
'Sefalet içerisinde yaşadık'
Köylerinden ayrılmak istemediklerini fakat zorla metropollere göçertildiklerini söyleyen Gür, doğup büyüdükleri toprakları terk etmenin hiç de kolay olmadığını ve bu yüzden gittikleri hiçbir yerde rahat edemediklerini ifade etti. Gür, "Zorla topraklarımızdan çıkarıldığımızda elimizde hiçbir şey kalmadı. Biz 4 erkek kardeştik. Her birimizin 200'ü aşkın koyunu vardı. Köylerimiz yakıldı ve elimizdeki bütün gelir kaynağımız olan hayvanlarımız elimizden alındı. Kürtlükten bahsettiğimizde akla gelmeyecek işkencelere maruz kalıyorduk. Köyden çıkarılınca şehirlere gittik. Fakat şehirde de imkanlarımız yoktu. Sefalet içerisinde yaşadık" diye belirtti.
'Doğası bizim için en büyük servettir'
Köylerine dönmek istediklerini fakat dönüş için hiçbir imkan tanınmadığından, sadece bahar aylarında köyde kurdukları çadırda belli bir süre kaldıktan sonra tekrar şehirlere dönmek zorunda kaldıklarını belirten Gür, "Biz tekrar tamamen köylerimize dönmek istiyoruz. Bize köylerimize dönmek için hiçbir imkan vermiyorlar. Köylerimize dönmek için koşulların sağlanmasını istiyoruz. Köylerimizi bu hale sokan devletin, köyümüze dönmemiz için bize imkan sunması gerekiyor" dedi. Köyde yapacakları hayvancılık ve tarım ile geçimlerini sağlayabileceklerini dile getiren Gür, köye geri dönme isteklerini ise şu sözler ile ifade etti: "Aile ile köye geldiğimizde huzurumuz yerine geliyor. Şehirde adeta boğuluyoruz. Sürekli aileden birileri hastalanıyor. Ama köyde hiçkimse kolay kolay hastalanmıyor. Yine burası atalarımızdan bize kalan yer. Biz de burada doğduk, büyüdük. En büyük isteğimiz kalıcı olarak topraklarımıza geri dönmektir. Burada kendi ilacımızı doğal bitkilerden üretiyoruz. Burada içtiğimiz su, soluduğumuz hava tertemiz. Doğası, kokusu, rengi, güzelliği ve yaşantısı bizim için en büyük servettir."
'Köyümüzü komple yaktılar'
1993-1994 yıllarında askerlerin sürekli köylerine baskın yaptığını söyleyen Fethi Gür ise "Gücümüz olmadığından dolayı kendimizi koruyacak durumda değildik. Bize kalmamız için koruculuk teklif ettiler. Biz de koruculuğu kabul etmedik. Bu yüzden köyümüzü komple yaktılar. Köydeki camiyi ateşe verdiler. Cami içerisinde bulunan Kuran'ı bile yaktılar. Hayvanlarımızı öldürerek elimizde ne varsa aldılar, ateşe verdiler" dedi. Yaklaşık 15 yıl sonra kendi imkanları ile köylerine geri döndüklerini aktaran Gür, devletin kendilerine insan gözüyle bakmadığını belirtti. Köyün harabe halini dilekçeler ile de bildirdiklerini ifade eden Gür, "Bizim bu harabeye dönmüş köylerimizi kendi imkanlarımız ile yeniden inşa etme, yaşamaya elverişli hale getirmeye gücümüz yetmiyor. Şehirlerde iş bulamıyoruz. Hiçbir gelirimiz yok, geçimimizi sağlayamıyoruz" diye konuştu.
'Hasret ve özlemimimizi gideriyoruz'
Göç ettirilmeden önce köylerinde çok mutlu ve huzurlu olduklarını anlatan Gür, özlemini şu sözlerle ifade etti: "Büyüklerimiz burada yaşadı. Köye her geldiğimizde beraber geçirdiğimiz zamanlar aklımıza geliyor. Onların mezarlarını gördüğümüz zaman anılarımız tazeleniyor adeta. Köyde geçirdiğimiz vakitler bize büyük bir varlık ve güç veriyor. Burada zor şartlarda yaşam mücadelesi vermemize rağmen huzur ile doluyuz. Kendimizi özgür hissediyoruz. Köyde 4-5 ay kalıyoruz. Bu sürede hasretimizi ve özlemimizi gideriyor, onun için geliyoruz."
'Herkesin toprağı kendisine güzeldir'
Devletin köyde ev, cami ve okul ayırt etmeksizin yakıp yıktığını dile getiren Caziye Gür, metropollere göç ettirildiklerini ve yarı aç, yarı tok bugüne kadar geldiklerini söyledi. Tek isteklerinin boşaltılan köylerine geri dönmek olduğunu aktaran Gür, "Köyümüzü tekrar yaşanır hale getirmek istiyoruz. Artık çektiğimiz eziyet yeter. Herkesin toprağı kendisine güzeldir. Bizim de topraklarımız burada. Tek tesellimiz burada geçirdiğimiz birkaç aylık zaman. Bütün yorgunluğumuzu, bütün çektiğimiz cefayı, burada kaldığımız güzel günler ile avutuyoruz" dedi.
DİHA/WAN