Dünya artık ‘Mekan, Kimlik ve Ekoloji’ ekseni üzerinden dönüyor diyoruz uzun zamandan beri. Bu eksen sadece şiddetli bir uçurum haline dönüşen Ortadoğu için değil, dünyanın her tarafında derinleşerek gelişiyor. ABD’de Charlottesville’de olanlar, ırkçıların açık saldırganlığı ve çok yakında muhtemel olarak meczup ilan edilecek 20 yaşında birisinin anti-faşist göstericilerin arasına arabasıyla dalmasıyla en üst boyuta sıçrayan, bir kişinin ölmesi 19 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan savaş tam böyle bir şey. Charlottesville, ABD’nin Virginia eyaletinde yaklaşık sadece 50.000 kişilik nüfuslu ve üniversite kenti denilebilecek bir yerle Ortadoğu benzerliği size garip gelebilir ama aynı fay çatlağı üzerinde, ‘Mekan ve Kimlik’ ekseninde savaşlar bunlar.
Eğer Charlottesville’de olanları yeterince önemli bulmuyorsanız, bunun üzerine ABD başkanı Trump’ın, olaylar üzerine açıklamasına bakalım o zaman. Trump olaylar üzerine yaptığı açıklama ‘nefret, bağnazlık ve şiddeti kınadığı’ idi. Burada esas söylemek istediğim ise bunun sonuna eklediği ‘Pek çok tarafın’ sözü. Yani faşistleri, ırkçıları ve otomobille antifaşist binlerce insanın üzerine dalan katil filan, özenle genele dahil edilip sadece ‘pek çok tarafa’ dönüşmüştü. İyi ve yakından bildiğimiz bir şeydi bu bizim. „Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” den başlayan, mesela Suruç, Diyarbakır, Ankara katliamlarından sonraki açıklamalara kadar giden, dilin aynısıydı bu. ‘Öfkeli çocukların!’bu açıklamalarda hiç anılmadığı ve hatta ölenlere rahmet dilerken bile ayağını havaya kaldırıldığı, kesinlikle itinayla yapılmış faşizmdir bu. İzlerseniz göreceksiniz Trump’ın konuşması da tam böyleydi. Saçlarının yine itinayla köpük sürerek sabitleştirdiği ön tarafı tam ‘Pek çok tarafı’ demeden önce bir kez sarsılmaya çalışıyor, sonra kafasını havaya kaldırıp, bu sefer elinin tersiyle havayı tokatlayarak yeniden ‘Pek çok tarafı’ diyerek bunu pekiştiriyordu. Seyredin çok bildiğiniz bir konuşma bu.
Neredeyse hepimizin içine düştüğü askeri strateji oyunlarını andıran bolca ‘Suriye tahlilleriyle’ geçiyor günlerimiz. Kimin kaç tane askeri birliği olduğu, bugün kimin kiminle dostluk kurduğu ve yarın ne yapacaklar tahminleri ve bahisleriyle yürüyen, ne de olsa tutmasa da ‘Ortadoğu kaygan zemin’ yüzyıllık klişe cümlesiyle atlatılabilecek strateji seyircileri halindeyiz. Halbuki orada devam eden savaşın bir ‘İspanya İç Savaşı’ olduğu daha doğrusu bir ‘İspanya Devrimi’ olduğu unutuldu bile. Halbuki dünyaya etkisi tam anlamıyla aynı. Yani ardında ya her gün daha derinleşen bir faşizm gelecek ya da bu sefer ‘Devrim’ kazanırsa, radikal bir demokrasi yani özgürlük. Bunu anlatmaktan, bütün dünyaya anlatmaktan geçiyor bu savaşı kazanmanın yolu…
Yani Devrim, kelebek kanadının fırtınası…