"Bu özerklik falan biraz romantik, biraz içi doldurulmamış kavramlar. Bizi bağlayan tarafı yok…”
Kırıkkale-Kırşehir kavşağı üzerine bir alışveriş merkezinin açılışına katılan Atalay, mağazayı gezerken gazetecilerin soruları üzerine böyle diyor…
Yüreğinden "histiyê te bişkê erê welle” diyen binlerce ananın temennisine katıldığımı belirtmek istiyorum. Gerçekten içi doldurulmamış bu kadar havada sallanan bir demeçte biz görmemiştik. Şimdi tek tek gidelim…
"Bu özerklik falan biraz romantik, biraz içi doldurulmamış kavramlar” diyor…
Ağzımızda gül, hadi gel özerklik! Sende çal oradan bir flamenco ey dost demesini de bilirdik! Dememişiz. Sen o zaman gör eyle romantizmi. İnsan biraz utanmalı diyeceğim ama kime ve neye diyorum! Misal AKP’nin en çok kullandığı kavram ne? Demokrasi… Zaten onlara kalırsa Demokritos’tan, Antik Yunanlı hevallerden önce AKP bulmuş bu kavramı. Hatta ve hatta bir yönetim biçimi olarak Heredot’tan önce Şamil Tayyar ve Yiğit Bulut tartışmış… Peki 12 yıldır bu kavramın içini zerre doldurabildiniz mi Beşir Beg? Asıl sorulması gereken, bırak içini doldurmayı 12 yılda içini bu kadar boşalttığınız kavram var mı? Kêf kêfa we valla… Her şeyi berbat et ama sanki dış güçler gelip yapmış gibi de soyutla kendini her şeyden.
İçini doldurma demişken! Sen özerkliği "Kibe Bumbar” mı sandın abê? Öyle içini doldurmak deyince aklımıza ilk bu gelir haberin olsun. Yani bize böyle felsefik romantik ayaklar çekme boşuna. Asıl derdinizin kadim halkımızı başta Kellepaça olmak üzere Kibe Bumbar’dan soğutmak olduğunu da herkes biliyor. Evet, çokta romantik yemekler. Hayatında tatmadığın için bilemezsin değerini ve anlamını. Haliyle içi boş, doldurulmamış derken neye gönderme yaptığını anladık, sen merak etme.
Tabi iyi taraftan bakarsan ve biraz polyannacılık oynarsak, aslında özerklikte zaten Kibe Bumbar gibidir. Birbirlerine uzak değiller. Bu yemek bir kere zor yapılır. Önce bir güzel temizlemen lazım, tabi ters yüz ederek temizlersin. Sonra gerekli malzemeleri de bir güzel yıkar ve birbirine karıştırırsın. Tuzla yıkar, ovarsın. Saatlerce haşlarsın. Ve daha bir sürü işlem… Emek isteyen bir yemektir! Özerklikte öyle… önce bazı şeyleri ters yüz edip bir güzel müdahale etmen gerek. Sonra kendini arındırman, temizlemen lazım bazı hastalıklardan. Sistemleri harmanlaman gerek. Sıra ile bazılarını demlemeye bırakırsın. Böyle gidiyor işte… Siyasal sistemimizin içi aslında pekala dolu ve doldurulmaya devam ediyor. Şuan boş dediğin şeyi belki 2-3 yıl sonra kendin kabul edip yararlı diyeceksin.
Devam edelim… Atalay "Bizi bağlayan tarafı yok…” diyor…
Ee valla o kısmı biz de biliyoruz. Zaten sizi değil tamamen bizi bağlıyor. Lakin û fakat akademik abi-ablaların da önemle belirttiği üzere bu bağlamda aslında sizi de bağlıyor.
Tamam özet geçiyorum: Madem seni bağlamıyor ne zırt pırt burnunu sokup açıklama kasıyorsun?
Ne diye eline şarabı almış romantik Google beyefendileri gibi kavramsal şeysilemeler şey ediyorsun?
Tamam sen yolsuzluk vurgununda payına düşeni yeterince almamış olabilirsin, gerginsindir. Anlaşılabilir, insani bir durum yani… Ama Kürtleri bahane etme! Bak ricamdır etme! Bırak Kibe Bumbar’ın yakasını… Yedirmeyiz!
Kibe bumbar ve özerklik...
Kürtler ve Kürtlük, hele de Kürt siyaseti konusunda, kısaca Kürt sözünün önüne-arkasına-gurçikine-hıncıkıne gelebilecek her şeyde en bi uzman arkadaşımız Beşir Atalay, başta Uzak Doğu Asya Kürt kökenli yurttaşlar olmak üzere 9 kıt'ada kılıç salladığımız her yerde halkımızın merakla beklediği özerklik ve özerklik inşasına yönelik nihayet demeç verip konuştu. Evet Sayın Atalay!... Lütfen Kürt düşmanı değilmiş gibi konuşun. Buyurun söz sizde: