Malum, havalar sıcak. Ortadoğu adeta yanıyor. Keneler işbaşında. Evet yanlış duymadınız keneler işbaşında. Zira yaşadığımız devir özetle bir keneler devri.
Kene: Görme duyusuna sahip olmayan, kan emen, ektoparazitlere (dış parazitler) deniyor. Sayısız çeşit kene olduğu bilinmekte. Bunlardan bir tanesi Kırım Kongo kenesidir. Ancak şu anda Türkiye’deki en tehlikeli kene, tek başına iktidar uğruna ülkeyi ateşe veren, gencecik insanların kanından beslenen; adına başkanlık denen tek parti-tek adam rejimi için ayaklar altına almadığı tek bir insani değer bırakmayan siyasi kenelerdir.
Şüphesiz ki tüm kene çeşitleri tehlikeli olmakla birlikte en tehlikeli kene türü siyasi olanıdır. Zira bu siyasi kene toplumun en az yüzde 50’sini hedefler, kanını, canını, malını emmekle kalmaz; ısırdığını zehirler, düşünme ve sorgulama yeteneğini elinden alır.
Siyasi kenelerin en önemli özelliklerinden bir tanesi de ırkçılığı bulaştırmasıdır. Toplumu milliyetçilik ve ırkçılık girdabına sürükler. Ve şüphesiz ki dini sömürmeyi de unutmaz. Toplumu uyutmak, peşinden sürüklemek ve helak edinceye kadar da sömürmek için inanç değerlerini hoyratça kullanır.
Örneğin siyasi keneler, günü gelir, Mavi Marmara Gemisine insanları doldurup Gazze’ye ablukayı kırmak için gönderir. Kendi amacına hizmet aracı olarak dini değerleri kullanır ve şova dönüştürür. Bir nevi insanları ölüme gönderir. İnsanlar öldürüldükten sonra da geride kalanları uyutmak için ”düşman” var edasıyla toplumun geri kalan kısmını aktive eder. Böylelikle dökülmesine vesile olduğu kan yetmez; geride kalanları da dilediği şekilde sömürür. Sonra günü gelir kanını emdiği bedenden ayrılır, dönüp der ki; ”bana mı sordunuz Mavi Marmara’yla yola çıkarken?” diye esip gürler.
Bildiğiniz kenelerle siyasi keneler arasında pek çok benzerlik olmakla birlikte siyasi kenenin en belirgin farkı sadece tek tek bireyin değil toplumun kanını emer. Dini motiflerle yerine getirir bunu. Öldürmekten pek çok haz alır; yaşatmayı değil ölümü ve öldürmeyi kutsar. İşi öyle bir raddeye getirirler ki ”vatan suyla değil kanla beslenirse vatan toprağıdır” derler! Lakin toprağı vatan yapmak için kanına girdikleri ve kanını döktürdükleri kendi evlatları olmaz; yandaşlarının ya da şakşakçılarının değil; yoksul emekçi halk çocuklarının kanını dökerler. En çok korktukları da bir gün ölümün kendilerini bulmasıdır. Herkese ”şehit mertebesine yükselin ki mutlu olasınız” derken kendileri büyük bir lüks ve safahat içerisinde, bu konforu kaybetme korkusuyla yaşarlar. Bunların en büyük korkusu, ısırıp beslendikleri ve kanlarıyla saraylar inşa ettiklerinin bir gün uyanması ve ”artık yeter!” demesidir.
Gelin görün ki keneler devri de tüm zorba dönemler gibi sonsuz değildir. ”Artık yeter” diyenlerin sayısı bugün, dünden daha fazladır. Siyasi keneler bunu gördükleri için Rusya politikasından çark ettiler. ”Ben yaşarken İsraille asla!” diyenler şimdi ”hayırlı anlaşmalar” imzalıyorlar. Suriye iç savaşına benzin dökenler Sünni dünyanın lideri olma çapına sahip olmadığını anladıklarında da Esad’la anlaşmanın yollarını arıyorlar.
Bütün bu çark etmeler nafile.
Cizre’de, Silopi’de, Sur’da, Gever’de; Kürt coğrafyasının her karışında alınan canlar, toplu gömülen bedenler, yıkımlar, hesapsız kalmayacak. Uyanış geliştikçe, o çok güvendikleri yüzde 50 de gercekleri görecektir. Ve siyasi keneler bir gün mutlaka insanlığa hesap vereceklerdir. Onun içindir ki bunlar en çok gerçekleri öldürürler. Bunun içindir ki onurlu ve özgür duran basın dışındaki medya devleri, kenelerin ellerinde oyuncağa dönüşmüş durumdadır. Ama korkunun ecele faydası yok! Gerçekler er ya da geç açığa çıkacak; her devir gibi keneler devri de sonsuz şatafatlarına rağmen kapanıp gidecektir...