Bazı kavramlar o kadar anlam yitimine uğradı ki, herkes kendi havzalasının yettiğince kullanır oldu. Örneğin ihanet kavramı. Neye nereden baktığınız, nasıl algıladığınız, ne anlam yüklediğiniz, hayat felsefeniz, zihniyetinizle bire bir bağlantılı olarak anlam kazanıyor, daha doğrusu kaymasına uğruyor.
İhanet edilecek şey anlam biçilen, değer atfedilen, sevgi ve gönülden bağlılık duyulan şey olmalı. Gönüllü birlikteliğe sırtınızı dönmüş olmalısınız. Argoda buna ‘satmak’ denir.
Bölge ulus devletleri yüzyılın başından bu Kürt ülkesini tüm değerleriyle kendi aralarında paylaştılar. Kürdün dili, kültürü, kimliği inkara tabi tutuldu. Asimilasyonun her türlüsü uygulanarak Kürtler yer yüzünden silinmek istendi. Yetmedi her türlü soykırımı reva gördüler.
Tüm bu yok etme siyasetine karşı Kürtler ayakta durmayı başardılar. Ülkelerinin dört parçaya bölünmesine, uygulanan fiziki ve kültürel soykırıma karşı özgürlüklerinden bir an olsun vazgeçmediler.
Kendi kimliği ile var olması, kültürünü koruması, fiziki soykırımın en acımasızına rağmen köleliği kabul etmemesi bu ulus devletler tarafından "ihanet” addedildi. İsimleri eşkıyaya, çapulcuya çıktı.
Kimi Arap dedi, kimi Fars, kimi de Türk. Oysa ihanet etmek kendine yabancılaşmak, değerlerine sırt çevirmek, kendini inkar etmektir. Kürdün yapmadığı budur.
Ama Beşar Esad bütün tükenmişliğine rağmen Kürtlere rahatlıkla ihanetçi diyebiliyor. Oysa Esad bugün halen koltuğunda oturabiliyorsa, halen bir devletin başı sıfatıyla çıkıp konuşabiliyorsa, DAİŞ faşizmi karşısında tuzla buz olup gitmemişse bu kesinlikle Kürtlerin DAİŞ’e karşı amansız savaşının sonucudur.
Kürtlere ihanetçi demelerinin Kürtler nezdinde zerr-i mıskal kadar değeri yoktur. Çünkü istenilen Kürtlerin boyun eğmesi, biat etmesidir. Bilakis Esad Kürtlere borçludur. Daha doğrusu Esad Kürtler, Araplar, Süryaniler, Êzîdîler ve diğer tüm Suriye halkları karşısında suçludur. Mezhepçilikle bir toplumlu bölmek, bir rengi, inancı ve kültürü diğer tüm renklerin ve kültürlerin üstünde tutmak, kendisi dışında diğerlerini yok saymak en büyük ihanettir, en büyük insanlık suçudur.
Dolayısıyla Esad rejimi dahil bölge ulus devletlerinin tüm iktidarları halklar karşısında suçludurlar. Halklara hesap vermesi gerekenler asıl olarak bu faşist, tekçi, soykırımcı rejimlerdir.
Toplum ve tarih karşısında bunca suç işlemiş olanlar nasıl olur da her türlü sömürüyü reva gördüğü bir halka ihanetçi diyebiliyor?
İşin özü buna şaşmamak da gerekir. Çünkü ufukları bu kadardır, zihniyetleri iktidarın kirine, pasına bulanmış. Kendileri ile toplum arasında, kendileri diğer renkler dışında kurdukları bağı köle-efendi bağıdır. Kendileri hep efendi diğerleri hep köledir onlar açısından.
Dolayısıyla bu zihniyet sahiplerinden şikayet etmek, bu tür mantık dışı söylemlerinden dolayı şaşırmak yersiz olur. Bırakalım kendilerini dev aynasında görmeye devam etsinler. Fakat bir şeyi bilelim kervan bir kez yola girmiştir. Hiçbir bendin durdurması da mümkün olmayacaktır.