İktidar mücadelesinin nerede duracağını tahmin edebilmek için elimizde bir kaç ipucu var. Bunlardan birisi tarafların beklentisi ve işgal edilen pozisyonların doğası ile ilişkilidir. Nasıl Erdoğan için bisikletin durması aynı zamanda devrilmesi anlamına geliyorsa, karşısındaki muhatabın geri adım atması da, tümden tasfiye olması sonucunu doğuracaktır. Gelinen aşamada, uzlaşma ve orta yol bulma ihtimali sıfıra yaklaşmıştır. Ancak iki tarafın da üzerinde etkili olan iradenin bitirebileceği bu kavgada, hiç bir şey olmamış gibi bir ilişkinin yeniden inşası imkansızdır.
Kimin nereye kadar kavgayı devam ettirme kapasitesi taşıdığı, dikkate alınması gereken ikinci ipucudur. Neredeyse iki taraf için de geçerli olan ortak özellik, örgütlenme modelidir. İki tarafda da lider endeksli örgütlenme belirleyicidir. Yine iki tarafda da karar süreçlerini şekillendiren aktörlerin refleksleri birbirine benzemektedir.
Yeniden başlığımızdaki soruya dönelim. Kim nereye kadar kaybedecek?
Başbakan Erdoğan, 30 Mart seçimlerinden büyük bir darbe yemeden çıkarsa krizi atlatabileceğini umuyor. Bu tümüyle yanlış bir hesap. Siyasetin bu denli algı üzerine inşa edildiği bir ülkede, sandıktan çıkacak sonuç bir yere kadar anlamlıdır. İster kasetler montaj olsun, isterse yeni kasetler ortalığa dökülsün, sonuç itibarı ile tutumlar ile algı arasındaki ilişki ilginç bir denklem üzerine oturmuştur. Bir taraf ne pahasına olursa olsun yolsuzluk iddialarına kulak tıkamaya karar vermiş, diğer taraf ise, Erdoğan gitsin de ne olursa olsun havasına girmiş durumda.
Böylesi ortamlarda üçüncü bir tarafın inşası için son derece uygun bir toplumsal psikoloji oluşur. Kavga uzadıkça fanatik tarfatarların halkası daralır ve bu kavgadan bıkan kitlelelerin iradesi belirleyici olmaya başlar.
Önümüzdeki günler bu açıdan tarihi öneme sahiptir.
Urla’da ki gibi tuzaklar özellikle üçüncü tarafın güçlenmesinin önündeki en önemli engeldir. Gündemi değiştirecek ve Kürtleri çatışmanın tarafı haline getirecek her türlü girişime karşı dikkatli olunmalıdır. Özellikle HDP’nin toplumsal hafızada yeni bir sayfa açılmasına imkan oluşturacak çabalarının boşa düşürülmesi hedeflenecektir.
Newroz’un büyük bir coşku atmosferi içinde geçmesini engellemeye yönelik girişimlere karşı tedbirler bizzat BDP ve HDP tarafından alınmalıdır. Seçimler öncesinde Kürtleri, kavga ve gürültünün içine çekecek her türlü provokasyona karşı önleyici müdahalede bulunmak, aslında toplumsal örgütlülüğün de önündeki en önemli sınavdır.
Bu konuda ortaya koyulacak başarı, sandık güvenliğinin de teminatı olacaktır. Aksi taktirde harcanan tüm emeği boşa çıkaracak bir durumla karşı karşıya kalacağız.
Kim ne kadar kaybedecek?
Son yayınlanan dinleme listeleri ve Başbakan’ın oğlu ile konuşmaları gösteriyor ki artık bu kavgayı kimin kazanacağı sorusunun hiç bir anlamı yoktur. Cevaplanması gereken, “kimin ne kadar kaybedeceği” sorusudur.