Amed’de çalışma yürüten Dicle Fırat Kültür Merkezi, gençlere çeşitli sanat dallarında kurslar veriyor. Bu merkezde müzik çalışmaları yürüten Ahmet Yılmaz ile görüştük.
1983 doğumlu Ahmet Yılmaz, 2003 yılından bu yana kültür-sanat çalışmalarında yer alıyor. Önce Güneş Kültür Merkezi, daha sonra ise Dicle Fırat Kültür Merkezi’nde yer alan Yılmaz, Amed’de büyümüş. Önce arkadaş ortamı ve sanatçı çevrelerden pratik eğitim alan Ahmet Yılmaz, daha sonra tecrübelerini akademik eğitimle daha da güçlendiriyor. Ardından şan dersleri alan Yılmaz, birikimini Kültür Merkezi’ne gelen öğrencileriyle paylaşıyor. O’nun öğrencileri, çocuklar, gençler ve yetişkinlerden oluşuyor. Yılmaz “Böylesi bir kültür merkezinde görev almak benim için hem ufuk açıcı hem de zevk verici bir şey” diyor. Yılmaz, Kürt kurumların, halkın kimliği ve kültürünün korunması, gelecek nesillere aktarımı için önemli işlevi olduğunu söylüyor. Ancak ailelerin kız çocuklarını kültür çalışmalarından uzak tutmasını eleştiriyor.
 

Kız çocuklara aile baskısı


Ahmet Yılmaz, Amed’deki kültür çalışmalarında kız çocuklarının az olmasından şikayet ediyor. Bunun ailede kız çocuğuna yönelik baskıdan kaynaklı olduğunu dile getiren Yılmaz, “Bizlerin de buradaki temel görevi aileleri ziyaret etmek ve kurumumuzun amacını, duruşunu aktarmaktır. Amacımız o aileleri kazanmaktır. Bu çabamızla birçok ailenin güvenini kazandık. Bu güveni verdikten ve bu yönlü çalışma sürdürdükten sonra o ailelerde bir soru işareti kalmıyor. Çocuklarının nereye gittiklerini biliyor, bizi destekliyorlar. Bu da önemli oranda bize güç veriyor” şeklinde konuştu. 
Ahmet Yılmaz iki yıl önceki bir olayı şöyle anlatıyor: “Örneğin bundan 2 yıl önce bir genç kızımız buraya geldi ve ‘ben buraya gelmeyi çok istiyorum ama ailem istemiyor, bana izin vermiyor’ dedi. Genç arkadaşımızın güzel bir sesi vardı. Şan dersi almayı çok istiyordu. Ailesi ise ‘bu meslek değildir, hiçbir şey değildir. Seni geriletir, seni toplumdan uzaklaştırır’ diyormuş. Genç arkadaşımızı bu sözlerle müzikten soğutmaya çalışmışlardı. Biz ailesine gittik görüştük, buraya davet ettik. Ondan sonra genç arkadaşımıza ailesi izin verdi, kendisi gelmeye başladı ve halen aramızdadır.”

‘Gençlere güven veriyoruz’


Yılmaz, başta Amed olmak üzere Kürdistan’ın diğer kentinde valiliklerin açtıkları gençlik merkezleri ile kültürel yozlaşmayı topluma dayattığını vurguluyor. Kimlik kaybının bu kültür merkezleri eliyle yapılmak istendiğini sözlerine ekleyen Yılmaz’ın düşünceleri devamla şöyle: “Biliyorsunuz Mezopotamya Kültür Merkezi, 1991’den bu yana kendi çalışmalarını sürdürüyor, hiçbir şekilde de taviz vermiyor. Ne kadar baskı olursa olsun, MKM’nin kültür ve sanat alanında duruşu ve hedefi nettir. Valilik ise bu kararlı duruşumuza karşı bir kültürel uzaklaştırma ve içi boşaltma amaçlı bu sözde kültür merkezlerini açtı. Sistemin gençler üzerinde etkisi vardır. Gençlerimizi her türlü yöntemler ile kendi kültürlerinden, kimliklerinde uzaklaştırmak istiyorlar. Mesela lise, ortaokul ve hatta ilkokul öğrencileri çok rahatlıkla esrar kullanıyor, çok rahat bir şekilde iğrenç şeyler yapabiliyor. Devlet buna göz yumuyor, teşvik ediyor. ‘Gençler siyasete bulaşmasın, ne yapıyorsa yapsın’ mantığı yürütülüyor. Biz bu konuda ne yapıyoruz? Bizler bu gençleri aramıza alıyoruz, onlara dostluk, güven, sıcak bir yaklaşım veriyoruz. Bu çabamız sonucunda çok sayıda gencimizi de kazanabildik. Dün esrar içen genç, bugün müzik kursunda ders alıyor. Dün hırsızlık yapan genç bugün tiyatro dersi alabiliyor.”
Bu çabaya rağmen yine de olumsuzluklar tümüyle ortadan kalkmış değil. Halen, kurumlarına gelmeyerek bir nevi ortada kalmış gençlerin varlığına işaret ediyor Ahmet Yılmaz.

