, her kasabada, hatta her köyde ve mahallede benzer meclis örgütlülüğünü geliştirmek ve her düzeyde demokratik halk meclislerine dayanan bir yönetim inşa etmek gereklidir. Ancak böyle olursa demokratik öz yönetim gerçekleşir.
30 Mart yerel seçim meydanlarında BDP yöneticileri halka “ Seçim sonrasında demokratik özerkliği inşa edeceğiz” sözünü vermiştir. Şimdi 11 Temmuz’daki kongre ile böyle bir demokratik inşa sürecini herhalde başlatacaktır. Demokratik özerklik inşasının birinci boyutu da DTK’den başlamak üzere her düzeyde geliştirilecek halk meclisleri olacaktır. BDP kongresi böyle bir demokratik inşanın önünü açacaktır.
Kuşkusuz halkın öz iradesini ve karar gücünü ifade eden halk meclisleri önemli ve gereklidir, fakat yeterli değildir. Bir de bu karar gücünü hayata geçirecek yürütme ağına ve çalışma seferberliğine ihtiyaç vardır. Her alanda fedaice çalışan inşa birlikleri, yani emek müfrezeleri olmadan kendi kendini yönetme gerçekleşmez. En önemlisi de böyle bir çalışmayı planlayabilmek, toplumu örgütleyip bu planları devrimci seferberlik ruhuyla hayata geçirmektir.
Kendi kendini yönetmek
‘Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz!” HDP ve BDP’nin 30 Mart 2014 yerel seçimindeki temel sloganı buydu. Bu slogan “Şehir Senin” spotuyla birlikte veriliyordu. 30 Mart yerel seçimlerinin üzerinden üç aydan fazla zaman geçti. Bu süreçte HDP büyük kongresini düzenleyerek kendisini yeniden yapılandırdı. Bu hafta sonu ayın 11’inde de BDP olağanüstü kongresini yapacak. Söz konusu sloganın gereklerini yerine getirmek üzere kendisini yeniden yapılandıracak. Daha şimdiden BDP kongresine ve seçilecek yönetime başarı dileklerimizi iletelim.