
ALMANYA’NIN çok satan dergisi Der Spiegel de MİT’in katliamdaki rolüne dikkat çeken bir haber yayınladı. Fransız soruşturma kaynaklarına dayanan haberden, herkesin her şeyi bildiği ama kimsenin sonuca gitmediği anlaşılıyor. Fransız yargısı, MİT’in katliamdaki rolünü biliyor ama yalnızca Ömer Güney’i yargılamaya devam ediyor.
FRANSIZ yargıçlar da iddianamede, Türk devletinin MİT eliyle katliamdaki rolüne dikkat çekiyor; avukatlar, “soruşturmanın MİT kapısında tıkandığını“ belirtiyordu. Canal+’nın belgeseli ise, “abi-Cevdet” isimli “kayıp” kişinin kimliğine dikkat çekti. Bu sırada, daha önce kaçmaya çalışan Güney, bir de “şartlı tahliye” başvurusu yaptı.
AİLELER, Kürt halkı ve soruşturmayı takip eden herkes kaygılı. Yalnız tetikçi Güney’in yargılanması ve cezalandırılması, hakikati ortaya çıkarmayacak. Avrupa Birliği hukukunun, sınırları içinde Türk devleti yönlendirmesiyle işlenmiş bir katliamın hakiki kaynağına bile ulaşamazsa, ne inandırıcılığı ne ciddiyeti kalacak.
Paris Katliamı ardından üç buçuk yıl geçti. Üç buçuk yıl sonra, PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve gençlik hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilmesi davasından tutuklu katil zanlısı Ömer Güney, Mayıs ayında “sağlık koşullarını” gerekçe göstererek şartlı tahliye talebinde bulundu. Paris Adalet Sarayı‘nda 3 Haziran günü görülen duruşmada mahkeme heyeti, katil zanlısı Güney’in cezaevinden kaçma girişimi olduğunu hatırlatarak, böyle bir tahliyenin riskli olduğuna dikkat çekti; Kürt sorununun çözümü için barış görüşmelerinin başladığı dönemde 3 kadın devrimcinin hedef seçilmesinin kamu vicdanını yaraladığını, barış sürecini sabote etme amaçlı olduğunu belirtti ve Güney’in talebini reddetti.
Türkiye’ye gitme planı!
Söz konusu duruşmaya video-konferans aracılığıyla katılan katil zanlısı Güney ise, iki ablasının Türkiye’de doktor olduğunu belirerek, aslında “Fransa’dan Türkiye’ye gitme istediğini” açık bir dille ifade ediyordu.
Katil zanlısı, katliam emrini aldığı topraklara gitme konusundaki çabasını sistematik olarak sürdürüyor. Daha önce katil zanlısı, Almanya’dan kendisine ziyaretçi olarak gelen R. S. adlı bir kişi aracılığıyla “MİT’e” yazdığı bir notla, silah, patlayıcı madde ve para talebinde bulunmuş; cezaevinden firar etmek için bu taleplerde bulunduğu Fransa yargısının soruşturma dosyasına da yansımıştı. Söz konusu not, görüşe gelen şahsın gözaltına alınıp sorgulanmasıyla ortaya çıkmıştı.
Kürt kurumları endişeli
Geçtiğimiz hafta görülen “serbest bırakılma” talepli duruşma öncesi Fransa Demokratik Kürt Konseyi, yazılı bir açıklamaya yaparak, söz konusu talebin davanın görüleceği mahkemenin yaklaşması öncesinde ortaya atılması nedeniyle kaygılarını dile getirmiş, “Bu bir tesadüf mü yoksa dosyadaki tek sanık elimine mi edilmek isteniyor” sorusunu sormuştu.
Dava 5-16 Aralık’ta
Fransız yargısı, Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilen üç Kürt kadın devrimciye ilişkin dosya soruşturmasını iki yıl boyunca sürdürmüş, 2015 Mayıs ayı sonunda ise iddianame tamamlanarak mahkemeye gönderilmişti. Söz konusu dosya, 5-16 Aralık 2016 tarihleri arasında Paris Özel Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Fransız yargıçlar MİT’i işaret etti
Fransız yargıçlar, 2015 Mayıs ayında tamamlanan soruşturma iddianamesinde, ilk kez siyasi bir cinayette yabancı bir devlete bu kadar açık bir şekilde işaret ediyordu. Katil zanlısı, iddianameye göre, terörist bir örgütle ilişki içerisinde cinayet işlemekle suçlanıyor.
İddianameyi hazırlayan hakimler, Türk istihbarat teşkilatı MİT’in Fransa’da işlenen siyasi bir cinayete karışma olasılığından bahsediyor ama işlenen suçu azmettirenlerin MİT’in kendisi mi yoksa içerisinde yer alan “bir kesim” mi olduğu konusunda yeterli soruşturmayı sürdüremediklerini, çünkü Türkiye’nin yargı işbirliğinde bulunmadığı belirtiliyor.
