Bağdat-Hewler arasında yıllardır gerilime neden olan konular halen çözüm bekliyor. Eski başbakan Nuri Maliki döneminde başlayan sorunlar, DAİŞ ile birlikte soğutulmaya bırakılsa da, bundan sonra daha fazla görmezlikten gelinemeyecek denli ciddi boyutlara varıyor. Eğer bu sorunlara taraflar arasında müzakere ve diyalog yoluyla çözüm bulunmaz ise, ileride çok daha gerilimli zamanlara tanık olmamız kaçınılmazdır. 

2013 yılında, Güney Kürdistan hükümeti Türkiye üzerinden petrol ihraç etmeye başlayınca Bağdat buna karşı çıkmış, dış ihracatın merkezi hükümet üzerinden gerçekleşmesi gerektiğini belirtmişti. Ancak Hewler daha sonra Türkiye ile yaptığı 50 yıllık petrol satış anlaşmasıyla Bağdat’ın bu çekincesini dikkate alamayacağını göstermişti. Bağdat ise Hewler’in bu hamlesine karşı bölgenin yıllık bütçesini kesmişti. 2014’te DAİŞ Musul’u işgal edince iki taraf arasındaki petrol sorunu bir süreliğine de olsa rafa kaldırılmıştı. 

Petrol sorunu geçici olarak gündemden düşerken, DAİŞ ile birlikte bölgede temel gündem güvenlik sorunu olarak baş göstermişti. Saldırılarla birlikte merkezi hükümet Kerkük ve Germiyan’ın bazı bölgelerinden askeri güçlerini çekince, boşalan yerlere peşmerge yerleştirilmişti. 

Fakat bugün, DAİŞ öncesi durumdan farklı olarak alanda bir de Şii milis gücü Heşd el Şebi bulunuyor. Bu güçler DAİŞ saldırılarıyla birlikte Şii lider Ayetullah Ali Sistani’nin fetvasıyla kurulan ve sayıları yüz bini aşkın bir güçtür. 

Heşd el Şebi Irak ordusuyla birlikte Irak’ın birçok yerinde DAİŞ’e karşı da savaştı. Ancak bu güçlerin varlığının gerilime neden olduğu yer daha çok Kerkük-Germiyan hattı. 

Kerkük-Germiyan hattı mevcut durumda statüsü tam olarak netleştirilmeyen, idari ve güveliğin iki merkez tarafından ortak yürütüldüğü bir yer. Bu ikili durumun yapılan anlaşma gereği 2007’de yapılacak referandumla netleştirilmesi ve tartışmalı yerlerin Bağdat’a ya da Hewler’e bağlanması gerekiyordu. Ancak bugüne kadar da referandum gerçekleşmedi. Dolayısıyla bu yerler sürekli sorun olmaya devam etti, ediyor. 

Fakat bugünkü sorunun kaynağı, DAİŞ sonrası kurulan Heşd el Şebi güçlerinin bu tartışmalı bölgelere önemli düzeyde güç konumlandırmış olması olarak gösteriliyor. Kürtler buna zaman zaman tepki gösterdi. Ancak Bağdat yönetimi DAİŞ’e karşı halkın savunması gereği bu güçleri konumlandırdıklarını, açıkladı. Ne var ki, bazı yerlerde çelişkiler karşılıklı açıklamalarla kalmayıp çatışmalara kadar vardı.  

2015’teki Xurmatu olayları bu çelişkiler sonucunda ortaya çıkmıştı. Xurmatu’da peşmerge ile Heşd el Şebi arasında başlayan gerginlik kısa sürede ilçe geneline yayılarak, Arap-Kürt ve Türkmen halklarının da karıştığı kitlesel çatışmalara dönüşmüştü. Bu çatışmalar sonunda onlarca kişi ölürken, yüzlerce kişi alandan göç etmiş ve şehir ortadan adeta ikiye bölünerek karşıt kutuplara ayrılmıştı. Kürtler, Araplar, Türkmenler sanki ayrı kentlerde yaşıyormuş gibi farklı mahallelerde toplanmaya, farklı okullarda okumaya ve farklı pazarlarda alışveriş yapmaya başlamışlardı. 

Daha sonra taraflar arasında yapılan görüşmelerde çatışmalar sonlandırıldı, ama bölünme ve çelişkiler bugüne kadar süregeldi. Son günlerde ise, Heşd el Şebi’nin Kerkük ve Germiyan alanındaki bazı yerlerde gücünü arttırdığı, hatta Kürt gençlerini dahi yüksek maaş karşılığında saflarına kattığı, bunun da giderek Kerkük-Germiyan hattının denetime alınması anlamına geldiği üzerinden yürütülen tartışma ve kontrolsüz propagandalar yeni bir gerilim ortamına zemin hazırlıyor. 

Kerkük üzerinde tartışmaların uzun bir maziye sahip olduğu zaten bilinen bir konu. Ancak taraflar sorunlara çözüm bulmak yerine karşılıklı suçlama ve de-facto durumlar yaratarak etkinlik kurmaya çalışırlarsa, önümüzdeki kısa süreçte sözünü ettiğimiz alanlarda çok tehlikeli durumların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir durumda savaşın dahilleri çok fazla olur. İran’ından, Türkiye’sine, ABD’sinden Suudi’sine kadar herkes bu savaşta yüzünü gösterecektir ki, bu da en fazla Kürt ve Arap halklarına zarar verecektir. Böyle bir tehlike kesinlikle vardır. 

Böyle bir sonuç üzerinden alanda sanki Kürt-Şii çelişkisi varmış gibi yansıtılacak ki, (propagandalar karşılıklı olarak böyle yapılıyor) böyle bir durum kesinlikle yoktur. Zira bu sorun, bir Şii-Kürt sorunu değil, yapılan anlaşmanın gereği olan referandumu bugüne kadar erteleyen Bağdat ile Hewler’in uzlaşmaz çelişkilerinin ve bu hat üzerinden gelecek hesapları yaparak sorunu çözümsüz bırakmaya neden olan Türk ve İran devletlerinin tutumlarının bir sonucudur.