Yeryüzündeki bütün Kürtler hep bir ağızdan bağırsak, son kullanma tarihi yeni ve erken bitmiş Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner kadar hakikati net bir biçimde duyuramazdık kimselere…
Ne diyor, Işık Koşaner?
„Biz hiçbir zaman eylemsizlik falan filan öyle birşeyi ağzımıza almadık. Bizim için eylemsizlik söz konusu değil arkadaşlar.
Bizim hiç kimsenin talimatına falan da ihtiyacımız yok. Tabii ki mücadelemiz devam edecektir. Kimse de bunu durdur diyemez. Dese bile bunu kabul etmeyiz. Bir kere bunu hiç unutmayınız.“
PKK’yi suçlamak için ‘devlet resmen açıklamasa da, operasyonları azalttı’ diyen basın kalemşörleri, bu sözler karşısında ne düşünüyorlar acaba?
Düşünebiliyorlar mı?
Devlet zaten ‘Ben operasyonları durdurdum demez’ mi diyecekler?
Bunu deseler şaşırmak mı gerek?
Bu konuşmanın bir kamuoyu açıklaması olmadığını, gelişmeler karşısında nasıl hareket edeceklerini kararlaştırdıkları bir toplantı olduğunu hatırlatmaya gerek var mıdır?
Vardır.
Hatırlatsan bile, bir faydası olacak mıdır?
Şüphelidir…
Daha ne diyor Koşaner?
‘Kesinlikle yok hareketi azalt, operasyonu azalt, ne bizim ne diğer komutanlarımızın ağzından çıkar...
Onun için dedik ki istihbarata dayalı gerçek duyuma dayalı birşey elde ettiğimiz zaman operasyon yapalım. Artık bunu jandarma mı yapar, beraber mi yaparız. Yani boşu boşuna birlikleri sevk etmektense bir bilgi alıp bir istihbarat alıp ona yönelmek… Bazı yerlerde hareket yok. Ne oldu, bitti mi bu adamlar?’
Yok ‘Ankara Grubu’ yok ‘Bursa seksiyonu’ diye PKK’yi suçlayan ve bu yolla da çatlaklar oluştumaya, bölmeye çalışan, vicdanı cüzdana bağlı, mantığı efendisinin andıçlarıyla sınırlı, her şeyi bilen ağır ağabeylerimizin yüzü kızaran cinsten mi bilmiyorum ama, Koşaner orda da durmuyor, devam ediyor:
„Bunlara rahat vermememiz lazım. Öyle bir hava varsa eğer kafanızdan lütfen çıkartın. Öyle şey yok. Neyimiz varsa kullanın. İşte havada bilmem ne helikopteri hazır bulundururuz. Bilmem ne çağırırız gerekirse. Bulundurun çağırın şimdi rahatız.
YANİ sıkışık durumda değiliz. Her türlü imkanınızı kullanın. Bakın her türlü imkanımızı kullanın diyorum. Ama teması da kurduktan sonra. İşte ben bunu kaçırdım. Gittiler gece karanlığında kayboldular. Bizde herşey var. Gece de görüyoruz gündüz de görüyoruz. Her türlü imkanımız var. Bunu kaçırmayacağız ona göre tedbir alacağız. Marifet kaçırdım demek değil. Temas kurunca kaçırmak yok…“
Neymiş?
‘Operasyonları azaltmak, ara vermek yok. Öyle dağlarda asker taburlarını boş yere dolaştırmayın, ağırlığınızı istihbarata verin, kesin bilgiyle gidin ve kaçırmayın...’
‘Yok edin…
Her TÜRLÜ İMKANI kullanın…’
HER TÜRLÜ İMKAN, açıkça dile getirilmeyen, örtülü bir savaş suçu talimatı duygusunu sizde de yaratmıyor mu?
Ne diyordu başbakan?
‘Askerleri tabii ki operasyonlarını yapacaktı…’
Mayın itiraflarını es geçelim…
Türk kamuoyunu oluşturan aydınlar, sanatçılar, gazeteciler, bu itiraftan sonra „Durun bir dakika, bizi aldatmışsınız! Adamlar aldıkları eylemsizlik kararına bağlı kalmaya çalışsa da, buna fırsat tanımamışsınız. Onları siz çatışmaya zorlamışsınız…“ diye, bu itiraftan sonra, devlete itiraz edecekler mi sanıyorsunuz?
Etmeyecekler…
Nitekim dün itibarı ile işin bu yönüne değinen, dikkat çeken olmamıştır.
Aynen Türk devleti gibi, Türk aydınları da, Kürtler söz konusu olduğunda işin özünü konuşmaya hiç hevesli değildir. Üstelik son zamanlarda yepyeni Emin Çölaşan’lar, Ahmet Vardar’lar, Altemur Kılıçlar türemiştir. Düne kadar mazlum edebiyatı yapan ve bugün Kürtlere karşı birer akbabaya dönüşenler…
Müslüman bunlar…
Enfal soykırımını yapanlar da, müslümandı, Halepçe’yi yakanlar da…
Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler belli ki vicdan sahibi. Etrafındaki yeni Çölaşanlar karşısında şaşkın:
„Bu arada muhafazakâr kesimin yayın organlarının şahinleşen yaklaşımlarını yadırgadığımı da belirtmek isterim.“