- İbrahim Kaypakkaya, Kemalizmde anti emperyalist özellikler arayanların karşısında “Kemalizm faşizmdir” derken sadece devleti karşısına almadı. Ezilenleri sisteme bağlayan temel kolonları da söküp attı.
NUBAR OZANYAN
Mevsimleri olmayan bir tabiat düşünülemediği gibi, öncüsü olmayan özgürlük mücadelesi de, Kaypakkaya olmaksızın zindan ve onur direnişi de düşünülemez. 1970’li yılların başında bu toprakların bağrında en çatışmalı, riskli döneminde diğerlerinden oldukça farklı genç bir devrimci önder boy verdi. Çalışkan, oldukça dikkatli, titiz bir okuyucu ve araştırmacı olan bu genç önder, ülkenin temel sorunlarına karşı son derece duyarlıydı. Yaşanan çelişkilere çözüm ve yanıt bulmak için mücadele etti. Egemen öğretilerin, kalıp ve dogmaların karşısında korkusuzca durmaktan çekinmediği gibi putları yıkmaktan, her türden Türk aydın ve solcularının tepkisini üzerine çekmekten geri durmadı. Ona karşı duyulan Türk aydın kini ve kibiri, 53 yıldır son bulmadı.
Önderler, yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ortaya çıkarlar. Karanlıkta parlayan bir meşale olan İbrahim Kaypakkaya yoldaşın görünmez, bilinmez kılınması, yok sayılması için ellerinden gelen her türlü çabayı göstermekten çekinmeyen her renkten sosyal şoven Türk aydın ve solcularının bitmeyen ikiyüzlü saldırılarına karşın Türk muktedirlerin kalelerini ve onların ideolojik kolonlarını döven sosyalizmin ağır topu olmaya devam ediyor. Aradan 53 yıl gibi koca bir zaman geçti. Türk muktedirleri, cellatlar ve her türden sosyal şoven Türk aydın ve solcuları halen Kaypakkaya yoldaştan korkuyor. Adının bile anılmaması için her türlü çareye başvurup fotoğrafının taşınmasına, hakkında övücü söz söylenmesine, anılmasına, üzerine yazılı bir marş ya da ağıtlar söylenmesine izin vermiyorlar. Kaypakkaya gerçekliği, gözü dönmüş saldırılara, gözaltı ve tutuklama, sayısız dava açılma nedeni sayılmaya devam ediyor.
Kaypakkaya'dan neden korkuyorlar?
24 yaşında genç bir devrimci önderden bu denli korkmalarının nedeni nedir? Bu korkuyu yaratan yaşatan fikrin, iddianın, duruşun gücü nedir? 53 yıldır bitmeyen korkunun varoluş gerçekliği nedir? Adına siyasal iktidar denilen gücün yöneticileri, aydınları gerçeklerden ne kadar çok kopup uzaklaşırsa gerçeği dile getirenlerden o kadar nefret eder ve onlardan o kadar çok korkar. Kaypakkaya, onlar için oldukça korkulacak şeyler söyledi. Kimsenin kolay kolay düşünemediğini düşündü. Söylemekten çekindikleri hakikati herkesin gözü önünde, karanlığın ve korkunun en koyu dehlizlerinde, işkencehanelerde işkencecilerin huzurunda dile getirmekten, yüzlerine haykırmaktan bir an olsun çekinmedi. Yargılamak isteyenleri yargıladı. Onu suçlamak isteyenleri suçladı. Onu korkutmak isteyenler, baş eğmez direnişi ve boyun eğmez kararlılığı karşısında ürktü. Onu parça parça edip bir çuval içinde babasına teslim etmekten başka bir yol bulamadılar.
Kaypakkaya'nın istisnai rolü
Tarihte bazı öncüler, zorba yönetimlerin askeri-siyasal iktidar gücüne karşı savaştı ama bazıları bununla sınırlı kalmayıp onları var eden, yaşatan tüm düşünce kalıplarına ve ayakta tutan sistemin sütunları durumunda olan bir cümle aydın ve destekçilerine karşı da savaştı. İbrahim Kaypakkaya yoldaş, zamanın birçok öncüsünden oldukça farklı bir yerde durarak istisnai bir rol oynadı. Muktedirlerin o güne kadar kutsal saydıklarına dokunup yerle bir etti. Onların nefes borusunu tutup soluksuz bırakmaya çalıştı. Kimsenin kolay cesaret edemediği Kürt ve Kürdistan meselesine oldukça bilimsel ve zamanın en ileri devrimci perspektifiyle yaklaştı. Keza birçok aydının devlet katından baktığı Ermeni, Rum, Kürt katliam ve soykırımlar meselesine ezilen kadim halkların yaşadıkları gerçekliğin içinden baktı. Tarihin doğru yerinde durduğu gibi her gün lanetlenen mazlum halkların safında yer aldı.