Kuruma devlet baskısı


Geçen yıl 5 ayrı belediye ile birlikte mahalle çalışmaları yürüttükleri bilgisini veren Ahmet Yılmaz, birçok gencin bu çalışma ile topluma kazandırıldığını ifade etti. Yılmaz “Bu çalışmalarımız ile birçok gencimizi ikna edebildik. Bu doğru yolda olduğumuzu gösteriyordu. Bu kazanımı kabullenmeyen devlet kendi mekanizmalarıyla bizi pasifleştirmeye çalıştı. Örnek olarak bir yıl içinde 4 ya da 5 kere kurumumuza baskın yapıldı. Fakat zannetmesinler ki, bizler bu baskılardan dolayı çalışmalarımızı bırakacağız. Aksine daha fazla çalışmalarımıza sarıldık. Kurumun karşısında bulunan kafelerde saatlerce bizi izleyen sivil polisler bir taraftan kurumumuza gelen gençlere gözdağı vermeye çalışıyor bir tarafdan da neler olup bittiğini, kimlerin gelip geçtiklerini izliyorlar” diyor.   
8 ayrı müzik grubu ile çalışmalarının sürdüğünü dile getiren Yılmaz, bu grupların konserler ve değişik etkinliklerde başarılı bir performans sergilediğine işaret ediyor.

‘Dost’ sanatçılar


Ahmet Yılmaz, karşılaştığı sorunları da anlatıyor: “Bizim en derin sorunlarımız Vali ve onun açtığı kültür merkezleri değildir. Bizim sorunumuz kendi içimizdeki dayanışma duygusu. Düşünün siz sanatçısınız ve bize geliyorsunuz, kendinize ‘dost sanatçı’ diyorsunuz. Kürtsünüz ve bize kendinizi dost sayıyorsunuz. Türk olsa anlarım, dost sanatçıdır. Ama Kürt’ten Kürt’e dost sanatçı olur mu? Bu sizce de yanlış bir tutum değil midir? Veya bizim birçok genç sanatçımız TRT6’ya geçerek kısa sürede bir boşluğa düşmüşlerdir. Şimdi bunların birçoğu her yerden kopmuş, hiçbir şekilde ne müzik yapıyor ne de sanat ile uğraşıyor. Bizi gördüklerinde yere bakıyor, yön değiştiriyor. Siz olsanız bunlara ne dersiniz? Bizler kızsak da, tekrar kazanmak için uğraşıyoruz. Çünkü gitmiş, hatasını görmüş anlamış ve şimdi pişman ama utancından tekrar dönemiyor. Bizler kimseyi dışlamıyoruz, dürüst ve samimi olan herkese kapımız açıktır.”


NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU-AMED




‘Keremke mamoste’


Ahmet Yılmaz ile sohbet ederken kapı açılıyor ve küçük bir kız çocuğu içeri giriyor. Yanında biri genç olan iki kadın da var. Ahmet Yılmaz, “İşte bizim en başarı öğrencilerimiz” diyerek küçük kızı yanımıza çağırıyor. Kız sakin ve bir o kadar çekingen şekilde geliyor, kendisine sandalye veriyoruz, utanganç bir şekilde oturuyor, yere bakıp ‘Keremke mamoste’ diyor.
Ahmet Yılmaz, çocuğu tanıtıyor: “Hêlin Turhan, 11 yaşında genç bir kızımız. 5 yıldır Dicle Fırat Kültür Merkezi’nde ders görüyor, dört yıldır folklor bir yıldır ise erbane dersi alıyor.”
Hêlin, öğretmenin onayı üzerine anlatmaya devam ediyor: “Biz üç kardeşiz, iki kız bir erkek. Yanımdakiler annem ve ablam. Babam 5 yıldır cezaevinde. Her çarşamba onu ziyaret ediyoruz. Annem belediyede temizlik görevlisi olarak çalışıyor.” Hêlin, annesi ve ablası yan yana oturuyorlar ve sohbetimize devam ediyoruz. Helîn’in “Ben okula gidiyorum, altıncı sınıf öğrencisiyim. Soracaksınız biliyorum. Hemen diyeyim, derslerim iyidir” sözleri ortamı daha da rahatlattığı gibi herkeste bir gülümsemeye yol açıyor. 
Parlayan gözleriyle devam ediyor konuşmasına: “Daha önce okulda folklora gidiyorduk ama burayı duymuştum ve gelmeyi çok istiyordum. Anneme sordum, o da yerini tam bilmiyordu. Sorduk etrafa bulduk yerini ve annem beni buraya getirdi. İlk geldiğimde yedi yaşındaydım. 5 yıldır burada ders görüyorum. İlkin ritim dersleri aldım, çok sevdiğim için haftada üç kere gelmeye başladım. Evde de çalışıyordum. Babam erbane çaldığımı biliyor, bazen televizyonda konserlere çıktığımda görüyor. Ama yanında çalmamı çok istiyor. Bu Ablam Azize’dir. Ablam da buraya geliyor, o da bağlama ve bilur dersi görüyor. Diğer küçük erkek kardeşim bendil yani ayak arası dersi alıyor. Buraya biraz yakın oturuyoruz.”
Helîn’in çoktan tanınmış bir erbane grubunda yer aldığını, dört aydan beri de başkalarına erbane dersi verdiğini öğreniyoruz. Hêlin devamla, “İlk geldiğimden bu yana erbaneyi çok istemiştim. Ama yaşım küçük olduğu ve elim tutmadığı için beni alamadılar. Geçen sene başladım ve çok seviyorum” diyor.
Hêlin, birşeyler istercesine öğretmenine bakıyor. Mamoste önce gülümsüyor sonra ‘tamam’ diyor. Hêlin divandan kalkıyor, karşı duvarda asılı olan erbaneyi indiriyor ve bize çok canlı bir erbane konseri veriyor. Bizler hem hayranlık hem de şaşkınlık içinde Hêlin’i izliyoruz.