Ahmet Kahraman
Kürt medyasında, geçen hafta yayımlanan haberlerin birinin başlığı çarpıcıydı. Başlık, kısacık bir sorudan ibaretti:
"Kürtlerin Libya’da ne işi var?"
Ama, bu küçücük sorunun patlama gürültüsü ve dolayısıyla yankısı büyük oldu. Çünkü, soruyu soran, Libya’nın bağımsızlık ile özgürlüğü için savaşan Ulusal Ordunun sözcüsü General Ehmed El Mismari‘ydi.
El Mismari düzenlediği basın toplantısında, köleci baskıya karşı 200 yıldan beri bağımsızlık savaşı veren Kürt halkından söz ediyor, sonra "bu ne biçim bağımsızlıkçılık?" kinayesinde bulunurcasına, Libya’da Türk işgalcileri saflarında, "Roj Peşmergeleri" adında bir Kürt çetenin kendilerine karşı savaştığını söylüyor, devam ediyordu:
"Kürtlerin nasıl ve niçin bu yapının (Türklerin) içerisinde olduğu konusunda şoktayız!.."
Haklı söze ne denir ki...
Sonra, Hewlêr kaynaklarından, yalana takla attırma yöntemiyle bir yalanlama geldi. Ama gerçek tekti. "Roj Peşmergeleri" Libya yağmacıları safındaydı. Peşmergecilik adına, ne büyük utanç!..
Ama, bu utanç yumağı yeni değildi. Ağın devamıydı. Kürtlerin ilk bağımsızlık kıvılcımı 1800’e kadar gidiyordu, ucu...
Ancak, yer yüzünün bu aşağılık halleri, Kürtlere has değildir. Dünya her yerinde ulusalcıların karşısında, düşman saflarında yer satılık adamlar çıktı, çıkıyor.
Bu genel, yine de Kürtleri aklamıyor. Kürt halkının kaderini değiştiren, kiralıkların ihaneti, bu halka ağır bedeller ödetti. Çünkü din, iman diye diye kölelik ruhunu aşıladılar.
Îdrîsê Bedlîsî, sözde büyük bir Kürt aydını ve dini önderdi. Ama, Solakzade tarihinin yazdığına göre Bedlîsî, Kürtlerin kaderini sadece bir heybe altın karşılığında, Osmanlı Sultanlığına sattı.
Bedlîsî altınlarıyla ne yaptı, mutlu oldu mu bilinmiyor. Ama ölüp gittiği, geride köle bir Kürdistan’ın kaldığı ve kendisi de, o günden beri lanetli olarak anıldığı biliniyor.
Sadece o mu? 1800’de gelişmeyen başlayan Babanzadeler başkaldırısı da, kiralık Kürtlerin ihanetine uğradı. Daha sonra, fiyatını bulan kimi Babanzadeler de, "kendini satanlar" piyasasında, alıcısını bekleyen birer mal oldular. Son kuşak Babanzadeler, Kemalist saflarda durdular. Şükrü Baban, Atatürk yolunun aydını ve gazetesinin baş yazarı, sonuncu Baban (Cihat Baban), Kenan Evren diktatörlüğünün Kültür Bakanı’ydı.
Son Bedirhani (Emre Gönensay) Tansu Çiller’in Dışişleri Bakanı’ydı.
Demek istiyorum ki, isyancı aileler ve halka bağlılık onurluluğunu gösteremedi. Fiyatını bulan gitti.
Ama Kürdistan’ın onurlu evlatları, 200 yılı aşkın zamandan beri, bir yandan da kendini satanlara karşı direnerek, köleci zinciri kırma savaşı veriyorlar.
Gelin ve görün ki, piyasa her dönem çekici ve canlıdır. AKP saflarına bakın bir. Düzine düzinedir, bu unsurlar. Fiyatını bulan gidiyor. Recep Tayyip’in kara kutusu (sırdaşı), değişmez baş hafiyesi, çetelerin baş organizatörü Ercişli Kürt Hakan Fidan makamsız, mevkisiz, ücretsiz mı bunca kirli ve kanlı işlerle iştigal ediyor? Fidan eski çavuştur. Ayak işlerinin ustası ama çıkarını da bilir. Fiyatı olan ücretini almadan hangi tetikçi, ajan organizatör çalışır ki, o çalışsın. Ve mevkii, makam olmadan...
