
ABD seçimlerini eski Başkan Barak Obama kazandı. Suriye savaşı gittikçe daha fazla Türkiye sınırında yoğunlaşıyor. İsrail-Hamas savaşı yeniden kızıştı. Ülkemizde cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri atmışyedinci gününü doldurdu. Yani artık ölüm orucu haline geldi. Bu çerçevede Kürt sorunu üzerine tartışmalar sürüyor. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bir süredir yürüttüğü parti kurma çalışmalarını tamamladı. Böylece siyasal yaşam Halkların Demokrasi Partisi (HDP) ile de tanışmış oldu.
Görülüyor ki gündem çok yoğun. Bunlar gibi daha birçok konu var. Her biri başlı başına ele alınıp değerlendirme yapmayı gerektiriyor. Birini es geçmek neredeyse gündemden kopma tehlikesini içinde taşıyor.
ABD Başkanlığına yeniden Obama’nın seçilmiş olmasına sevinenlerin sevinmeyenlerden fazla olduğu gözüküyor. En çok sevinenler arasında AKP Hükümeti de bulunuyor. Nedense AKP’nin Cumhuriyetçilerle yıldızı barışmıyor. Süleymaniye’deki çuval olayı bunun bir nedeni olabilir. Fakat esas neden olarak Cumhuriyetçi siyasetin daha radikal olma gerçeğini vurgulamak gerekir.
Obama’nın yeniden başkan seçilmesi dört yıldır devam eden ABD politikalarında fazla bir değişikliğin olmayacağını gösteriyor. Özellikle en çok merak edilense Suriye savaşının durumu oluyor. Şimdilik Obama ve çevresinden yeni bir tutum değişikliği pek yansımıyor. Fakat yine de kesin bir şey söylenemez. Önümüzdeki yılbaşından itibaren ABD politikalarında bir hareketlenme de beklenebilir.
Obama yönetiminin bu politik duruşunun en çok AKP Hükümetini zorladığı görülmektedir. Nitekim ABD seçimleri ardından hükümet sözcüleri bir kez daha “ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesi gerektiğini” belirtmişlerdir. Ancak beklentilerinin gerçekleşmeyeceğini görmüş olacaklar ki, Serêkanî (Resulayn) çatışmasına izin vermişlerdir.
Halep’te çatışmaların azalması ardından, Suriye savaşının Türkiye sınırında yoğunlaştığı açıktır. Akçakale sınırından sonra şimdi de Ceylanpınar sınırı savaşa sahne olmuştur. Sınır’ın şirin kasabası Serêkanî’de yüzlerce ölü ve yaralı olduğu gibi, binlerce kişinin göç etmesi sonucu neredeyse kasabanın boşalmış olduğu bilgisi gelmektedir.
Suriye muhalefetinin sınır kasabalarında çatışmaları yoğunlaştırması, Halep üzerinde yeniden etkinlik arayışı olarak değerlendirilebilir. Ancak AKP Hükümetinin tam desteği olmadan “Özgür Suriye Ordusu” bu tür çatışmalar yapamaz. Burdan bakınca mevcut Suriye savaşının AKP’nin üzerine kaldığı ve AKP Hükümetinin istediği “Tampon bölge” yaratma yönünde ilerlediği söylenebilir. Böylece AKP’nin Suriye sınırındaki Kürt sorunundan kurtulmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.
İçte ve Suriye politikasında iyice sıkışan AKP’nin Gazze’ye sarılarak kendini rahatlatmak istemesi anlaşılırdır. Bu nedenle Hamas-İsrail savaşı AKP için sanki bir can simidi gibi yetişmiştir. Demagojide çok usta olan AKP Hükümeti bu savaşa dayanarak rahatlıkla gündemi saptırabilmektedir.
AKP’nin saptırmaya çalıştığı gündem, hiç kuşkusuz atmışyedinci gününü dolduran cezaevi açlık grevleridir. Kürt tutsakların büyük bir kararlılıkla ve “Öcalan’a Özgürlük” talebiyle başlattıkları açlık grevi direnişi, Türkiye içinde ve dış alanlarda yarattığı etkiyle AKP Hükümetini ciddi bir sıkıntı ve zorlanma içine sokmuştur. Hükümetin beklentilerinin aksine zindanlardaki direniş çok geniş bir destek bulmuştur.
“Anadilde eğitim ve savunma hakkı”, “Öcalan’a Özgürlük” gibi çok net ve önemli amaçlar için geliştirilen açlık grevi direnişinin atmışyedinci günü geride bırakması, başlı başına bir somut sonuç olmaktadır. İnanç ve kararlılık netçe ortaya konmuştur. Aslında Kürt halkının gerçek tutumu açığa çıkmıştır. Dolayısıyla açlık grevi direnişinin daha şimdiden başarıya ulaştığı rahatlıkla söylenebilir. Bu direnişin olumlu etkisi önümüzdeki süreç içinde çokça görülecektir.
Zindanlardaki açlık grevi direnişinin güncel başarısı, Kürt sorununu yeniden ve daha kapsamlı bir biçimde tartışma gündemine sokmuş olmasıdır. Öyle ki, bu kapsamda herkes Kürt sorununu tartışıyor. Aydınlar, siyasetçiler, yazarlar açlık grevi ardındaki temel nedeni irdeliyor. Bu çerçevede AKP siyasetine eleştiri ve Kürt sorununu çözme eğilimi öne çıkıyor.
Bu tartışmalarda gerçekten içerikli ve ön açıcı görüşler öne sürülüyor. Fakat hala Kürt toplumuna hakaret eden faşist-şoven görüşler de az değil. Tabi arada fazla anlam ifade etmeyen sözde görüşler de var. Örneğin Hüseyin Çelik’in “Tamamen siyasal amaçlı” demesi gibi. Fukara zat, açlık grevi yapanların hepsinin siyasetçi olduğunu ve siyasal yaklaşım nedeniyle tutuklandığını unutmuş görünüyor! Bu arada “Kürt sorununu kim çözer?” diye somutlaştırabileceğimiz tartışmalar da var. Bu tartışma daha çok AKP-CHP arasında yaşanıyor. Zaten MHP’nin faşist-şoven tavrı biliniyor. Fakat bu konuda ilginç tutum CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geliyor.
Dersimli olmasına rağmen Dersim katillerine madalya veren bu zat, “Akan kanı ben durdururum”, “Hükümet duyarsızlık içinde” diyor. Bu sözleri duyunca insan Kılıçdaroğlu’nun yeni politikalar geliştirdiğini sanıyor ve umutlanıyor. Fakat takiben söylediklerini duyunca tüm umutları kırılıyor.
Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine göre “Anadilde eğitim Türkiye’yi böler”miş! Dolayısıyla Baykal yönetiminin 1990’ların başında hazırladığı “Kürt raporu”nun bile gerisine düşüyor. O raporda “Anadilde eğitim hakkı” savunulurken, CHP şimdi bunu “Bölücülük” olarak görüyor. Soruna ilişkin başka da söylediği bir şey yok. Aslında CHP de MHP gibi, ne Kürt kimliğini, ne de Kürt sorununu kabul ediyor.
O halde bu CHP Kürt sorununu nasıl çözecek? Belliki geçmişte yaptığı gibi katliamlarla ezecek. Şimdi AKP de aynı şeyi yapıyor, geçmişte CHP’nin yaptıklarını bugüne uyarlayarak yapıyor. CHP gibi “Kürt yok” diyerek değil de, “Benim Kürt kökenli vatandaşlarımın sorunu var, Kürt sorunu yok” diyerek daha maskeli ve demagojik bir üslupla yapıyor.
Aslında programına bakılırsa Kürt sorununu çözebilecek parti olarak yeni kurulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) görülüyor. Çünkü HDK programı ve pratiği bu konuda inandırıcı. Halkların Demokratik Kongresi’nin kurduğu HDP’nin de bu inandırıcılığa sahip olacağı açık.
MHP zaten katliamcı, CHP ve AKP de MHP gibi. Sözleri farklı olsa da pratikleri aynı. O halde bunlardan Kürt sorununun çözümünü beklemek hayal. Geriye yeni kurulan HDP kalıyor. BDP’nin de HDP’yi desteklediği biliniyor. O halde Kürt sorununu ancak HDP çözebilir. HDP’yi parti yapacak ve iktidara taşıyacak olan da budur.
O halde HDP siyasal gerçekleri iyi görmeli, önce kendisini iktidara taşıyacak olan Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlam programlamalı, sonra da çözüm gücünü pratik seferberlik halinde ortaya koymalıdır!..