Sadece koyu Türk milliyetçiliğine karşı durmadı. Aynı zamanda bir elini demokrasiye, diğer elini arkadan gericilere, Türk şovenistlerine uzatan ikiyüzlü sahte aydın ve solculara karşı da mücadele etti. Onların ikiyüzlü gerçekliklerini deşifre edip açığa çıkardı. Kürtlerin kadim bir ulus olduğunu, yaşadıkları toprakların isminin Kürdistan olduğunu, özgürce ayrılma hakkı olmak üzere kendi kaderlerini ellerine alma hakkının Kürt ulusuna ait olduğunu belirtirken tarih boyunca Kürt halkına karşı kalkan kan dolu katliam elleri lanetledi. Kürtlerin tam hak eşitliğini ve özgürlüğünü canı pahasına savunmaktan korkmadı.
Sosyal şovenlerin karşısında durdu
Şêx Saîd, Ararat, Zîlan, Dêrsim katliamlarına karşı direnen Kürt halkının ve öncülerinin yanında durdu. Haklı ve demokratik mücadelesinin yanında oldu. Başta katliamcı soykırımcı Türk muktedirleri olmak üzere İngiliz emperyalistlerini lanetledi. Ulusların, dillerin eşitliğinden yana olmayan, devlet kurma imtiyazını sadece Türklere tanıyan sosyal şovenlerin, sinsi Türk milliyetçilerin karşısında durdu. Türk halkı üzerinde etkili olan Türk milliyetçiliğinin izleri silinmeden, etkilerine karşı mücadele yürütülmeden Kürtlerle karşılıklı güven, birlik ve dayanışmanın sağlanamayacağını belirtti. Bu görevin Türkiyeli devrimcilerin omuzlarında olduğunu ifade ederek kimseden bir onay alma ihtiyacı duymadan ve bir övgü beklemeden devrimci görevlerine sarıldı.
Hiçbir Türk aydını, solcusu, Ermeni ve Rum soykırımı meselesine değinmezken, mağdurların safında mazlum Ermeni, Rum, Asuri, Kürt, Alevi halkının yanında durarak milyonlarca insanın canına mal olan katliamları kınadı. Oysa her zaman olduğu gibi Türk faşizminin kanlı kılıcının lanetlemesi yerine mağdurlar suçlanmış, Ermenilerden katliama uğradıkları, Kürtlerden ise var olduklarını ispatlamaları istenmiştir. Oysa genç komünist önder İbrahim Kaypakkaya, 1915 ve 1919-20 yıllarında Ermenilerin ve Rumların kitlesel olarak katledilip kadim topraklarından zorla koparılıp tehcir yollarında yok olmaya sürüklendiklerini, geride kalan bir kısım kadın ve çocukların Müslümanlaştırılma ve Türkleştirilmeye zorlandığını belirterek gerçeğin gözünün içine bakmaktan çekinmedi. Katliam ve sürgünlerin, adaletsizlik dolu haksızlıkların sonu gelmediği gibi hemen her fırsatta Kürtlere, Alevilere, kadınlara yönelik katliam, inkar ve asimilasyonun devam ettiğini belirtti.
Temel kolonları söküp attı
Devletin kurucu ideolojisi olan Kemalizmde anti emperyalist özellikler arayanların karşısına çıkıp “Kemalizm faşizmdir” derken sadece devleti karşısına almadı. Ezilenleri, özgürlük ve kurtuluş arayanları, komprador burjuva sisteme bağlayan temel kolonları da söküp attı. Resmi ideolojinin tüm renklerine ve biçimine karşı mücadele etmeyi devrimci bir görev edindi.
Her bir ağacın, her bir çiçeğin mezar taşı olduğu bu topraklarda, bir 18 Mayıs şafağında halkı için mücadele ederken işkencehanelerde ser verip sır vermeyen devrimci önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın, Amed'deki zindanda “Direnmek Yaşamaktır” diyerek Newroz ateşi ve direniş sembolü olan Mazlum Doğan’ın, bedenini alev topuna çevirerek karanlığı parçalayan Dörtler'in, büyük devrimci Haki Karer’in tarafıyız.
İyi biliyoruz ki; özgürlük savaşçıları, kadınların ve çocukların ölmediği, korkunun olmadığı daha adil bir yaşam uğruna savaşarak şehit düşseler de onlar yenilmezdir.
Yenilmez olanların anılarına sonsuz bağlılıkla…