Baksanıza AKP’de yemi, avantası kesilenler Akşener’e, Babacan, Davutoğlu’a gidiyorlar.
Her neyse, Hamidiye Alayları da, kiralık askerlerdi. Başat görevleri de Kürtleri bastırmaktı. Günün korucuları ise onların değişime uğramış halidir. Yani parayı basan düşmüş Kürt’ü satın alıyor, tetikçi yapıyor...
Irak Baas rejiminin Kürtlerde oluşan kiralık taburları vardı. Mele Mistefa Barzani, bunlara "cahş" (eşek sıpası) diyordu. "Enfal" sırasında yaranamadığı, Kimayasal Ali’nin tezgahında can verdi.
Bu da kiralıkları kullan ve at yöntemidir. Nitekim, Recep Tayyip de aynısını yapıyor, bugün.
Cahşlardan bazıları, Türklerin 2000’lerin başında Kerkük’te açtığı Türkmenleştirme pazarında 50 dolara alıcı buluyor, bu fiyata ırkını değiştirip "Türkmen" oluyordu.
Bunları da geçelim ve "Roj Peşmergeleri" konusuna dönelim. Bunların tarihi, 9 yıl öncesine dayanıyor. Kürt ulusalcılar, İslamo-Faşist vandalizme karşı örgütlenip Rojavada savunmaya geçince, Türk devleti de, "Kontra" (karşı) yapılanma için kollarını sıvadı. Bu arada, Kürt ulusalcılığına karşı Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS) adında bir örgüt kuruldu. Bu yapı ruhu ve midesiyle Türklere bağlıydı. Önde gelenleri Antep’te, Ankara ve İstanbulda Türk istihbaratıyla toplanıp talimat alıyor, ihtiyaçlarını kararlaştırıyor, silah, cephane alıyor, eğitim planlaması yapıyorlardı.
Bunlar başlangıçta, Türklerin destek verdiği İhvan, El Kaide ve IŞİD saflarında yer alıyor ve Efrîn, Kobanê, Cizîrê bölgelerinde Tabura Azadi, Tabura Selahaddin Eyyubi, Tabura Komela gibi isimlerle faaliyet gösterip çalıyor, öldürüyor ve yağma yapıyorlardı. Türkler, alanda El Kaide ve IŞİD’den ayrı bir yapılanmaya gidip Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO) kurunca, bunlar Roj Peşmergeleri olarak, Türklerin komutasına girdiler. Hewlêr, Başika ve başka yerlerdeki Türk üslerinde eğitilip Rojava‘da, Efrîn, Şengal’de Kürtlere saldırtıldılar. Halep ve başka sahalarda katliam birlikleri olarak kullanıldılar.
Kuzeydeki Kürt şehirlerinin muhasarasından önce, Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından teftiş edilmeleri ile ilk defa kiralık çete olarak medyaya yansıdılar. Bundan sonra Cizre’de, Nusaybin, Şırnak ve İdil’de saldırı birlikleri olarak öne sürüldükleri konuşula geldi.
En son, Rojava’nın işgalinde, cepheye sevk edilmeden önceki teftişte görüntülendiler. Hüzün veren bir ironi, efsanevi Kürt lider ‘Selahaddin Eyyubi taburu’ adını taşıyorlardı. Görevleri Kürt katli, tecavüz ve talandı.
Derken, Libya’da ortaya çıktılar. Kiralıklar orada, Türklerin emir ile komutasında insan öldürüyor, hırsızlık, soygun yapıyor ve ölüyor veya yakalanıyorlar.
Sözün özü, gözü de, midesi de aç cahil, cuhela ulusal bilinçten yoksun kalırsa, sonunda bir kaç dolar için, kiralık katil olur.
Ha ulusalcı ruh mu? Belki o da bir başka gün...