
Yaşam hikayesini Ertekin’in kendi ağzından duymak istiyoruz: „1957 yılında Kerboran’ın Deywan (Sümerli) köyünde beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gözlerimi açtım. Köyde çiftçiliğin yanı sıra genç yaşımda metropollerde işçilik ve pamuk tarlalarında çalışarak geçimimizi sağlıyorduk. Askerliğe gitmemek için bir sene kendimi gizledikten sonra mecburi askere gittim. Askerler Kürdistan’da devletin görünen zulmüydü. Atalarımız nasıl ki onlardan çektiyse biz de onlardan çok çektik.“
‘Apoculuk bizim için bir ruhtu’
Kendi halinde çiftçilikle uğraşan Ramazan Ertekin’in yaşamı 1977-78 yıllarında Kürdistan devrimcileriyle kesişince yepyeni bir mecraya akmaya başlar. Bundan sonra halkının sorunlarıyla da ilgilenmeye başlar.
Aynı yıllarda Mazlum Doğan’la tanıştığını belirten Ertekin, „Çok mütevazi bir kişiliği vardı Mazlum Doğan’ın. Kendi köyümüzde ve ailemizden başlayarak devrime hizmet edebileceğimizi söyledi. Bu tavsiyeler üzerine köyümüzdeki gençlerle bir araya gelerek köyde dernek kurduk. Burada Hoca denilen bir arkadaş bize eğitim verdi. Ayrıca Vasfi Kılıç gelip bize Kürdistan tarihi üzerine eğitim veriyordu. Bu sırada yaşlı insanların tepkilerine, küçümsemelerine maruz kalıyorduk. Birçok genci mücadeleden uzaklaştırmak için ya evlendiriyorlar, ya da metropollere gönderiyorlardı“ dedi.
„O zamanın devrimciliği insana güç veriyordu, düğüne gider gibi eyleme gidiyorduk“ diyen Ertekin’in gözleri buğulanıyor, sanki o günleri yeniden yaşar gibi tane tane konuşuyor, ”Apoculuk bizim için bir ruhtu. Hiç bir şeyden korkmazdık. Korkunun üstüne üstüne giderdik. Görev ve sorumluluk almak için can atıyorduk“ diye ifade ediyor.
‘Gavur köy’
Tamda böylesi sıcak gelişmelerin yaşandığı bir zamanda 12 Eylül askeri darbesi bir karabasan gibi bölge insanın üzerine çöküyor. Ramazan Ertekin anlatmaya devam ediyor, „Bizim köy olan Deywan devlet tarafından ‘Gavur köy’ olarak nitelendiriliyordu. Darbenin hemen akabinde ilk baskın yaptıkları köydü. Bütün köylüleri toplayarak çırılçıplak aramadan geçirerek, bize silahları kendilerine teslim etmemizi istediler. Devletin bunca zulmüne rağmen köyde tek bir silah teslim edilmedi. Askeri darbe ile büyük bir sessizlik vardı. Birçok kadro arkadaş ortadan yok olmuştu. Bende ailemin geçimini sağlamak için darbeden sonra Lübnan’a giderek inşaatlarda çalışmaya başladım. Burada daha önce tanıdığım Beşir, Vasfi ve Hoca adlı arkadaşlarla tekrar bir araya gelince dünyalar benim oldu. Birçok kadro ve militan bu esnada İsrail’e karşı Filistin saflarında savaşıyorlardı. Çalıştığımız inşaata baskın düzenleyen İsrail komandoları bizim de PKK’li diye karakola götürdüler. Burada ısrarla Kürt olduğumuzu ama PKK ile bir alakamızın olmadığını söyleyince bir aylık tutukluluktan sonra bizi bıraktılar. Sonra ülkeye dönmek zorunda kaldım.“
Ardından köyüne geldikten sonrada katı ve geri feodal yapılanmanın cenderesi içinde boğuşan Ramazan Ertekin, kendisini köy kavgalarının içinde bulur, ”Bu kavgalara bir anlam veremiyordum. Aşiret olarak bu insanlık suçlarına alet olmayalım diyerek 50-60 aile Midyat merkezine taşındık. Burada esnaflık yaparken Eruh ve Şemdinli baskınları olmuştu. Bu baskınlarda elde edilen başarı ve umut bizim içinde büyük bir moral kaynağı oldu. Gizliden gizliye buradada örgütlendik. Propaganda çalışmalarının yanı sıra arkadaşların birçok ihtiyacını karşılıyorduk“ diye heyecanla anlatıyor.
1991 yılında gözaltına alınan Ertekin, 27 günlük bir işkence sürecinden sonra serbest bırakılır…
Zindanda geçen hayat
Bölgedeki her eylemin ardından göz altına alınıp işkence tezgahlarından geçirilen Ertekin, 1991-92 serhildanında hep önlerde yer alır. 1992’de yapılan bir gösteride özel timler halkı tarayınca partinin milislerinden Mehmet Nuri Cebe yanında şehit düşerken, kendisi de ağır yaralanır ve sonrasını şöyle anlatıyor: „Ağır yaralı halimle beni sabaha kadar karın çamurun içinde beklettikten sonra Midyat Cezaevi’ne koydular. Burada da baskıları protesto etmek için açlık grevine başlayınca bizi 5 No’lu Amed zindanına sürgün ettiler. Burası benim için yeni bir deneyim ve zenginlik oldu. Cezaevindeyken ziyaretime gelen amca oğlum Mahmut Ertekin ve soyadını hatırlamadığım Şeyhmus adlı bir yurtsever Siverek yakınlarında yolları kontrgerilla tarafından kesilerek katledildiler. Bu yetmiyormuş gibi cezaevi sorumlusu Abdülhakim Güven kendisini devlete satarak itirafçı oldu. Güven’in itirafçı olması baskı ve zulmü arttırdı.“
Amcasının oğlunun şehadeti, Güven’in itirafçı olması ruhunda derin yaralar açtığını belirten Ertekin, „Kendimi yakmak istedim, arkadaşlar engel oldu. Gardiyanlar beni hücreye attılar. Burada bir süre kaldıktan sonra da beni Elazığ’daki cezaevine nakil ettiler. Burada 3 aylık bir hücre cezasına çarptırıldım. Hücre cezamı çekerken tahliye haberim geldi.”
97’den bu yana mülteci hayat
Tahliye olduktan sonra Midyat’a gelen Ramazan Ertekin, buradaki mal varlığının Midyat’taki ağalar tarafından el konulduğuna tanık olur. Dükkanı ise devlet güçleri tarafından yakılmıştır. Burada yaşama imkanı bırakılmadığını görünce önce çocuklarını Almanya’ya yollar. Arkasından da 1997’de kendisi gelir. „Almanya’ya gelir gelmez Kürtlerin derneklerinin olup olmadığını sordum. İlk günkü Apocu ruh coşkusuyla tekrar görevime sarıldım. Hiç bir zaman bu mücadeleden ayrı görmedim kendimi. Ne yaparsam yapayım kendimi Önderliğe, şehitlere ve halkıma karşı borçlu hissediyorum” diye sözlerini noktalıyor Haci Heval.
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG