AKP’nin bütün saptırma çabalarına rağmen, Roboski katliamının son derece bilinçli ve planlı bir saldırı olduğu netçe ortaya çıktı. Gerçekler insan hakları örgütleri tarafından ve tanıkların anlatımıyla açıkça belgelenmiş oldu.
Şimdi herkes şunları biliyor: Sınır ticaretine (kaçakçılık) giden köylülerden devletin ve devlet adına oradaki askeri birliklerin haberi vardı. Köylüler dönerken de bu askerler gördüler ve bir yerde toplanmalarını sağladılar. Parçalayıcı bombalar, yakıcı ve boğucu gazlar taşıyan uçaklar işte bu topluluğu bombaladılar. Bombaları gökten kurşun gibi yağdıran pilotlar, kimi bombaladıklarını biliyorlardı. Yani bir kaçakçı topluluğunu bombaladıklarına dair haber ve bilgileri vardı.
Her ne kadar Başbakan Tayyip Erdoğan “Devlet vatandaşını bombalamaz” dese de, bu açıklamanın bir ciddiyeti yoktur. Çünkü aynı Tayyip Erdoğan, Suriye devleti için farklı şeyler söylemektedir. Beşar Esat yönetiminin kendi vatandaşlarını öldürdüğünü ve bombaladığını ifade etmektedir. Kaldıki Tayyip Erdoğan’ın uçaklarının da Kandil’de, Sideka’da sivil Kürtleri (kendi vatandaşı olmasa da) bombaladığı bilgisi geçen güz basın organlarında sıkça yer almıştır.
O halde ortaya çıkan ve aydınlatılması gereken soru şu: Bu bilinçli ve planlı katliamı kimler kararlaştırdı ve planladı? Bu konuda da devlet içinde yürütülen katliam soruşturması epeyce aydınlatıcı oluyor. Dikkat edilirse katliamın netleştirilmesi hususu Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Müsteşarlığı arasında tartışılıyor. Bu kurumların toplamı da şu adresi gösteriyor: Milli Güvenlik Kurulu!
Bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu’nun ısrar ettiği “İstihbaratı kim verdi?” pek fazla bir önem arzetmiyor. Bu soru sadece bu işi yapanların bir iç meselesi olarak kalıyor. Bizim içinse, ortada bir “yanlış istihbarat” verilmiş olma olasılığı sadece bir yorum geliştirme değeri taşıyor.
Böylece olay netleşmiş oluyor: MGK karar aldı. Genelkurmay Başkanlığı planladı. Başbakanlık emir verdi. Karadaki askerler toplanmayı sağladı. Savaş uçakları da sözkonusu bombardımanı yaparak, altından kalkılması zor bu vahşet tablosunu ortaya çıkardı.
İşte olayın esası budur. Dolayısıyla hiç kimse sağa sola çekiştirmeye çalışmamalıdır. Kaldıki son “Tazminat ödeme” yaklaşımıyla AKP de bu gerçeği kabul etmiş olmaktadır.
Burada elbette “AKP’nin böyle bir katliamı niçin yaptığı” sorusu gündeme gelmektedir. Öyle ya, AKP bunu durup dururken yapmamıştır. Roboski katliamının benzer bir öncesi vardır. Bu katliama adım adım, aşama aşama gelinmiştir. Dahası Kürt katliamlarının süreceği konusunda hükümet yetkilileri somut açıklamalar yapmaktadır.
Demekki Roboski katliamı bir tesadüf değildir. AKP hükümetinin yürüttüğü Kürt politikasının bir sonucu ve bir parçasıdır. Bu politikada “Teröre karşı mücadele” adı altında Kürt direnişini tasfiye etmeyi amaçlayan bir “Topyekûn savaş ve imha konsepti” olarak ifade edilmektedir.
Şimdi böyle bir politikaya bağlanınca Roboski katliamını anlamak daha kolay olmaktadır. Çünkü topyekûn savaş konseptinin bir boyutu örgütlü güçleri dağıtmak olurken, diğer boyutu da halkı sindirmek, pasifize etmek olmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, Roboski katliamında bu iki boyut da yer almıştır.
Roboski katliamının önemli bir boyutunun Kürt halkına gözdağı vermek, Kürtleri korkutmak, özgürlük mücadelesine destek vermekten uzaklaştırmak, kısaca pasifize etmek ve sindirmek olduğu tartışmasızdır. Bu da AKP hükümeti tarafından Kürtlere karşı günlük politika biçiminde yapılan uygulamanın temel amacıdır.
Diğer boyut ise, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorusunda, MİT Müsteşarlığının devreye girişinde saklı olan kısımdır. Yani şu ünlü istihbarat meselesi! Bu konuda Kılıçdaroğlu’nun sorduğu gibi “AKP’yi yanıltıp suçlu konuma sokmak isteyen” bazıları var mıdır, biz bilemiyoruz. Bilmediğimiz konuda da spekülasyon yapmamız doğru olmaz.
Fakat Tayyip Erdoğan’ın olaya ilişkin yaptığı ilk açıklamada “Bize bu istihbarat on gün önce gelmişti” dediğini biliyoruz. İşin içine MİT’in girişi de buna eklenince, ortaya bir yorum daha çıkıyor. Bazı çevrelerin belirttiğine göre, bu kervan grubu içinde PKK Komutanlarından Bahoz Erdal’ın olduğu istihbaratı alındığı için kaçakçı kervanı vuruluyor!
Tabi bu bilginin ne kadar doğru olduğu bilinmez. Doğru olsa bile, bu durum “Özürü kabahatinden büyük” olmaktan öteye gidemez. “Teröre karşı mücadele”, hiç kimseye bu düzeyde davranma yetkisi vermez.
Bizim bildiğimiz diğer gerçek, katliamın “Tanık bırakmamak” üzere yapıldığıdır. Katliamdan kurtulanların ifadesi bunu açıkça doğrulamaktadır. Bu da katliamının bile bile yapıldığını gösteren önemli bir kanıt olmaktadır.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, AKP faşizmi ve onun Kürt düşmanı politikaları Roboski katliamı ile suçüstü yakalanmıştır. Olay aydınlandıkça AKP’yi saran telaş bu nedenledir.
Böyle göz göre göre yapılan katliamın altından nasıl kalkılacaktır? Ateşi artan AKP’liler buna iki yoldan çare bulmaya çalışmaktadır. Birisi klasik AKP taktiği ve tarzı olan yavuz hırsız misali muhalefeti suçlamak! Başbakan Tayyip Erdoğan, akıl almaz bir ustalıkla bu olay nedeniyle de BDP ve CHP’yi suçlama maharetini göstermiştir. Bravo doğrusu! Başka ne denir.
Diğeri ise, her şeyi ticaret olarak yapan ve gittikçe paraya tapar hale gelen AKP’nin herkesi kendisi gibi sanmasıdır. Bu nedenle, otuzbeş tane fidan gibi evladını kaybeden ailelere hemen tazminat önermiştir. Çok rahatlıkla “para verip kurtulmayı” öngörmüştür. Böylelikle insan anlayışını ve insana verdiği değeri ortaya koymuştur.
Bunun Roboski köylülerine ve Kürt halkına yönelik bir hakaret, bir aşağılama olduğu tartışmasızdır. AKP hükümeti Kürt insanının değerini işte bu kadar görmektedir. Kısaca bu mantıktan şu çıkıyor: Bastırdınmı yirmi iki bini istediğin kadar Kürt öldürebilirsin!
Kuşkusuz bu durum Kürtlere yönelik bir hakaret, hem de çok büyük bir hakaret! Fakat aynı zamanda AKP gerçeğini de çok net olarak gösteren koskocaman bir ayna. Demekki AKP’nin insan ölçüsü bu. İnsana verdiği değer bu. Keşke AKP “Biz yapmadık” diye ısrar etseydi de, bu duruma düşmeseydi! Burada insanlığı ayaklar altına almış oldu.
Peki Roboski köylüleri AKP’nin bu oyununa gelecek mi? Hiç sanmıyoruz. Eğer onlar gerçek Kürt ve gerçek Guyî iseler böyle iğrenç pazarlıklara asla girmezler. AKP’nin elini ittikleri gibi, parasını da ellerinin tersiyle iterler. Evlatlarının asla parayla ölçülemeyeceğini ortaya koyarlar. Nitekim ölen bir gencin annesinin dediği gibi, “Benim evladım dünyalarla ölçülemez” derler. AKP’nin pis pazarlığına tenezzül etmek yerine, çocuklarının Kürt olduğu için vurulduğunu bilir, onları “Şehit” olarak görür ve bu temelde bir daha böyle olayların yaşanmaması için özgürlük ve demokrasi mücadelesine destek verirler!..