Derin devlet içerisindeki ayrılıklara, Erdoğan-Cemaat kapışmasına geniş bir biçimde yer verilen iddianamede, katliamın “barış sürecine muhalefet eden grupların bir darbesi” olma ihtimali de masada tutularak, “Prosedürdeki çok sayıda unsur, cinayetlerin kışkırtılması ve hazırlığına MİT’in karıştığı şüphesine yol açıyor” ifadesi kullanılıyor.
Katil zanlısı Ömer Güney’in casusluk yaptığı tespitli olarak iddianamede yer alırken, zanlının Türkiye’deki birey veya bireylerle gizli görüşmeler yaptığına dikkat çekilirken, “MİT ajanlarının bu olaylara üst makamların onayı dahilinde resmi olarak mı katıldığı yoksa barış sürecini bozmak için mi böyle davrandıkları konusunda net tespit yapılamadığı” ekleniyor.
Türkiye bilgi paylaşmadı
Soruşturma sürecinde katil zanlısının telefonunda bulunan kimi yazılı belgeler, telefon trafiği, Türkiye’ye gidişleri, Almanya’da çizdiği faşist milliyetçi kimliği, kaçma girişimi sırasında “MİT’e” yazdığı not ve katliama ilişkin internete sızdırılan belgeler, önemli rol oynadı. Katliamın birinci yıldönümünden üç güç sonra, 12 Ocak 2014 günü internete bir ses kaydı sızmasından iki gün sonra Sakine Cansız’a yönelik suikast için tetikçiye verilen talimatın belgesinin yayınlanması, soruşturmanın yönünü Ankara’ya çevirse de Fransız hakimlerin tüm yazılı başvuruları Türkiye tarafından sonuçsuz bırakıldı. Ankara, Ömer Güney’e ilişkin elindeki hiçbir bilgiyi Fransız savcılarla paylaşmazken, Fransız servislerinin de ellerindeki soruşturma dosyasını paylaşması yönünde çağrısını yineledi.
Katliamın üzerinden 2 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra Mayıs 2015’te Fransız savcı Jeanne Duyé’nin soruşturmayı kapatma kararından sonra soruşturmaya dair Sylvain Louvent ve Laure Marchand adlı iki Fransız gazetecinin Canal+ adlı Fransız televizyon kanalı için hazırlamış olduğu ve Mart 2016’da yayınlanan belgesel çalışması, soruşturmanın Türkiye boyutuna dair yeni veriler ortaya koyuyor.
“abi-Cevdet” kim?
Soruşturma dosyasında katil zanlısının görüştüğü telefon trafiğinin takibine ve ailesiyle yapılan röportajlara da yer verilen belgeselde, Güney’in “abi-Cevdet” olarak kaydettiği ve günlük olarak birkaç kez görüştüğü kişiye ulaşılmaya çalışılıyor. “abi-Cevdet” hakkında Türkiye soruşturma dosyasından da kimi verileri elde eden belgesel yapımcıları, söz konusu kişinin günlük olarak Ankara’da bulunan MİT merkeziyle telefon trafiği olduğunu belgeliyor.
Peki “abi-Cevdet” kim? Bu sorunun peşine düşen gazeteciler, katil zanlısı Güney’in ailesinin oturduğu sitede komşusu olduğunu öğreniyor. Gazetecilerin “abi-Cevdet” hakkında yaptıkları araştırmada söz konusu kişinin, nüfus kayıtlarına göre 2015 yılında “kanserden” öldüğü ortaya çıkıyor. “abi-Cevdet”in bu katliamdaki rolü, MİT ve Güney’le günlük görüşme trafiği, bu ölüm ilanı bilgisiyle yine karanlığa gömülüyor. “abi-Cevdet” gerçekten öldü mü, öldürüldü mü, yoksa kimlik mi değiştirdi? Bütün bu sorular aydınlatılmayı bekliyor.
Aile MİT’in emrinde!
Aynı belgeselde dikkat çeken bir diğer unsur da, Güney’in Ankara’da ikamet eden amcasının açıklamaları. Katil zanlısının amcasının, “Abimin bir oğlu vardı, benim de bir oğlum var. Vatan için istesinler, onu da gönderirim” açıklaması, Güney ailesinin bütününün MİT’in emrinde olduğunu açık bir dille belgeliyor.
Mahkeme yaklaşırken yeni tezler üretiliyor
Söz konusu belgeselde Türk devlet yetkilileri, gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakmakla yetiniyor. Hatta röportaj girişimi sırasında 14 Ocak 2014 yılında internet ortamında yayınlanan, MİT’e ait olduğu belirtilen ve katliam emrini içeren belgenin gerçekliği konusunda yapılmak istenen röportaj sırasında gazeteciler tehdit ediliyor. Ellerindeki kayıtlar silinmek isteniyor.
Türkiye, katliamın ilk saatinde “iç infaz” tezine sığınmış, ardından AKP ve Cemaat kapışmasının devamında Erdoğan’ın ağzından “Paris’teki katliamları ‘Paralel’ yaptı” tezine sarılmıştı. Daha önce internet ortamına sızan belgede adı geçen Haluk Özcan adlı MİT yetkilisi hakkında, Fethullahçılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle ve başka bir cinayetten kaynaklı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma, Paris Katliamı’na ilişkin değildi; ama AKP, bu soruşturma üzerinden her fırsatta, özellikle de katliama dair dava yaklaşırken, katliamın “Paralel Yapı” tarafından işlendiğini belgeleme derdine düştü. Bu çaba yeterli etkiyi yaratmayınca ise yandaş medya aracılığıyla “iç infaz” tezleri yeniden yazılmaya başlandı. Milat Gazetesi’nde 18 Mayıs’ta yayımlanan yazılar, buna örnek. Hatta bununla da yetinmeyen Türk medyası, suyu bulandırmak için, Fransız yargısının “ikinci bir katil zanlısı aradığına” dair yalan haberler yapmaktan kaçınmadı.
Yeni bir “abi-Cevdet” senaryosu mu?
5-16 Aralık tarihleri arasında görüşülecek dava, terör kapsamında ele alınacak. Siyasi bir dava olarak ele alınacak Paris Katliamı dosyasında bütün bu veriler, belgeler olmasına rağmen elbette MİT yargılanmayacak. Katil zanlısı olarak tetikçi Ömer Güney mahkeme karşısına geçecek. Bugüne kadar bütün suçlamaları reddeden katil zanlısının, benzeri dosyalara bakıldığında, 30 yılı aşkın bir ceza alması bekleniyor. Nisan ve Mayıs ayında yapılan bu haberlerin devamında katil zanlısının sağlık durumunu gerekçe göstererek tahliye talebinde bulunması, bu nedenle bir tesadüf gibi gözükmüyor. Kürt kurumları ve ailelerini endişelendiren bu başvuru, akla “Yeni bir ‘abi-Cevdet’ senaryosu mu yazılıyor” sorusunu da getiriyor.
SELMA AKKAYA/PARİS
Der Spiegel: MİT işin içinde!
Almanya’nın en çok satan dergilerinden biri olan Der Spiegel’in internet sitesinde Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’in katledildiği Paris Katliamı’na ilişkin önemli bir haber yer aldı. Dergi haberinde, üç Kürt kadın devrimcinin öldürülmesinde MİT’in rol aldığına dikkat çekti.
MİT’ten destek aldı
Fransa’nın başkenti Paris’te, 9 Ocak 2013’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesinde Türk istihbarat örgütü MİT’in oynadığı rol, Almanya’nın Der Spiegel dergisinin haberiyle yeniden gündeme geldi. Dergi, Paris’teki soruşturmaya dayandırdığı haberinde, katil zanlısı Ömer Güney’in MİT’ten destek aldığı bilgisine yer verdi. Haberde Güney’in yalnızca katliamı MİT’in doğrudan emriyle mi, yoksa kendi başına mı gerçekleştirdiğinin henüz kesinleşmediği belirtildi.
Herkes biliyordu!
“Türk ajanları PKK’li aktivist kadınların öldürülmesine karışmış” başlığıyla verilen haberde, Güney’in “aşırı milliyetçi biri” ve “Türk istihbaratıyla ilişkili” olduğu belirtilerek, MİT tarafından “PKK’nin Paris’teki hücresine” yönlendirildiği yazıldı. Haberde ayrıca, Güney’in bu özelliklerinden ve Türk istihbaratının yönlendirmesi altında olduğundan Alman ve Fransız istihbarat örgütlerinin de haberdar olduğu, ancak bunu yeterince ciddiye almadıkları belirtildi.
Güney’in ‘misyonu’
Haberde, “Güney’e verilen misyon Fransa’daki PKK kadrolarının güvenini kazanmaktı ve bunu başardı“ denilerek, zanlının “mükemmel bir çift hayat” yaşadığı, olay öncesinde “mağdurların/kurbanların” güvenini kazandığı, Kürt olmamasına rağmen Kürt derneğinde kendini kabul ettirebildiği, bu “sızma planının” da kimliği tespit edilemeyen diğer kişilerle birlikte hayata geçirildiği ifade edildi.
Habere göre, soruşturmayı yürüten Fransız yetkililer, Güney’le birlikte hareket eden kimliği belirsiz bu kişilerin Türk istihbarat elemanları olabileceğini düşünüyor.
‘Sarsıcı bir durum’
“Ankara’ya bağlı ajanların Paris’teki bir infazda parmağının olmasının” Türkiye ile Avrupa Birliği arasında siyasi problemler yaratacağını yazan Der Spiegel, “AB üyesi olmak isteyen bir devlet, AB sınırları içinde böyle bir cinayet işletiyor. Son derece yıkıcı/sarsıcı bir durum” yorumu yapıldı.
Paris Katliamı’nın katil zanlısı Ömer Güney, Kasım 2011’de Fransa’ya gidip “sızma planına” başlamasından önce 8 yıl boyunca Almanya’da yaşamıştı. Hollanda radyosu “Argos” da kısa süre önce bu hususlara dikkat çeken bir haber yayınlamıştı.
HABER MERKEZİ