İçinden geçtiğimiz süreç hangi boyutuyla ele alınırsa alınsın olağanüstülüğü ifade etmektedir. Bölgedeki gelişmelerin düğümlendiği Suriye’de yakın süreçte yeni bir durumun yaşanması zor görünmektedir. Mevcut çatışmalı sürecin daha bir süre devam edeceği, muhalefet oluşturma çabalarının kısa sürede sonuç alamayacağı yaşanan gelişmelerden anlaşılmaktadır. ABD seçimlerinin iktidardaki demokratlar lehine sonuçlanması bölge politikalarına nasıl yansıyacak bu henüz netleşmiş değildir.
Rusya başta olmak üzere, Şanghay Beşlisi olarak adlandırılan bloğun ABD eksenli politikalara itirazları sürmekte ve bölgede etkili olma temelinde yoğun girişimleri dikkat çekmektedir. Suriye rejiminin aşılmasından ziyade tarafların uzlaşmasına dayalı yeni bir rejimin oluşturulması tartışmaları yürütülmektedir. Bu arada Suriye rejimi kolay kolay konumunu terk etmeyeceğini bunun için direneceğini, bu temelde savaşı bölgeye yayabileceğinin sinyallerini vermiştir. Şimdiye kadar Suriye’ye dönük Türkiye üzerinden yürütülen politikanın beklenen sonucu vermediği, hatta Beşar Esad rejimini daha da güçlendirdiği iddiaları dile getirilmektedir. ABD dışişleri bakanının Türkiye eksenli Suriye muhalefetine dönük değerlendirmeleri de göstermektedir ki Avrupa Birliği, İsrail ve ABD’nin muhalif güçlere dönük kaygıları ve güvensizlikleri derinleşmiştir. Yeni bir muhalefet cephesi oluşturma çalışmalarının Türkiye’den Katar’a kaydırılması bu konuda ciddi çelişkilerin ve uyuşmazlıkların yaşandığını göstermektedir.
Bu atmosfer içinde yürüttüğü politikalarla en büyük kazanan Kürt Özgürlük Hareketi olurken, en büyük kaybeden Türkiye olmuştur. Erkenden Suriye’deki duruma müdahil olan, bu temelde eski politikalarını terk ederek Suriye düşmanlığına soyunan Türkiye, mevcut durumda adeta ofsayda düşmüştür. Türkiye çok tehlikeli bir sürece girerek, bölgedeki tüm güçlerle karşı karşıya gelmiştir. Yanında silahlandırdığı çete grupları ve kendisi gibi gittikçe yalnızlaşan KDP kalmıştır. Sergilediği politika, başarısız ve sığ dış politikaya örnek olarak değerlendirilmektedir. Türkiye bu durumdan kurtulmanın yollarını aramakta bu temelde hem bölgemiz hem halkımız için tehlike içeren provokasyonlara girişmektedir.
KDP’yi de içeren provokatif saldırılar ve Arap-Kürt çatışması geliştirme çabaları bu çerçevede ele alındığında görülecektir ki Türkiye başlangıçta belirlediği Suriye’de Kürt statüsünü engelleme politikasından çark etmiştir. Suriye’de Kürtsüz herhangi bir sistemin kurulamayacağı ve Kürt statüsünün engellenemeyeceğinin ortaya çıkmasıyla birlikte oluşacak Kürt statüsünün KDP çizgisinde ve denetiminde olmasında karar kılmıştır. KDP ile ortaklığı buna dayanmaktadır. KDP-Türkiye ortaklığındaki provokatif saldırılar bu temelde gelişmiştir. Bu anlamıyla KDP Kürt halkının çıkarları ve geleceğine nasıl yaklaştığını bir kez daha ortaya koymuştur. KDP’nin mevcut durumuna karşı etkili bir mücadele yürütmek ve karşı durmak Kürtler açısından artık temel yurtseverlik görevi haline gelmiştir. Rojava’daki Kürt politikası öngörülü, kazandıran ve geliştiren özellikleriyle daha yetkin uygulanmayı gerektirmektedir. Bu temelde yetersiz bırakılan yanlarının tamamlanması, birlik zemininin güçlendirilmesini getirecek ve KDP-Türkiye ortaklığını boşa çıkaracaktır. Bu temelde belli bir gelişme sağlanırsa hem halkımızın kazanımları büyüyecek hem de Türkiye’nin KDP’ye ve silahlı kimi çete gruplarına dayanarak geliştirmeye çalıştığı provokatif politikalar boşa çıkacaktır.
