Siyasette ilginç manzaralar geçidi var.

Türkiye’deki akıllılar yolun herhangi bir virajında sıkıştıklarında, Kürt dünyasından medet umuyorlar.
Türkiye’de Kürdistan’sız iş yapmak artık hayal oldu!
Selahattin Demirtaş üçlüde “Dersim dört dağ içinde” şarkısını seslendirdi.
Türkiye’nin sanat dünyasında “as” haber oldu.
Ondan önce, “Paket”i eleştiren, Beser Hozat ve Mustafa Karasu manşetlere taşındılar.
Hemen “anketler” yapıldı ve BDP’nin oy oranının “düştüğü” yazıldı.
O da doyurucu olmadı.
14 Ekim’de Öcalan’ın “sürece devam” niteliğindeki açıklaması, Türkiye’yi kurtardı gibi oldu.
Birdenbire “şahinler” ılımlılar ve makul olup olmama tartışması gündeme taşındı.
Peki tüm bunların temelinde neler var?
Bu soruya cevap verilmedi.
Çünkü, Türkiye’deki egemenleştirilmek istenen politika, Kürtler’in bölünebileceğini göstermekti.
Erdoğan Başdanışmanı Akdoğan’a açıklattı: “İmralı açıklaması ve şahinlerin hayalkırıklığı”.
Herkes faleketi beklerken, yani “şahinler” “süreç bitti” derken, İmralı sürecin başlaması gerektiğini belirtti.
Ve Erdoğan’a göre nokta kondu.
Erdoğan, bazı Kürt yazarlarının “iplerinin kısaldığını” yazdı.
Bu da Türkiye’de hükümete dayalı, “entelektüel paravan” bir yapılanmanın olduğunu ve Erdoğan ile Metiner’in azmettiriciler olarak “kutsal görev” icra ettiklerini gösteriyor.
Ancak konuya dönmek istiyorum:
Siyaset bu ya!
İmralı’nın sözünün kıymetini artıran ve İmralı’yı Türkiye’nin siyaset odağı haline getiren bir mekanizmanın sürekli güncel politika ürettiğini izliyorum.
Radikal söylemlerle, Kürtler’in silah tehdidinden uzak, kendilerini kurumlaştırmak üzere, “ulusal itaatsizlik” sürecine girmelerini dileyen siyasetin adresinin aynı olduğunu görüyorum.
Demitaş’ın kendi okullarımızı kendimiz kurar, belediyelerimizi kendimiz idare ederiz, söyleriyle İmralı’dan “kendiniz yapın” açıklaması aynı “kod”u taşıyor.
Önceden yaptığımız “sivil itaatsizlik” yerini “ulusal ve toplumsal itaatsizliğe bırakıyor.
Toplumlaşan bir ulus “itaatsizlik” başlattı, devamı gelecek.
Bundan dolayı da, Kandil’deki “sert” açıklamalar ile İmralı’daki ılımlı açıklamalar, biribirini tamamlıyacak bir siyaset örtüsünün bileşkenleri oluyorlar.
Kandil’deki açıklamalar, gözleri İmralı’ya çeviriyor.
İmralı’dan gelen açıklama, Kandil’i yeniden gündeme oturtuyor.
Çalkalanan Ankara siyaseti.
Gündemi oluşturan, hala yorulmadığına hayret edilen “Kürt siyaseti”.
Neden mi?
Koçgiri ayaklanmasından bu yana, sürekli horlanan, katledilen, sürgünlere gönderilen bir halkın çocukları, sahneye çıktılar ve hala çıkmaya devam ediyorlar.
Tarihi kırılma yok.
Türkiye’nin kolonyal siyasi gücü bu yükselen direniş spiralini engelleyemedi.
Bundan dolayı da, “az zarar” politikası gündemde.
Şaşkınlık, saldırı ve bölüp yeniden yönetmek için gündeme yön vermek istiyorlar.
Kürdistan’daki halklar, “kendi kaderlerini” tayin etmek için adım attılar.
Görünen; bundan sonra ki sürpriz gelişmelerin olacağı.
Bu sürprizlerden birinin de: Diyarbekir Belediyesi’nin alanlardaki Mustafa Kemal heykellerini halk kararıyla yıkılmasının olmasını yürekten diliyorum.