İsimlerin caiz olup olmadığını sorgulayan insanların olduğu bir ülkede yaşamak bana ağır geliyor artık. Elbette bu sorgulamanın altında yatan sebebi anlamak çok zor değil. Bu sorgulamanın temelinde gayri Müslim "kılıç artığı" isimler olması da kimseyi şaşırtmamalı. 

Sanırım bu sorgulama Türkçe'ye büyük katkılar sunan ve Türk Dil Kurumu’nda "baş uzman", dilbilimci (filolog) "kılıç artığı" Agop Martanyan (A. Dilaçare) için de geçerlidir ve "su ülkesi" anlamına gelen "Sevan" ismi için de. Onun için belki "Agop", önünden geçip giden dünyaya bakıp Galileo gibi yapmayı seçip A. Dilaçar oldu. Sevan ise G. Bruno gibi yapıp cezaevini seçti. Agop Martanyan da, Sevan Nişanyan da dilbilimci.  1936’da "Güneş Dil Teorisi'nin Biyopsikolojik Kökenleri"ni yazan, M. Kemal’e "Atatürk" soyadını veren ve TBMM’ye teklif olarak sunan "kılıç artığı" Agop Martanyan’ın bu davranışının kökeninde "Stockholm Sendromu"nun yattığını söylemek çok da yanlış olmasa gerek.  

Galileo ve Bruno, sizce hangisinin yaptığı eylem daha değerli? Ben bu sorunun Agop ve Sevan’ın eylemlerinin değeri için de sorulması gerektiği düşüncesindeyim. Bilirsiniz ki trajedilerde kahraman yaptığı eylemin sonucunu bilir, en azından koro onu uyarır buna rağmen kahraman yazgısına razı olur ve tanrıların ona vereceği cezayı bilerek suç işler. Elbette bu "önceden bilme" olduğu için trajedi doğmuştur. Prometheus, İkarus ve diğer trajedi kahramanları böyledir. Gerçek yaşamda da bu böyledir Galileo ve Bruno örneğinde olduğu gibi ya da Agop ve Sevan gibi. Bunun için Sevan "pişman" değildir.  Bildiğimiz gibi Ortaçağda engizisyonlar işkenceyi sanat haline getirmişti. Aydınlara uygulanan akıl almaz işkence yöntemleri günümüze kadar taşınmıştır. Engizisyon mahkemelerinde öldürülen insan sayısı 50.000’dir. Keşke bizim ülkemizin de zindanlarının duvarları konuşabilseydi? Ne yazık ki, neredeyse 30 bin faili meçhul cinayet Ortaçağda değil, günümüz Türkiye’sinde işlendi.  Sevan, kendi bahçesine 60 metrekare ev yaptı diye apar topar hapsedildi. Elbette bu tahammülsüzlüğün arkasında "emvali metruke" kanunun yattığını söylemek hiç de yanlış değildir. Bu kanunun amacı, bu toprakları "kılıç artıkları"ndan tamamen temizlemek ve yeniden mülk edinmelerinin de önüne geçmektir. Her ne kadar bu açıktan yapılmasa da sistemin ruhunun böyle çalıştırılmak istendiğini söylemek yanlış olmasa gerek. Onun için sistem bir taraftan daha önceden kılıç artıklarından kalan ve "hiçbir işleme gerek kalmaksızın" hazineye devredilen mülklerin hazinede kalmasını sağlamak diğer taraftan da "kılıç artıkları"nın yeni mülk edinmelerini zorlaştırmaktır. 

"Soyun kurusun!", "Var olma!", "Yaratma!" gibi buyruklar işte bu arketip mirasın devamı daha doğrusu sistemin bilinç dışı toplumsal hafızasının işleyişidir. Onun için Sevan’ı ya da tüm "kılıç artıkları"nı "emvali metruke" yapıp hazine malı yapmaya çalışmak bu sistemin rüyasıdır. 

Ama insanı, düşünen, yaratan, seven, değer veren, özerk ve özgür olan insanı "hazine malı" yapmaya ne bu sistemin, ne de başka sistemlerin gücü yetmeyecektir. Emin olun her "kılıç artığı" gibi Sevan da son sürgün trenini bekleyen ruh halini hapishanede daha da iyileştirecektir. Cellatların yaptığı tek şey var, o da günlerin sonunu hazırlamak. Ama insan olma yoluna baş koyanların da yapacağı şeyler var o da "olma cesaretleri"nin farkına varmak. Ben kendi adıma herkesi Sevan için, "olma cesaretini" gerçekleştirmeye çağırıyorum. Çünkü herkes kendisi için cesur olduğu zaman, içinde yaşadığı çağının vicdanı da olur ve cesur olmayanların vicdanı ve adalet duyguları yok olmuştur. Şimdi Sevan’ı tutsak edenlere sormak lazım; Sevan Nişanyan’ın düşüncesinde bir değişiklik olur mu sizce? Bir adım geri atar mı? Doğru bildiklerinden vazgeçer mi? Aldığı ceza karşısında hiç zayıflık gösterir mi? Eğilir mi cücelerin karşısında?

Çağrımdır! Gelin hep birlikte Sevan’ı, "emvali metruke" yapmak isteyenlere dur diyelim! Onun "olma cesaretini" selamlayalım.  Milyonlarca Ermeni halkının, onurlu bir kavganın ve ölümün doğurduğu bir insandır Sevan! Bağımsızlık ve özgürlük adına savaşmış, büyük felaketlere maruz kalmış bir halkın savaşçısı. Doğruların yalana yenildiği dünyamızda yel değirmenlerine savaş açmış bir Don Kişot’tur o!   Sevan Nişanyan’a uygulanan yargılama gerçekten düşündürücüdür! Bu utançla daha fazla yaşamamak için derhal özgür bırakılmalıdır. Kaçak binadan geçilmeyen ülkemizde, kaçak yapı yaptı diye zindana atılan Nişanyan’ın durumu gerçekten trajikomiktir. Türkiye’de kaçak gökdelenler, kaçak siteler, kaçak yazlıklar dururken ve elbette kaçak müteahhitlerin neredeyse sırtı sıvazlanırken Sevan’a zindan cezasını reva görmek, çifte standart ve onu hazine malı yapmaya çalışmaktır sadece.