AKP iktidarı tarihinin en zor dönemini yaşamakta ve bu birçok çevre tarafından dile getirilmektedir. Yoğun bir özel savaş temelinde kendini güçlü göstermeye çalışsa da politik çevreler AKP için “sonun başlangıcında” değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Kürt tutsakların Açlık grevi direnişinin tüm gizleme, görmezden gelme yaklaşımlarına rağmen büyük bir kararlılıkla sürdürülmesi AKP iktidarının perdeleme çabalarını sonuçsuz kılmış ve gündeme oturmuştur. Tüm zindanları da içerecek biçimde genişlemesi büyük bir kamuoyu yaratmış bulunmakta ve zindan direnişi bu tutumunu devam ettirmesi halinde siyaseti belirlemeye aday görünmektedir. Mevcut posizyonuyla Kürt sorununun çözümünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve AKP’nin Türkiye’yi kendine göre biçimlendirmesini önlemeyi hedeflemektedir. Başarılı olması halinde etkileri Türkiye ve Kürdistan ile sınırlı kalmayacak bölgesel düzeyde olacaktır. Bölgesel ve uluslar arası güçlerin Kürt sorununun çözümünde Kürt özgürlük hareketini muhatap almasını ve Kürt statüsünün bu temelde belirlenmesini getirebilecek etkilere yol açacaktır. Dolayısıyla başarısı Kürt özgürlük mücadelesine büyük ivme kazandıracak bir direniş durumundadır. Nasıl ki 12 Eylüle karşı Diyarbakır Zindan Direnişi büyük etkilere yol açtıysa bu zindan direnişi de onu kat kat aşan bir etki gücünü ortaya çıkaracaktır.
Bütün psikolojik savaş oyunlarına rağmen gerillanın geliştirdiği hamlelerle köşeye sıkışan AKP rejiminin, zindan direnişiyle içine girdiği durum tam bir çıkmazdır. Tüm kesimlerce makul bulunan taleplerin kabul edilmesi Kürt sorununda çözüm kapısının aralanması anlamına gelecektir ki AKP buna hazır görünmemektedir. Eyleme müdahale edilmesi ise kolay göze alınabilecek bir durum değildir. Dolayısıyla oyalama, saptırma, moral bozma gibi yöntemler yoğunca uygulanmaktadır. Yine kimi cezaevlerinde yangın tatbikatı gerekçesiyle tehdit ve şantaj içerikli uygulamalar geliştirilmektedir. Hükümetin ve cemaatin açıklamalarında tehdit, şantaj, hakaret, aşağılama tonu alabildiğine yükselmiştir. Bu yaşanan büyük zorlanmayı ifade etmektedir ve kesinlikle kararlı bir duruşla aşılabilecektir. Eylemin sahibi zindandaki devrimci tutsaklardır ve sonuca götürmekten de kendileri sorumludur. Tersi yaklaşımlar eylemin amacına hizmet etmeyeceği gibi AKP propagandalarına hizmetin ötesine gitmeyecek, zindanda ülkesinin ve halkının özgürlüğü için iradesini ortaya koyan tutsakların eylemine büyük bir saygısızlığı ifade edecektir.
Kimi yerlerde geliştirilen linç girişimleri, halkımızın ve hareketimizin onurunu rencide edecek açıklamaların yapılması, hükümetin ve Erdoğan’ın “halkın çoğunluğu idamı istiyor” söylemini dillendirmesi, faşist kamuoyunun hareketimiz ve halkımız üzerinde baskı gücü yapılmaya çalışılması eylemi kırmaya, teslim almaya dönük yoğun girişimlerin olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kararlı bir tutum gösterilmesi, tutsakların devrimci onuruna saygılı yaklaşılması, hükümetin politikalarının teşhir edilmesi ve eylemliliğin her yanda geliştirilmesi temel görevler durumundadır.
Bu süreçte HAK-PAR kongresi yapılmış, kongrede AKP adına sözcülüğe soyunan Kemal Burkay Kürt Özgürlük Hareketine silah bırakma çağrısı yaparken, zindan direnişiyle sonuç alınamayacağı ve bırakılması gerektiğini utanmadan ve yüzü kızarmadan dile getirmiştir. Halkımız üzerinde hiçbir etkinliği olmayan siyasi bir mevtadan farklı bir şey zaten kimse tarafından beklenmiyor ancak ondan medet umması AKP faşizminin ne durumda olduğunu gösteren iyi bir örnek oluyor.
Bütün bu gelişmeler temelinde görülmektedir ki Kürt Özgürlük Hareketi izlediği politikalar ve yürüttüğü direnişle büyük adımlar atmış ve büyük kazanımlar ortaya çıkarmıştır. Hamle geliştirmekte, büyük bir halk ve kamuoyu desteğine ulaşmış bulunmaktadır. Gelişme yaratan, büyüyen, insiyatifi elinde tutan ve süreci belirleyen Kürt özgürlük hareketidir. Yüklendiğinde sonuca gitmesi için tüm koşullar ve imkânlar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar olgunlaşmış bulunmaktadır. Bu ise açık ki devrimcilik, demokratlık, yurtseverlik görevlerini gündeme getirmektedir. Bu konuda yaşanan atalet aşıldığında kim kazanır kim kaybeder görülecektir.
Kim kazanır kim kaybeder?