Dün şu açıklamayı bir gazetede okudum
“Şimdi bunlara tek tip elbiseyi getiriyoruz. Fakat bu tek tip elbise renk olarak badem var ya badem, badem içinin koyusu bir renk olacak. İki tip olacak. Bir tulum olacak, bir de ceket pantolon olacak. Bunların bir kısmı diyelim ki darbeciler tulum giyecek, diğerleri de yani teröristler ceket pantolon giyecek. Artık bundan sonra istedikleri gibi giyinip gelme yok. Bunlar bu şekilde tüm dünyaya tanıtılacak.”
Emin olun “kim bu açıklamayı yapan” diye kendi kendime sormadım bile. Olsa olsa Ceza ve Tevkif Evlerinin kıytırık bir memuru “heyecana” gelip konuşmuş diye düşündüm.
Bir de ne göreyim, konuşan zırtapoz bir başgardiyan filan değilmiş. Türk devletinin başına geçmiş bir şahıs imiş. Yani Tayyip Erdoğan.
Pes yani.
Türk devletini yöneten adam, tutukluları “aşağılamak” için onlara “badem içi renginde tulum” ve aynı renkte “ceket pantalon” giydirmekten söz ediyor.
Örnek aldığı ülke de ABD. Küba’nın Guantanamo askeri üssünde tutuklu El Kaide elemanlarına giydirilen “truncu renkli tulumlardan” ilham aldığını da saklamıyor.
Konuşmasında darbecilerden söz ederken, “onlara acımayacağız” da diyor.
“Acımak” ne demektir?
Hukuk devletinde “acımak ya da acımamak” olmaz.
Ne olur?
Adalet olur.
Suç varsa ceza da olacaktır.
Ama “ceza vermek” ceza alana “acımamazlık” değildir. Adaletin gereğini yerine getirmektir.
Bir devletin başındaki adam, tutuklulara “acımama” hakkına sahip olamaz. Onlardan “intikam” almak için, onlara giydireceği “tulumun” rengini, kendisini dinleyenlerin önünde ballandıra ballandıra anlatamaz.
“Acımayacağım, badem renkli tulum giydireceğim” diyen adam, “adaleti” yok ediyor, “vicdanı” kirletiyor ve ülkede büyük bir “düşmanlığın” ateşini körüklüyor.
Kendi tabanını ne kadar kışkırtırsa kışkırtsın, kendisine muhalif olanların saflarında her geçen gün “intikamcı” duyguları büyütüyor.
Bugüne kadar hiç bir iktidar ve iktidarın başı, bu adamın yarattığı kadar büyük bir öfke yaratmadı, Evren’den bile insanlar, bundan ettikleri kadar nefret etmedi.
“İdam” diyor. Sözde “mağdurlar” ellerindeki “”idam iplerini” tutuklu “darbecilerin” üstlerine fırlatıyor. Bunları linç etmek için duvarlara tırmanıyor. Avukatları duruşma salonunda dövüyor. İfade verenlere “sinkaflı” küfür sağanağı altında “yuh” çekiliyor.
Adaletin olmadığı yerde vicdan da susar.
Susar ama, gün gelir, bugünün muktedirine de “hukuk” gerekli olur, “adaletsizlik ve vicdansızlık” onu da “badem içi renginde tulumlara” mahkum ediverir.
Öyle de olacaktır.
Göreceksiniz.
Ayağı sürçtüğü anda, merhametsizliğin hüküm sürdüğü bu ülkede, Erdoğan’a ve etrafına da “acıyan” olmayacaktır.
Kime ne yaptıysa ve yaptırdıysa, aynısı ona da yapılacaktır.
Faşizm en büyük tahribatı, faşizme karşı olan kitleleri de kendine benzeterek yapar.
“İntikam” duygusu “adalet” tanımaz, “vicdan” tanımaz, “merhamet” bilmez.
“Kısasa kısas” isteyen kitleler acımasızdır.
Erdoğan “idam”ı hukuk sistemine tekrar monte ederken, gelecekte kendi “kaderini” de belirliyor. “Acımayacağım” diyerek, kendisine “acımayacak” milyonları yaratıyor. “Adalet ve vicdanı” yok ederek, kendisine karşı da “adaletsizliğin ve vicdansızlığın” zehirli tohumlarını ekiyor. Bugün “rakiplerine badem içi renginde tulum” giydireceğim derken, onun bedenine uygun “tulumun” ilk provaları yapılıyor.
Kendisine bir tavsiyede bulunacağım:
“Yoğurtçu Parkı’na büyük bir dikkatle göz at. Orada gördüğün pankartta ‘adalet ve vicdan’ yazıyor. HDP’liler yani toplumun yüzde onbeşi, hala ‘adalet ve vicdan”dan söz ediyor. ‘Adalet ve Vicdan” diyen bu insanların kıymetini bil. Onlara pek yakında ‘ihtiyacın’ olacak..
Bir de şu uyarıda bulunacağım:
“Darbecileri bilmem ama, senin ‘terörist’ dediğin insanları ‘tek tip elbiseye’ zorlamanın sonuçları hiç de iyi olmayacak... Yoğurtçu Parkı’ndaki insanlara baktıktan sonra, hemen tarih kitabını aç ve devrimcilerin ‘tek tip elbiseleri’ nasıl paramparça ettiklerini oku...
Kendi sırtına giyeceğin badem içi renginde tulumun terzisi ve kendine ait idam sehpasının marangozu oluyorsun...